Akademinin İflas Beyanı: Üniversiteler mi, Unvanlı Memurlar Yuvası mı?​

EKONOMİ 07.05.2026 - 14:45, Güncelleme: 07.05.2026 - 14:45
 

Akademinin İflas Beyanı: Üniversiteler mi, Unvanlı Memurlar Yuvası mı?​

Bugün Türkiye’de yükseköğretim, dışarıdan bakıldığında parıltılı binalar, cübbeli törenler ve binlerce sayfalık yayınlarla dolu devasa bir mekanizma gibi görünüyor. İşte tüm detaylar sadece NetHaberler.Com’da;
Akademinin İflas Beyanı: Üniversiteler mi, Unvanlı Memurlar Yuvası mı?​ Prof. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU Ancak perdenin arkasına geçtiğimizde karşımıza çıkan tablo; hantallaşmış, vizyonunu yitirmiş ve adeta birer Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT)mantığıyla işleyen bir yapı. Dünya, yapay zeka devrimiyle medeniyet değiştirirken, bizim üniversitelerimiz bu hakikati sadece tribünden izlemekle, hatta izlediğini bile anlamamakla meşgul. Liyakatin Katili: Mülakat Sistemi Üniversitelerimizin en büyük “güvenlik duvarı” akademik mülakatlar olmuş durumda. ALES’ten yüksek puan almış, dil yetkinliğini kanıtlamış, yani liyakatini tescillemiş gençler; kapalı kapılar ardında yapılan, kriterleri meçhul mülakatlarla saf dışı bırakılıyor. Neden mi? Çünkü vizyonun olmadığı yerde liyakat bir tehdittir. Vizyonsuz bir yönetim, kapasiteli zihinleri değil, “yönetilebilir” ve statükoya uyum sağlayacak kişileri arar. Jüriler mi, “Ayarlama” Komisyonları mı? Sistemin çürümesi sadece giriş sınavlarıyla sınırlı değil; akademik unvanın en kritik aşamaları olandoktora yeterlilik ve tez savunma süreçleri de tamamen birer “ayarlama” tiyatrosuna dönüşmüş durumda. Danışman hocaların kendi belirlediği, “sen, ben, bizim oğlan” mantığıyla oluşturulan jüriler, bilimi denetlemek yerine ahbaplık ilişkilerini tescilliyor. Öyle ki; akademik yetersizliği nedeniyle yeterlilik sınavında iki kez üst üste başarısız olup sistem dışına çıkan bir öğrenci, çıkarılan “af” yasalarına sığınıp geri dönebiliyor. Daha da vahimi, yan odadaki bir başka “profesör” unvanlı hocanın ayarladığı “uygun” bir jüriyle, başarısızlığı tescilli bu isimler bir anda “doktor” unvanına kavuşturulabiliyor. Bilimin namusu olması gereken bu sınavlar, birer formaliteye ve kağıt israfına dönüştüğünde, o tezlerin insanlığa veya millete katacağı hiçbir şey kalmıyor. Akademik Teşvik mi, Puan Tüccarlığı mı? Bir zamanlar “insanlığa ve millete fayda” gayesiyle tutuşan akademik heyecan, yerini “akademik teşvik” adı verilen bir puan toplama yarışına bıraktı. Bugün yazılan makalelerin çoğu, bir sorunu çözmek ya da bilime bir tuğla koymak için değil; ay sonu bordrosuna eklenecek birer “performans primi” için kaleme alınıyor. Raflar; kimsenin okumadığı, üzerinde gerçek bir zihni mesai harcanmamış, “atıf çetelerinin” birbirini pohpohladığı ruhsuz metinlerle dolup taşıyor. “Siz Ne Üretiyorsunuz?” Soru basit ama cevabı bir o kadar ağır: 200’den fazla üniversite, on binlerce akademisyen; siz gerçekten ne üretiyorsunuz? Dünya genelinde 20’den fazla devrimci yapay zeka uygulaması hayatı kökten değiştirirken, bizim kürsülerimiz hala jüri ayarlamakla, mülakatlarda “kendi adamını” kollamakla meşgul. Üniversite-sanayi iş birliği sloganlardan öteye geçemiyor; doktora jürileri bilimsel bir eleştiri makamı değil, birer “onay mercii” olarak çalışıyor. Son Durak: İşlevsizleşme Eğer üniversite; öğrenciye analitik düşünmeyi ve geleceğin teknolojisini inşa etmeyi öğretmiyorsa, yapay zekanın 3 saniyede sunduğu bilgiyi 4 yıla yayıyorsa ve başarısızlığı tescilli kişileri “arka kapı” jürileriyle doktor yapıyorsa, o kurum artık “işlevsizdir”. Bugün diplomalara duyulan güvenin sarsılması ve piyasanın üniversiteyi bypass etmeye başlaması bu bilim dışı uygulamaların doğal bir sonucudur. Umarım bu bakış açısı, bir yerlerde birilerinin zihninde bir kıvılcım çakar. Çünkü üniversiteler sadece binalardan ibaret kalırsa, o binaların içindeki ışık sönerse, toplumun önünü aydınlatacak başka bir meşale bulmamız çok zor olur. Üniversitelerimiz ya bu kokuşmuş jüri ve mülakat zihniyetinden kurtulup gerçek birer bilim yuvasına dönüşecek ya da tarihin tozlu raflarında, tabeladan ibaret birer nostalji olarak kalacaklar. Çünkü hakikat, ayarlanan jürilerle saklanamayacak kadar çıplaktır
Bugün Türkiye’de yükseköğretim, dışarıdan bakıldığında parıltılı binalar, cübbeli törenler ve binlerce sayfalık yayınlarla dolu devasa bir mekanizma gibi görünüyor. İşte tüm detaylar sadece NetHaberler.Com’da;

Akademinin İflas Beyanı: Üniversiteler mi, Unvanlı Memurlar Yuvası mı?​

Prof. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU

Ancak perdenin arkasına geçtiğimizde karşımıza çıkan tablo; hantallaşmış, vizyonunu yitirmiş ve adeta birer Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT)mantığıyla işleyen bir yapı. Dünya, yapay zeka devrimiyle medeniyet değiştirirken, bizim üniversitelerimiz bu hakikati sadece tribünden izlemekle, hatta izlediğini bile anlamamakla meşgul.

Liyakatin Katili: Mülakat Sistemi
Üniversitelerimizin en büyük “güvenlik duvarı” akademik mülakatlar olmuş durumda. ALES’ten yüksek puan almış, dil yetkinliğini kanıtlamış, yani liyakatini tescillemiş gençler; kapalı kapılar ardında yapılan, kriterleri meçhul mülakatlarla saf dışı bırakılıyor. Neden mi? Çünkü vizyonun olmadığı yerde liyakat bir tehdittir. Vizyonsuz bir yönetim, kapasiteli zihinleri değil, “yönetilebilir” ve statükoya uyum sağlayacak kişileri arar.

Jüriler mi, “Ayarlama” Komisyonları mı?
Sistemin çürümesi sadece giriş sınavlarıyla sınırlı değil; akademik unvanın en kritik aşamaları olandoktora yeterlilik ve tez savunma süreçleri de tamamen birer “ayarlama” tiyatrosuna dönüşmüş durumda.
Danışman hocaların kendi belirlediği, “sen, ben, bizim oğlan” mantığıyla oluşturulan jüriler, bilimi denetlemek yerine ahbaplık ilişkilerini tescilliyor.
Öyle ki; akademik yetersizliği nedeniyle yeterlilik sınavında iki kez üst üste başarısız olup sistem dışına çıkan bir öğrenci, çıkarılan “af” yasalarına sığınıp geri dönebiliyor. Daha da vahimi, yan odadaki bir başka “profesör” unvanlı hocanın ayarladığı “uygun” bir jüriyle, başarısızlığı tescilli bu isimler bir anda “doktor” unvanına kavuşturulabiliyor. Bilimin namusu olması gereken bu sınavlar, birer formaliteye ve kağıt israfına dönüştüğünde, o tezlerin insanlığa veya millete katacağı hiçbir şey kalmıyor.

Akademik Teşvik mi, Puan Tüccarlığı mı?
Bir zamanlar “insanlığa ve millete fayda” gayesiyle tutuşan akademik heyecan, yerini “akademik teşvik” adı verilen bir puan toplama yarışına bıraktı. Bugün yazılan makalelerin çoğu, bir sorunu çözmek ya da bilime bir tuğla koymak için değil; ay sonu bordrosuna eklenecek birer “performans primi” için kaleme alınıyor. Raflar; kimsenin okumadığı, üzerinde gerçek bir zihni mesai harcanmamış, “atıf çetelerinin” birbirini pohpohladığı ruhsuz metinlerle dolup taşıyor.

“Siz Ne Üretiyorsunuz?”
Soru basit ama cevabı bir o kadar ağır: 200’den fazla üniversite, on binlerce akademisyen; siz gerçekten ne üretiyorsunuz?
Dünya genelinde 20’den fazla devrimci yapay zeka uygulaması hayatı kökten değiştirirken, bizim kürsülerimiz hala jüri ayarlamakla, mülakatlarda “kendi adamını” kollamakla meşgul. Üniversite-sanayi iş birliği sloganlardan öteye geçemiyor; doktora jürileri bilimsel bir eleştiri makamı değil, birer “onay mercii” olarak çalışıyor.

Son Durak: İşlevsizleşme
Eğer üniversite; öğrenciye analitik düşünmeyi ve geleceğin teknolojisini inşa etmeyi öğretmiyorsa, yapay zekanın 3 saniyede sunduğu bilgiyi 4 yıla yayıyorsa ve başarısızlığı tescilli kişileri “arka kapı” jürileriyle doktor yapıyorsa, o kurum artık “işlevsizdir”. Bugün diplomalara duyulan güvenin sarsılması ve piyasanın üniversiteyi bypass etmeye başlaması bu bilim dışı uygulamaların doğal bir sonucudur.
Umarım bu bakış açısı, bir yerlerde birilerinin zihninde bir kıvılcım çakar. Çünkü üniversiteler sadece binalardan ibaret kalırsa, o binaların içindeki ışık sönerse, toplumun önünü aydınlatacak başka bir meşale bulmamız çok zor olur.
Üniversitelerimiz ya bu kokuşmuş jüri ve mülakat zihniyetinden kurtulup gerçek birer bilim yuvasına dönüşecek ya da tarihin tozlu raflarında, tabeladan ibaret birer nostalji olarak kalacaklar. Çünkü hakikat, ayarlanan jürilerle saklanamayacak kadar çıplaktır

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.