Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurunun Sınırlandırılması, HMK Düzeni ve Müeyyide İhtiyacı
Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurunun Sınırlandırılması, HMK Düzeni ve Müeyyide İhtiyacı
Hukuk yargılamasının temel amacı; maddi gerçeğe hızlı, adil ve isabetli biçimde ulaşmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi ise yargılamanın sağlıklı yürütülmesine, hâkimin dosyaya hâkim olmasına ve kanuni sınırların doğru uygulanmasına bağlıdır. Ne var ki uygulamada, özellikle hukuki nitelendirme gerektiren uyuşmazlıklarda bilirkişiye gereğinden fazla başvurulması, yargılamanın hem uzamasına hem de hâkimin asli fonksiyonunun zayıflamasına yol açmaktadır.
Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurunun Sınırlandırılması, HMK Düzeni ve Müeyyide İhtiyacı
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Hukuk yargılamasının temel amacı; maddi gerçeğe hızlı, adil ve isabetli biçimde ulaşmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi ise yargılamanın sağlıklı yürütülmesine, hâkimin dosyaya hâkim olmasına ve kanuni sınırların doğru uygulanmasına bağlıdır. Ne var ki uygulamada, özellikle hukuki nitelendirme gerektiren uyuşmazlıklarda bilirkişiye gereğinden fazla başvurulması, yargılamanın hem uzamasına hem de hâkimin asli fonksiyonunun zayıflamasına yol açmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Açık Düzenlemesi: Bilirkişilik teknik alanlarla sınırlıdır
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) bu konuda son derece açık bir çerçeve çizmiştir. Özellikle HMK m. 266 uyarınca:
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünü alır.”
Bu düzenleme, bilirkişiliğin yalnızca özel veya teknik bilgi gerektiren konularla sınırlı olduğunu, hukuki değerlendirmelerin ise hâkimin görev alanında bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen uygulamada, bu sınırın zaman zaman genişletildiği ve salt hukuki meselelerde dahi bilirkişi görüşüne başvurulduğu görülmektedir.
Uygulama sorunu: Hukuki meselelerin bilirkişiye devri
Uygulamada karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, açıkça hukuki nitelik taşıyan konuların bilirkişiye gönderilmesidir. Oysa;
* Sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesi,
* Kanun hükümlerinin yorumlanması,
* Hukuki sorumluluğun tespiti,
* Normların somut olaya uygulanması
tamamen hâkimin yetki ve sorumluluk alanındadır. Bu alanlar teknik bilgi değil, doğrudan hukuk bilgisi ve yargısal yorum gerektirir.
Buna rağmen bazı dosyalarda bilirkişi raporlarının karar sürecinde belirleyici hale gelmesi, “yargı yetkisinin bilirkişiye devredilmesi - yargılamanın bilirkişileşmesi” gibi istenmeyen bir sonucu doğurmaktadır.
Yargılamanın uzaması ve güven sorunu
Hukuki konularda bilirkişiye başvurulmasının en önemli sonucu yargılamaların gereksiz yere uzamasıdır. Bilirkişi incelemeleri;
nedeniyle davaların çözümünü ciddi biçimde geciktirmektedir. Bunun yanında taraflar nezdinde “kararı hâkim değil bilirkişi veriyor” algısı oluşmakta, bu durum yargıya duyulan güveni de zedelemektedir.
Norm ile uygulama arasındaki uyumsuzluk
HMK’nın 266. maddesiyle kurulan sistem aslında nettir: bilirkişi sadece teknik alanlarda devreye girer. Ancak uygulamada bu sınırlamaya her zaman riayet edilmediği görülmektedir. Dolayısıyla problem normatif değil, büyük ölçüde uygulama problemidir.
Bu noktada yalnızca kanunun varlığı yeterli olmamakta, uygulamayı disipline edecek tamamlayıcı mekanizmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Müeyyide ihtiyacı ve çözüm önerisi
Bu sorunun giderilmesi için en önemli araçlardan biri, hukuki konularda bilirkişiye başvurulmasına rağmen bunun gerekçesiz veya hatalı şekilde yapılması hâlinde etkili müeyyideler öngörülmesidir.
Bu kapsamda:
* Hukuki nitelikteki konularda bilirkişi atanmasının açıkça denetime tabi tutulması,
* Gereksiz bilirkişi görevlendirmelerinin üst denetim mekanizmalarında değerlendirilmesi,
* Uygunsuz bilirkişi raporlarının hükme esas alınmaması,
* Gerekirse hâkim sorumluluğu bakımından performans ve disiplin değerlendirmelerine konu edilmesi
uygulamayı HMK’nın öngördüğü sınırlarla uyumlu hale getirecektir.
Sonuç
Hukuki konularda bilirkişiye başvurunun sınırlandırılması, yargılamanın etkinliği açısından bir tercih değil, bir zorunluluktur. HMK m. 266 ile çizilen sınırların uygulamada titizlikle korunması ve bu sınırların ihlaline karşı etkili müeyyidelerin devreye sokulması, hem yargılamanın hızını artıracak hem de yargıya olan güveni güçlendirecektir.
Son tahlilde hukuk yargılamasında temel ilke açıktır: Hukuku uygulama ve yorumlama görevi bilirkişiye değil, hâkime aittir. Bilirkişi, hâkimin yerine geçen değil, hâkimin teknik bilgi eksikliğini tamamlayan yardımcı süjedir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.