Seyahate harcanan para israf değildir!
Seyahate harcanan para israf değildir!
“Seyahate harcanan para hiçbir zaman israf değildir; aksine insana yapılan en değerli yatırımlardan biridir.”
Ruhu gezgin, õĝrenmeye, keşfetmeye meraklı, õĝrendiklerinin manâsıyla zenginleşen ve yer yŭzŭndeki diĝer gezginlerin kalplerine dokunan bir isim Fatma Merve Prayogo. Kendisini uzun zamandır sosyal medyadan takip ediyorum. Yaptıkları işlerin naifliĝini ve hayatına dair samimi paylaşımları gŏrŭnce bir rõportaj yapmak istedim. Dolu dolu ve yol gõsterici satırlar olduĝunu dŭşŭnŭyorum. Sizi bir yerlerden yakalayıp harekete geçirecek enerji belki bu satırlarda gizlidir, kim bilir.
Fatma Merve Prayogo ile Gûney Kore’ye ve Endonezya’ya dair tûyoları, Asya kûltûrûnûn inceliklerini ve hayatın içinden iz bırakan anları konuştuk.
-Merve hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba. Ben Fatma Merve Prayogo. Doğma büyüme Ankara’lıyım ancak 16 yıl İstanbul’da yaşadım ve tam bir İstanbul aşığıyım. Marmara Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği mezunuyum ancak 2011 yılından bu yana Kore’ye dair turizm, eğitim ve kültür alanlarında çalışmalar yürütüyorum. Şimdiye kadar 11 ülke gezdim ve 9 kez Kore’ye seyahat, araştırma ve iş sebebiyle gittim. Kore seyahatlerimden benim için en özeli 2016 yılında sırt çantalı olarak yaptığım gezimdi ve bu seyahatte Kore’nin 25 şehrini ve bazı köylerini keşfedip Korelilerin evinde günlük yaşamlarını da deneyimlediğim tam bir Kore keşif deneyimiydi. Şimdiye kadar Kore’nin 40 dan fazla şehrini tam anlamıyla gezdim. Benim için seyahat etmek; kendimi geliştirdiğim, törpülediğim, farkındalık kazandığım, paylaştığım, keşfetmekten zevk aldığım bir tutkum ve işim.
37 yaşındayım. Eşim Endonezyalı ve 5 yaşında bir oğlum var. Şu an Endonezya Yogyakarta şehrinde yaşıyoruz. 2014 yılından beri Türkiye’de Kore’yi Yaşamak eğitim ve kültür platformunun kurucusuyum ve aynı zamanda Korece öğretmeniyim. Ayrıca Endonezya menşeili Explore Mate Travel seyahat acentasının Genel Müdürü olarak Kore Türkiye Endonezya ve diğer ülkelere yönelik deneyim odaklı tur ve programları yönetiyorum.
“Yavrum, biz bu dünyaya kâinatı keşfetmek için geldik. Eğer kâinatı keşfetmek istiyorsan insanları tanı. Çünkü her insan bir kâinattır. Bu yüzden diller öğren ve seyahat et.”
-Marmara Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği mezunusunuz ancak iş hayatınıza baktığımızda; Korece öğretmenliği, Kore ile ilgili akademik çalışmalar ve Kore gezi/kültür turları olduğunu görüyoruz. Türkiye’de Kore’yi Yaşamak Eğitim ve Kültür Patformunun da kurucususunuz. Kore ile yolunuz nasıl kesişti, hikayeniz nasıl başladı?
Aslında birçok kişi hikâyemin tam olarak nasıl başladığını bilmiyor. Çünkü Kore ile yollarımın kesişmesi oldukça uzun ve birbiri ardına gelen tesadüflerle, hatta benim için anlamlı tevafuklarla gerçekleşti.
Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünü çok severek okudum ve mesleğimi de gerçekten seviyordum. Ancak çocukluğumdan beri yabancı dillere ve seyahate karşı özel bir ilgim vardı. Bu ilginin en büyük sebebi ise büyük dedemin bana verdiği öğütlerdi.
Dedem aslen Kafkas Türküydü. Azerbaycan’dan savaş nedeniyle uygulanan iskân politikaları sonucu Kars’a yerleştirilmiş, daha sonra arkadaşlarıyla birlikte Ankara’ya gelerek oraya yerleşmişti. Hayatı boyunca birçok savaş görmüş, farklı milletlerden insanlarla tanışmış biriydi. Kuzenlerim benimle yaşıt olmalarına rağmen oyun oynarken ben çoğu zaman dedemin dizinin dibine oturur, saatlerce onun anlattığı tarihî hikâyeleri ve yaşadıklarını dinlerdim. Bugün bile o anlar zihnimde çok canlıdır; dedem anlatırken gözlerindeki yaşlar, bazen parlayan umut, bazen şükür, bazen endişe… Benim içimde ise merak, hüzün ve tarif edemediğim pek çok duygu bir aradaydı.
11 yaşındayken dedemin bana söylediği bir cümle hayatımın yönünü belirledi diyebilirim:
“Yavrum, biz bu dünyaya kâinatı keşfetmek için geldik. Eğer kâinatı keşfetmek istiyorsan insanları tanı. Çünkü her insan bir kâinattır. Bu yüzden diller öğren ve seyahat et.”
O sözler o yaşta kalbimde büyük bir kıvılcım yaktı. Çocukluğumda defterlere yazıp çizdiğim hayallerimi, Asya ve Afrika’yı gezme planlarımı, yıllar sonrasını zihnimde canlandırdığım o anları hâlâ çok net hatırlıyorum. Dedemin bu öğütlerinden sonra annem ve babam da beni sürekli okumaya ve araştırmaya teşvik ettiler. 13 yaşımdan itibaren yabancı arkadaşlarım oldu. Liseyi de yabancı dil ağırlıklı bir lisede okuduğum için İngilizcem oldukça gelişmişti.
Daha lise yıllarımda bile farklı dilleri ve kültürleri buluşturan, insanların birlikte öğrenip seyahat edebileceği bir platform kurma hayalim vardı. Zihnimde çizdiğim bu hayalin somutlaşması ise 2011 yılında başladı. Henüz tümüne ulaşmış değilim ama birçok hayalime yıllar içinde adım adım yaklaşabildim. Açıkçası hiçbir şey bana mucizevi şekilde gelmedi; çoğu zaman deyim yerindeyse taşları kendi ellerimle kazıya kazıya ilerledim.
Peki bu yol nasıl Kore’ye yöneldi?
Lise yıllarımda bir rüya görmüş ve anneme anlatmıştım. Annem rüyamı yorumlarken bir Uzak Doğu ülkesinde hizmetlerim olacağını, orada güç kazanıp destek göreceğimi söylemişti. O dönem Çin’e ilgim olduğu için rüyadaki ülkenin Çin olabileceğini düşünmüştüm. Ancak yıllar sonra üniversiteye başladığımda hayat beni farklı bir yöne götürdü.
Ev arkadaşlarım sürekli Kore dizileri izliyordu fakat ben hem okuyup hem çalıştığım için oldukça yoğun bir tempodaydım ve onlara katılamıyordum. Buna rağmen o dönem sürekli Korelilerle karşılaşmaya başlamıştım. Bir gün Eyüp Sultan’a giderken otobüste Koreli bir kızla tanıştım. Pierre Loti’ye gitmek istediğini söyledi. Ben de o tarafa gittiğim için yardımcı olabileceğimi söyledim. Birlikte sohbet ederek Pierre Loti’ye gittik ve çay bahçesinde saatlerce konuşarak vakit geçirdik.
O sırada zihnimde sürekli şu düşünce vardı: Bir gün mutlaka yabancılarla İngilizce değil, kendi dillerinde konuşabilmeliydim. Dedem gibi birçok dil öğrenmek ve insanlarla onların ana dillerinde iletişim kurmak istiyordum.
Kore hakkında konuşmaya başladığımızda bir anda zihnimde adeta bir kıvılcım çaktı ve o eski rüyam aklıma geldi. Çocukluğumdan beri gördüğüm rüyaların çoğu ya birebir gerçekleşir ya da gerçekleştiği an bana hatırlatır. Hayatımda birçok kez deja vu yaşamışımdır; ailemde babam ve anneannem de benzer deneyimler yaşar. O rüyayı o an hatırlamak bana çok derin duygular yaşattı.
Hayatımda önemli kararlar alırken genellikle hislerime güvenirim. Bazı anlar vardır; kalbimde heyecan, huzur ve bir şeye kavuşma hissi aynı anda ortaya çıkar. Kore ile ilgili kararım da böyle bir anda şekillendi.
Kore’yi ilk kez bir Koreli’den dinledim ve rüyamla bağlantı kurdum. Ardından sürekli karşılaştığım Koreliler ve artan merakım beni Kore tarihini araştırmaya ve kültürünü öğrenmeye yöneltti. Kültürü daha iyi anlayabilmek için de dili öğrenmeye karar verdim ve kısa sürede Koreceye büyük bir ilgi duymaya başladım. Önce Türkiye’de doğup büyümüş bir Koreliden özel ders aldım, ardından Sejong Enstitüsü’nde eğitim alarak Korece eğitimimi tamamladım.
Bu süreçte Marmara Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Kulübü’nün kurucularından biri olmam teklif edildi ve kulüpte yazman olarak görev aldım. Aynı zamanda Korece eğitimleri vermeye ve Kore kültürüyle ilgili etkinlikler düzenlemeye başladım. Bu çalışmalar sayesinde Ankara Kore Büyükelçiliği beni Marmara Üniversitesi’nin Kore temsilcisi olarak seçti.
Kulüp faaliyetleriyle ilgilenirken kendimi inanılmaz motive hissediyordum. Sanki lisede hayalini kurduğum o kültürel platformun temellerini atıyordum. Mezun olduktan sonra da “Türkiye’de Kore’yi Yaşamak” platformunu kurdum. Başlangıçta farklı bir isimle, 13 farklı dilde eğitim veren yabancı eğitmenlerle kurduğumuz geniş bir topluluktu. Ancak bu yapıyı sürdürmek zor olduğu için 2014 yılından itibaren platformu tek başıma “Türkiye’de Kore’yi Yaşamak” adıyla yönetmeye başladım.
Korecemi geliştirmemdeki en büyük etkenlerden biri de her hafta sonu Sultanahmet Meydanı’na gidip Koreli turistlerle konuşmak oldu. Onları dinliyor, bazen yardımcı oluyor ve bu sayede arkadaşlıklar kuruyordum. Daha sonra Kore şirketlerinde çalışmaya başlayınca dilim çok daha hızlı gelişti.
Kurucusu olduğum platform aracılığıyla hem Türklere Korece hem de Korelilere Türkçe öğrettim. Aynı zamanda Koreli şirketler ve vakıflarla proje yazarı olarak çalıştım. Zamanla Kore toplumunun sosyo-psikolojik yapısını daha iyi analiz etmeye başladığımı düşünüyorum. Bir dili gerçekten iyi konuşabilmek için sadece kelime ve dilbilgisi bilmek yeterli değildir. O dili konuşan insanların kültürünü anlamadan gerçek bir iletişim kurmak ve güçlü bir network oluşturmak çok zor.
Fen Bilgisi öğretmenliği yaparken de aynı zamanda Korece öğretiyordum. Ancak 2013 yılında tamamen farklı bir karar alarak öğretmenliği bırakıp Korece üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Önce bir Kore enerji şirketinde yönetici asistanı olarak çalıştım. Bu süreçte Korece öğretmeye ve projeler üretmeye de devam ettim.
Turizm her zaman aklımda olan bir alandı. Turizmle ilgili projelerimi hayata geçirmek için bir turizm acentasıyla görüşmeye gittiğimde onların Kore ile bağlantılı çalıştığını öğrendim. Bana tam zamanlı iş teklif ettiklerinde kabul ettim ve 2015 yılına kadar Kore turizm acentalarında planlama müdürü olarak çalıştım. 2015’ten sonra ise freelance çalışmayı tercih ettim.
Kore’ye ilk kez 2014 yılında iki haftalık bireysel bir gezi için gittim ve bu süreçte 10 farklı şehri gezdim. 2016 yılında ise üç ay boyunca sırt çantalı gezgin olarak tekrar Kore’ye gidip 25 şehri dolaştım. Bu seyahat benim için adeta bir araştırma yolculuğu oldu ve Kore konusunda uzmanlaşmamın en önemli adımlarından birini oluşturdu.
En ilginç olanı ise başta bahsettiğim rüyayla ilgiliydi. Kore’yi gezerken rüyamda gördüğüm sokaklardan geçtiğimi fark ettim. Özellikle Daegu şehrine ilk gittiğimde birkaç kez güçlü deja vu yaşadım; sanki daha önce o yollardan yürümüş ve devamında ne olduğunu biliyormuş gibiydim.
Son yıllarda ise turizm, kültür ve eğitim alanında yürüttüğüm programlar kapsamında sık sık Kore’ye gidiyorum. Bu programlarda yönetici ve tercüman olarak görev alıyorum. İşimin birçok açıdan zor yönleri var ama yaptığım iş bana büyük bir motivasyon ve yaşam enerjisi veriyor. Yeni insanlarla tanışmak ve onların hayallerine ulaşmasına bir nebze katkı sağlayabilmek benim için çok değerli.
Bugüne kadar işim sayesinde çok güzel insanlar tanıdım. Bunun için ne kadar şükretsem az.

“K-pop, Kore’nin ekonomik kalkınma planlarının bir parçası olarak geliştirilen projelerden biri.”
-Özellikle son yıllarda K-Pop ve K-Drama sayesinde dünya genelinde çok ciddi bir Kore etkisi var. Kore dilini/ kültürünü öğrenenlerin ve yabancı turistlerin sayısında büyük oranda artış görüyoruz. Kore’yi ve Kore kültürünü iyi bilen birisi olarak bu ilgiyi, Kore’nin bu kadar çok sevilmesini sağlayan etkenleri siz nasıl açıklıyorsunuz?
Kore’den özellikle kültürün tanıtımı ve pazarlanması konusunda öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Çoğu kişi Kore’nin küresel popülerliğini yalnızca K-pop ile açıklasa da aslında bunun arkasında çok daha geniş ve planlı bir strateji bulunuyor. K-pop, Kore’nin ekonomik kalkınma planlarının bir parçası olarak geliştirilen projelerden biri. Ancak kültürel yayılım bununla sınırlı değil; oldukça kapsamlı ve iyi organize edilmiş bir sistemden söz ediyoruz.
Kore, dünyanın birçok ülkesinde turizm bakanlığına bağlı olan KTO (Korea Tourism Organization) ofisleri açıyor. Bu ofisler aracılığıyla “Hallyu” yani Kore kültürel dalgasını yaygınlaştıracak projeler geliştiriliyor. K-pop ve Kore dizileri gibi popüler kültür unsurlarının yanı sıra hanbok, kimçi, yelpaze dansı gibi geleneksel kültürel öğeler de bu stratejinin önemli parçaları olarak kullanılıyor. Bu sayede hem kültürel tanıtım yapılıyor hem de turizmi geliştirecek etkinlikler ve organizasyonlar planlanıyor.
Bu sistemin dikkat çekici yönlerinden biri de gönüllülük temelli katılım mekanizmaları. KTO, faaliyet gösterdiği ülkelerde Kore’ye ilgi duyan insanları gönüllü ekipler olarak seçiyor. Bu kişiler etkinlik planlama, tanıtım ve kültürel projelerde aktif rol alarak üretimin bir parçası oluyor.
Bunun dışında Koreanet Onursal Muhabirliği gibi programlar da var. Ben de bu programda bir yıl Endonezya’da, iki yıl Türkiye’de görev aldım. Onursal Muhabirlik, katılımcılara çeşitli imkanlar sunan sertifikalı bir program. Yazdığınız makalelerin aldığı ilgiye göre hediye çekleri, özel etkinlik davetiyeleri ve bazen Kore’ye uçak bileti gibi ödüller kazanabiliyorsunuz.
Tüm bu sistemlere baktığımızda aslında şunu net bir şekilde görüyoruz: Kore, kendi kültürünü ve değerlerini dünyaya tanıtma konusunda son derece güçlü bir pazarlama stratejisine sahip. Üstelik bu yaklaşım yalnızca yabancılara yönelik değil; aynı zamanda kendi toplumlarını da bu kültürel üretimin bir parçası haline getiriyorlar. Pazarlama ve kültürel tanıtım konusunda Kore’nin dünya çapında oldukça başarılı bir model oluşturduğunu ve bu alanda onlardan öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyorum.
Örneğin geleneksel turşuları olan kimçi için alışveriş merkezinin içinde bir müze kurabilecek kadar kültürlerini günlük hayatın içine dahil eden bir ülkeden bahsediyoruz. Özel günlerde geleneksel kıyafetleri olan hanbok giymek hala çok yaygın. Hatta KTO’nun hanbok giyerek hem ülke içinde hem de yurtdışında seyahat eden influencerları destekleyen projeleri bile bulunuyor.
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Kore hem hükümet politikaları hem de toplumsal bilinç açısından geleneksel kültürünü modern ve popüler dünyanın içinde yaşatmayı başarıyor. Üstelik bunu yaparken oldukça iyi organize edilmiş bir sistem kullanıyor.
Kore’ye baktığınızda bazı ülkelere kıyasla tarihi ve turistik mekan sayısının çok fazla olmadığını görebilirsiniz. Buna rağmen bu kadar yoğun turist çekmesinin arkasında güçlü bir kültürel üretim ve deneyim ekonomisi bulunuyor. Açan bir çiçeği bile festivale dönüştürebilmeleri, özgün bir kafe kültürü yaratmaları, K-pop ile müzik ve dans aracılığıyla insanların duygularına hitap etmeleri ve Kore dizileriyle hem kültürlerini hem de mutfaklarını doğal bir şekilde tanıtmaları bu başarının önemli unsurları.
Kore dizilerinde işlenen temalar dönem dönem değişse de genel olarak mücadele etmek, vazgeçmemek, dayanışma ve kişisel gelişim gibi konuların sıkça işlendiğini görüyoruz. Aslında bu içerikler öncelikle kendi toplumlarına yönelik olsa da, günümüzde birçok toplumda özellikle gençlerin bu tür hikayelere ihtiyaç duyması nedeniyle uluslararası alanda da güçlü bir karşılık bulduğunu düşünüyorum.
Kişisel olarak ben de kültürümü ve değerlerimi yansıtmadığını düşündüğüm bazı Türk dizilerindense Kore dizilerini izlemeyi tercih ediyorum. Kore dizilerinden uyarlanan Türk yapımlarını izlediğimde ise çoğu zaman hikâyenin gereğinden fazla uzatıldığını ve senaryonun zamanla özgün yapısını kaybettiğini gördüğüm için artık uyarlama dizileri de takip etmiyorum.

-Kore Keşif ve Seyahat organizasyonları düzenliyorsunuz. Başvurular noktasında uyguladığınız kriterler var mı? Ayrıca bu turlar hangi dönemlerde gerçekleşiyor?
Öncelikle kişinin güvenilirliği adli sicili olup olmamasına dikkat ediyoruz. Bunun dışında tur veya kültürel program olsun fark etmeksizin katılımcıları mülakatla kabul ediyoruz. Katılımcıların, farklı kültürlere, dinlere karşı saygı ve yaklaşımı, iletişim becerileri, psikolojik durumu dikkate alınmakla birlikte bazı programlarda beden sağlığına ve yaşa da önem veriliyor.
Tur ve programlar: Kore’nin mevsimsel olarak gezmeye uygun olduğu Mart sonu, Nisan, Mayıs, Haziran başı ve Eylül,Ekim aylarında düzenlenmekte olup bazen Temmuz başı ve Kasım ayında da program düzenliyoruz ancak Temmuz ve Ağustos ayları aşırı sıcak ve muson yağmurları sebebiyle çok zorladığından o aylarda program düzenlemiyoruz.
-Türk turistler K-ETA vizesi almakta zorluk yaşıyor mu? Hangi durumlarda vize onaylanmıyor?
Pandemi sonrası getirilen K-ETA düzenlemesinde 2023 yılı en çok red alınan yıldı. Türkiye’nin gri listeye alınmasıyla ilgiliydi bu durum ve ayrıca Kore’de kaçak çalışan ve Kore’ye turist olarak gidip dönmesi gereken tarihte dönmeyen Türkler ve Türk pasaportuna sahip kişiler sebebiyle bu uygulamada redler artmıştı. K-ETA Kore Adalet Bakanlığı’nın yönetiminde ilerliyor sistem olarak ve formu doldururken dikkat edilmesi gerekenleri doğru yaptığınız sürece gün içinde onaylanıyor. En önemli konu , pasaport ve biometrik fotoğrafınızın net ve aydınlık bir şekilde fotoğrafının yüklenmesi, Kore’deki konaklayacağınız yerin açık adresi ve telefonu, meslek bilgilerinizin doğruluğu ve gidiş amacınızı doğru seçmeniz. Ayrıca K-ETA ‘ya başvurmadan önce uçak bileti almamanızı onaylandıktan sonra almanızı öneririm ancak K-ETA sistemine Kore’ye varış ve ayrılış tarih aralığını girmeniz avantajlıdır.
K-ETA almanız pasaport kontrolünden geçerken ülkeye alınacağınız garantisi vermez o sebeple program ve turlara katılan müşterilerimiz için de her zaman hazır ettiğimiz belgeler var . Bu belgeleri her ihtimale karşı sorgu durumunda sunduğunuzda ülkeye girişiniz kolaylaşacaktır. K-ETA nızla beraber pasaportunuz harici sunmanızda faydalı olacak belgeler ; Kore gidiş dönüş uçak bileti, Kore’deki tüm konaklamalarınızın rezervasyonları, seyahat sigortası poliçeniz, seyahat planınız, varsa Kore içi ulaşım biletleriniz ( KTX,otobüs,uçak), katılacağınız aktivite veya konser biletleri. Ayrıca yanınızda mutlaka hem nakit hem de kredi kartı bulundurmanız da gereklidir. Bu konu sorgularda çok fazla sorulur ve kredi kartı veya nakit paradan biri yoksa genelde red alınır.

“Ĩş hayatında Kore disiplinli, Endonezya aile sıcaklıĝında, Tŭrkiye ise bu ikisi arasında bir yerde.”
-İşiniz gereği hem Kore’li hem Endonez yetkililerle çalışıyorsunuz. Uzun dönem Türkiye’de bulundunuz. Çalışma disiplini açısından bakıldığında bu ülkeler arasında nasıl farklılıklar veya benzerlikler var?
Çalışma hayatına oldukça erken, 14 yaşında başladım. Ailem o yaşta çalışmamı istemiyordu ancak bunun benim gelişimim için önemli olduğunu düşündüğüm için yaz tatillerimi farklı sektörlerde çalışarak değerlendirdim. Bu sayede henüz genç yaşta iş hayatının içinde yer alma ve farklı alanlarda deneyim kazanma fırsatım oldu.
Korelilerle tanışmam ve arkadaşlık kurmam 2011 yılına dayanıyor. Korelilerle profesyonel olarak çalışmaya başlamam ise 2013 yılında gerçekleşti. Öncelikle bir Kore enerji şirketinde görev aldım, ardından Kore Savaşı ve Kore kültürü üzerine gerçekleştirilen projelerde freelance proje yöneticiliği yapmaya başladım. 2014 yılında ise turizm sektörüne geçiş yaptım.
2013–2015 yılları arasında Kore şirketlerinde tam zamanlı çalıştım ve bu süreçte Türkler ve Korelilerle yoğun şekilde birlikte çalışma fırsatı buldum. Bu yıllar benim için hem profesyonel hem de kişisel anlamda çok öğretici oldu. Çalışma prensiplerim, hedeflerim ve geleceğe dair planlarım da büyük ölçüde bu dönemde şekillendi. O noktadan sonra artık ne istediğimi çok daha net biliyordum.
Türkler ve Endonezyalılar çalışma tarzı ve iş hayatındaki disiplin açısından bazı benzerlikler gösteriyor. Koreliler ise bu iki toplumdan belirgin şekilde farklı bir çalışma kültürüne sahip. Bazı yönleriyle Türkler ve Endonezyalılar arasında tercih ettiğim özellikler olsa da genel olarak Korelilerle çalışmayı daha çok tercih ediyorum. Nitekim 2016 yılından bu yana herhangi bir Türk firmasıyla çalışmadım ve bunun ne yazık ki birçok haklı sebebi olduğunu düşünüyorum.
Koreliler, Türkler ve Endonezyalılar kadar pratik olmasalar da sorumluluk duyguları güçlü, disiplinli ve iş ahlakı konusunda oldukça titizler. Ben genellikle Kore firmalarıyla freelance olarak tercüman, proje yazarı veya koordinatör şeklinde dönemsel ya da ticari ortaklıklar kurarak çalıştığım için Kore şirketlerinde sıkça dile getirilen mobbing sorununu birebir çok yaşamadım. Ancak tam zamanlı çalışanların — Koreli ya da yabancı fark etmeksizin — bu durumla sık karşılaşabildiğini biliyorum. Elbette istisnai şirketler var, fakat çok yaygın olduğunu söylemek zor.
Ayrıca Kore şirketlerinde çalışmayı düşünenlerin fazla mesaiye ve çoğu zaman zorunlu olan şirket yemeklerine hazırlıklı olması gerekir. Kore toplumunda hem yaşa hem de pozisyona bağlı güçlü bir hiyerarşi bulunur ve bu durum şirket ortamında oldukça belirgin şekilde hissedilir.
Endonezya’daki çalışma kültürü ise oldukça farklı. Çalışma saatleri genellikle daha kısa ve insanlar kendi işleri olmadığı sürece çok yoğun tempoda çalışmıyor. İş ortamlarında daha çok arkadaşlık veya aile atmosferi hakim; insanlar birbirine karşı oldukça kibar ve saygılı. Endonezya’daki büyük şirketlerden biri olan Go-Jek’in ana ofisini ziyaret ettiğimde çalışma ortamından gerçekten çok etkilenmiştim.
Endonezyalıların farklı dil, din ve kültürlere karşı gösterdiği saygı da iş hayatında net şekilde hissediliyor. Ancak hızlı ve sistemli çalışmayı seven biriyseniz Endonezya’da zaman zaman zorlanabilirsiniz. Çünkü genel çalışma temposu oldukça sakin; işler çoğu zaman yavaş ilerler ve planlama yerine son dakikaya bırakma eğilimi görülebilir. Planlı ve sistematik çalışmayı seven biri olarak bu durum benim için zaman zaman zorlayıcı olabiliyor.
Türkler ise bu iki çalışma kültürü arasında bir yerde duruyor. Türk firmalarıyla çalışırken beni en çok rahatsız eden konu ise iş ahlakıyla ilgili bazı sorunlar oldu. Emek veren kişinin hakkının her zaman verilmemesi, işlerin zamanında tamamlanmayıp sorumluluğun başkasına devredilmesi ya da müşteri memnuniyeti için kalite yerine hızlı ve yüzeysel çözümlere yönelinmesi gibi durumlarla karşılaştım. Ayrıca bazı kurumlarda gelişime karşı kapalı bir yaklaşımın olması da dikkatimi çekti.
Elbette her toplumda olduğu gibi burada da istisnalar vardır. Benim bu değerlendirmelerim; eğitim, ticaret, turizm ve kültürel projeler alanında çeşitli şirket ve vakıflarla çalışırken edindiğim kişisel deneyimlere dayanıyor.
Ben ülkesinin tarihine ve kültürüne derin bir bağlılık duyan biriyim. Ancak beni en çok üzen konulardan biri, toplumumuzda bu değerlerin her zaman yeterince sahiplenilmemesi ve özellikle turizm sektöründe zaman zaman görülen deformasyonlar oluyor.
Sonuç olarak herkesin çalışma deneyimi ve tercihi farklı olabilir. Bir başkası Türk veya Endonezya firmalarıyla çok daha rahat çalışıp bundan memnun kalabilir. Ancak benim çalışma prensiplerim ve iş yapma stilim Korelilerinkiyle daha fazla örtüşüyor. Bu nedenle Koreli ekiplerle çalışmak benim için hem daha verimli hem de daha konforlu bir çalışma ortamı sağlıyor.
-Kore’de en sevdiğiniz şehir ve en sevdiğiniz yemek hangisi?
En sevdiğim şehir Suncheon çünkü insanlarına ve doğasına hayranım. Bizim Anadolu insanımız gibidir Suncheon insanları; samimi, içten, sıcak kanlı ve misafirperver ve Kore’nin ekolojik turları genelde bu bölgeye aittir ve en sevdiğim yemek de Suncheon’a has Jjanttoongeotang 짱뚱어탕 yemeği. Bu yemek bir tür balık güveci ancak içeriğindeki sebzelerle tam bir enerji kaynağı ve ömrümde yediğim en lezzetli yemekti benim için.
“Endonezya’da kadına saygı çok yŭksek. Kendinizi bir kadın olarak çok değerli hissediyorsunuz.”
-Endonezya’ya yerleştiniz, ailenizle orada yaşıyorsunuz. Şu an Explore Mate Travel’da Kore, Türkiye ve Endonezya gezi, kültür ve eğitim programlarını yönetiyorsunuz. Endonezya’ya yerleşme kararı almanızda neler etkili oldu?
Endonezya’ya yerleşme kararım aslında hem maddi hem de manevi birçok etkenin birleşmesiyle oluştu. Ancak en büyük sebebi, Endonezya insanlarının karakteri diyebilirim. Burada insanların birbirine karşı çok kibar, nazik ve sakin olduğunu gördüm. Günlük hayatta bile bu saygıyı ve hoşgörüyü hissedebiliyorsunuz. Özellikle farklı kültürlere ve farklılıklara karşı gösterdikleri saygı beni çok etkiledi. Aynı zamanda burda kadına saygı ve verilen değer çok etkileyici bu sebeple kendinizi kadın olarak çok değerli hissediyorsunuz. Bu ortamda yaşamanın hem insan olarak hem de yaptığım iş açısından bana çok şey kattığını düşünüyorum. Bu yüzden zamanla burası yaşamak ve çocuğumu yetiştirmek istediğim bir yer haline geldi. Aslında o dönemde Kore’den bir iş teklifi almıştık ve Kore’de yaşama fırsatımız doğmuştu. Kore’de güçlü bir networküm ve birçok arkadaşım var; yani yaşamak mümkün, hatta birçok açıdan cazip bir ülke. Eşim de bu fikre oldukça sıcak bakıyordu. Ancak ben özellikle çocuğumuz için Kore’de yaşamın zor olabileceğini düşündüm ve bu nedenle Endonezya’da yaşamayı tercih ettim.
Elbette Endonezya’nın da benimle tam uyuşmayan, zorlayıcı yönleri var. Ama şu an için burada kendimizi mutlu hissediyoruz. Hayatın bizi ileride nereye götüreceğini ise kimse bilemez; belki bir gün yine başka diyarlarda oluruz. Sonuçta biz gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi ve farklı kültürleri deneyimlemeyi seven bir aileyiz.

-Her ülke ve kültür kendi içinde çeşitli zenginlikler ve bazen ilginçlikler barındırır. Siz Endonezya’yı nasıl tanımlarsınız? Endonezya kültüründe size ilginç gelen ya da çok özel bulduğunuz noktalar neler?
Toplumda çok fazla mistik inanç ,tarihi efsaneler ve bunlara inananlar var . Endonezya 1000 den fazla etnik kökeni içinde barındıran bir ülke ama tüm farklılıkları yargılamadan, üst seviye bir saygı ve harmoniyle huzur içinde o farklılıkların zenginliklerini hissederek yaşıyorsunuz. Bu hem inanılmaz hem de takdir edilesi.
Her ne yaşarlarsa yaşasınlar Endonezlerdeki en üst düzey teslimiyet anlayışı beni hem şaşırtıyor hem zorluyor aslında. Zorlamasının sebebi ise: haksızlıklar veya sistemdeki bozukluklar konusunda nerdeyse hiç seslerini çıkartmıyorlar, kabulleniyorlar. Trafikte dahi biri hata yapsa, saatlerce trafik olsa da sinirlenen tek bir kişi dahi görmedim genelde herkes sakin.
Buradaki misafirlik kültürü bizim alıştığımızdan oldukça farklı. Örneğin kısa süreli ziyaretlerde, özellikle bayram gibi zamanlarda bile gelen misafire genellikle çay ve bisküvi ikram ediliyor. Eğer misafir daha uzun süre kalacaksa ,çoğu zaman kendi yemeğini kendisi hazırlayıp bulaşığını da yine kendisi yıkıyor. Misafir için özel olarak yemek hazırlanacaksa da bizdeki gibi çok çeşitli sofralar kurulmaz; genellikle tek çeşit yemek yapılır. Aile içinde yemek düzeni de bizden farklı. Herkesin aynı saatte sofraya oturduğu bir düzen pek yok .Yemek hazırlanır ve aile bireyleri gün içinde istedikleri zaman gelip o yemekten alıp yerler. Bu yönleriyle Endonezya’daki günlük yaşam bana oldukça farklı ve ilginç geliyor.
“Seyahate harcanan para hiçbir zaman israf değildir; aksine insana yapılan en değerli yatırımlardan biridir.”
-Seyahat etmek, yeni ülkeler yeni kültürler tanımak insanı büyük oranda zenginleştirip geliştiren bir eylem. Bu noktada insanlara neler önerirsiniz?
Bence turist ile gezgin arasında çok önemli bir fark var. Turist genellikle gittiği yerde sadece turistik noktaları görüp fotoğraf çekmekle yetinir. Gezgin ise bir yeri gerçekten yaşamaya, hissetmeye ve anlamaya çalışır; yerel insanlarla iletişim kurar, o kültürün gündelik hayatını gözlemler. Benim insanlara önerim, gittikleri yerlere bir turist gibi değil, bir gezgin gibi yaklaşmaları.
Seyahate başlamak için de mutlaka çok uzak ülkelere gitmek gerekmiyor. Önce güvenli ve maddi olarak daha ulaşılabilir ülkelerle başlanabilir. Hatta yurtdışına çıkma imkânı olmasa bile insan bulunduğu şehri bir gezgin gözüyle keşfedebilir. Örneğin birçok insan İstanbul’da yaşar ama aslında İstanbul’u yaşamaz; tarihi sokaklarını, müzelerini, o sokaklarda yaşanmış hikâyeleri keşfetmeden günlük hayatın içinde geçip gider. Oysa insan önce bulunduğu yeri gezgin gibi gezmeyi, okumayı, araştırmayı ve keşfetmeyi öğrenmeli.
Gezip görmek insana gerçekten çok şey katıyor. Ben her seyahatin insanı değiştirdiğine ve büyüttüğüne inanıyorum. Her yolculukta kendimin daha iyi bir versiyonuna ulaştığımı, olaylara daha objektif bakabildiğimi ve farklı bakış açıları kazanabildiğimi hissediyorum. Bu yüzden herkese tavsiyem şu olur: Ne yapıp edip seyahat etsinler. Çünkü seyahate harcanan para hiçbir zaman israf değildir; aksine insana yapılan en değerli yatırımlardan biridir.
Instagram/tiktok: fmerveprayogo
Email: fmerveprayogo@gmail.com
ELÌF SEVÌL ORHANLI
elifsevilorhanli@gmail.com
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.