Özgür Akkuş​: Kadın Olmanın Coğrafyası

EĞİTİM 07.03.2026 - 23:00, Güncelleme: 07.03.2026 - 23:00
 

Özgür Akkuş​: Kadın Olmanın Coğrafyası

Bazen kendi hayatımı düşünürken şu soruyu soruyorum: Acaba tarih boyunca en çok haksızlığa uğrayan, en çok ezilen kimdi?
     Bazen kendi hayatımı düşünürken şu soruyu soruyorum: Acaba tarih boyunca en çok haksızlığa uğrayan, en çok ezilen kimdi? Cevap aslında çok zor değil. Yoksullar ve kadınlar. Ben Güneydoğu’da doğmuş bir kız çocuğuydum. Küçüktüm ama insan bazı şeyleri çok erken fark ediyor. Çevreme baktığımda erkeklerin daha rahat, kadınların ise daha kısıtlı bir hayat yaşadığını görüyordum. Erkek egemen bir düzen vardı ve bu durum çoğu zaman sorgulanmadan kabul ediliyordu. Ama benim bir şansım vardı: ailem. Allah’tan annem ve babam bizi o kalıpların içinde büyütmedi. Evimizde kız çocukları da söz sahibiydi. Okumamız, kendimizi geliştirmemiz, bir yerlere gelmemiz için elimizden gelen destek verildi. Belki de en küçük çocuk olmamın da etkisiyle kendimi hiçbir zaman değersiz ya da geri planda hissetmedim. Fakat insan büyüdükçe şunu daha iyi anlıyor: Bir ailenin bakışı her şeyi değiştiremiyor. Çünkü mesele sadece aile değil, aynı zamanda toplum meselesi. Bu coğrafyada kadın olmak hâlâ kolay değil. Ataerkil bir kültürün içinde kadın çoğu zaman kontrol edilmesi gereken bir varlık gibi görülüyor. Bir tarafta kadını eve kapatmak isteyen bir anlayış, diğer tarafta ise kadını sadece bir araç gibi gören başka bir bakış var. İki uç arasında kalan şey ise kadının nefesi oluyor. Oysa ben zamanla şunu gördüm: Gerçekten gelişmiş toplumlarda kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, yol arkadaşıdır. Birlikte üretir, birlikte çalışır ve birlikte geleceği kurarlar. Son zamanlarda sıkça duyduğum bir cümle var: “Kadınlar iş hayatına girdi, bu yüzden boşanmalar arttı.” Ben buna farklı bakıyorum. Evet, kadın ekonomik özgürlüğünü kazandığında haksızlığa katlanmak zorunda kalmıyor. Kendi ayakları üzerinde durabildiğinde, kendisini değersiz hissettiren bir hayatı sürdürmek zorunda olmadığını fark ediyor. Ama bu durum bir toplum için gerileme değil, aksine bir farkındalık göstergesidir. Kadının toplumsal hayata katılması aslında toplumları ileriye götürmesi gereken bir güçtür. Çünkü üretimin, emeğin ve aklın yarısını oluşturan bir kesimden söz ediyoruz. Ne yazık ki bizim ülkemizde sorun çoğu zaman başka yerlerde düğümleniyor. Eğitimde, ekonomide, sosyal hayatta yaşanan sıkıntılar; yanlış politikalar ve değişime direnç gösteren anlayışlar toplumun gelişmesini zorlaştırıyor. Ve bütün bunların içinde kadınlar hâlâ birçok alanda mücadele etmek zorunda kalıyor. Bugün kadın cinayetlerini konuşuyoruz. Belki geçmişte de vardı ama artık daha görünür. Bu durumun nedeni kadının sosyal hayata katılması değil. Asıl sorun, erkeklere hâlâ ayrıcalıklı bir alan tanıyan ve eşitlik fikrini yeterince içselleştiremeyen bir toplumsal anlayıştan kaynaklanıyor. Benim inandığım şey çok basit: Bir toplum, kadınlarının özgürce nefes alabildiği kadar gelişir. Kadın ve erkek gerçekten eşit şartlarda yan yana yürüyebildiğinde ise o toplum sadece gelişmez, aynı zamanda güçlenir. Bir Toplum kadınları kadar özgürdür. Ve kadınlar nefes aldıkça, toplum da derin bir nefes alır.   Özgür Akkuş
Bazen kendi hayatımı düşünürken şu soruyu soruyorum: Acaba tarih boyunca en çok haksızlığa uğrayan, en çok ezilen kimdi?


     Bazen kendi hayatımı düşünürken şu soruyu soruyorum:
Acaba tarih boyunca en çok haksızlığa uğrayan, en çok ezilen kimdi?
Cevap aslında çok zor değil.
Yoksullar ve kadınlar.
Ben Güneydoğu’da doğmuş bir kız çocuğuydum. Küçüktüm ama insan bazı şeyleri çok erken fark ediyor. Çevreme baktığımda erkeklerin daha rahat, kadınların ise daha kısıtlı bir hayat yaşadığını görüyordum. Erkek egemen bir düzen vardı ve bu durum çoğu zaman sorgulanmadan kabul ediliyordu.
Ama benim bir şansım vardı: ailem.
Allah’tan annem ve babam bizi o kalıpların içinde büyütmedi. Evimizde kız çocukları da söz sahibiydi. Okumamız, kendimizi geliştirmemiz, bir yerlere gelmemiz için elimizden gelen destek verildi. Belki de en küçük çocuk olmamın da etkisiyle kendimi hiçbir zaman değersiz ya da geri planda hissetmedim.
Fakat insan büyüdükçe şunu daha iyi anlıyor:
Bir ailenin bakışı her şeyi değiştiremiyor. Çünkü mesele sadece aile değil, aynı zamanda toplum meselesi.
Bu coğrafyada kadın olmak hâlâ kolay değil. Ataerkil bir kültürün içinde kadın çoğu zaman kontrol edilmesi gereken bir varlık gibi görülüyor. Bir tarafta kadını eve kapatmak isteyen bir anlayış, diğer tarafta ise kadını sadece bir araç gibi gören başka bir bakış var. İki uç arasında kalan şey ise kadının nefesi oluyor.
Oysa ben zamanla şunu gördüm:
Gerçekten gelişmiş toplumlarda kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, yol arkadaşıdır. Birlikte üretir, birlikte çalışır ve birlikte geleceği kurarlar.
Son zamanlarda sıkça duyduğum bir cümle var:
“Kadınlar iş hayatına girdi, bu yüzden boşanmalar arttı.”
Ben buna farklı bakıyorum.
Evet, kadın ekonomik özgürlüğünü kazandığında haksızlığa katlanmak zorunda kalmıyor. Kendi ayakları üzerinde durabildiğinde, kendisini değersiz hissettiren bir hayatı sürdürmek zorunda olmadığını fark ediyor. Ama bu durum bir toplum için gerileme değil, aksine bir farkındalık göstergesidir.
Kadının toplumsal hayata katılması aslında toplumları ileriye götürmesi gereken bir güçtür. Çünkü üretimin, emeğin ve aklın yarısını oluşturan bir kesimden söz ediyoruz.
Ne yazık ki bizim ülkemizde sorun çoğu zaman başka yerlerde düğümleniyor. Eğitimde, ekonomide, sosyal hayatta yaşanan sıkıntılar; yanlış politikalar ve değişime direnç gösteren anlayışlar toplumun gelişmesini zorlaştırıyor.
Ve bütün bunların içinde kadınlar hâlâ birçok alanda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bugün kadın cinayetlerini konuşuyoruz. Belki geçmişte de vardı ama artık daha görünür. Bu durumun nedeni kadının sosyal hayata katılması değil. Asıl sorun, erkeklere hâlâ ayrıcalıklı bir alan tanıyan ve eşitlik fikrini yeterince içselleştiremeyen bir toplumsal anlayıştan kaynaklanıyor.
Benim inandığım şey çok basit:
Bir toplum, kadınlarının özgürce nefes alabildiği kadar gelişir.
Kadın ve erkek gerçekten eşit şartlarda yan yana yürüyebildiğinde ise o toplum sadece gelişmez, aynı zamanda güçlenir. Bir Toplum kadınları kadar özgürdür. Ve kadınlar nefes aldıkça, toplum da derin bir nefes alır.
  Özgür Akkuş

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.