Akran Zorbalığının Sessiz Çığlığı; Ergenlik, Değişime Ayak Uydurma ve Kırılmanın Dönüm Noktaları

SAĞLIK 03.05.2026 - 20:12, Güncelleme: 03.05.2026 - 20:55
 

Akran Zorbalığının Sessiz Çığlığı; Ergenlik, Değişime Ayak Uydurma ve Kırılmanın Dönüm Noktaları

Ergenlik… Hepimizin geçtiği ama çoğu zaman tam olarak anlamlandıramadığı bir dönem. Ne çocukluk kadar saf, ne de yetişkinlik kadar net. Kimlik arayışının, kabul görme isteğinin ve duygusal dalgalanmaların en yoğun yaşandığı yıllar… ÇOCUK GELİŞİMCİSİ SEDA SÜMER YAZDI;
  İşte tam da bu yüzden, ergenlik sadece büyümek değildir. Aynı zamanda kırılmaktır.   SEDA SÜMER- GAZİANTEP AİLE Bugün okullarda, koridorlarda, sınıflarda, kamuya emanet ettiğimiz devlet koruması altındaki çocuklarda, kocaman şaşalı yapılarla donatılmış sitelerimizin bahçelerinde, alışveriş merkezlerimizde ve hatta artık ekranların arkasında yaşanan bir gerçek var: akran zorbalığı. Çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştirilen bu durum, aslında düşündüğümüzden çok daha derin izler bırakıyor. Bir düşünün… Bir çocuğun her gün okula giderken içinde taşıdığı o görünmez yükü, arkadaşları ile kahve içmek için çıkmaya dahi korku ve endişe ile yaklaştığını, yalnızlaştığını, iletişim kurmaktan kaçındığını…  Alay edilme korkusu, dışlanma endişesi, küçümsenme hissi… Bunlar sadece anlık duygular değil. Araştırmalar bize gösteriyor ki, zorbalığa maruz kalan gençler zamanla kendilerini değersiz hissetmeye başlıyor, yalnızlaşıyor ve hatta hayattan geri çekiliyor.    Akran zorbalığına maruz kalan ergenlerde sıklıkla kaygı, depresif belirtiler ve düşük benlik saygısı gözlemleniyor. Bunun yanı sıra sosyal geri çekilme ve yalnızlık hissi de yaygın sonuçlar arasında kendisini gösteriyor (Kapcı, 2004). Ayrıca zorbalığın akademik yaşam üzerinde de olumsuz etkileri bulunduğu, zorbalığa maruz kalan öğrencilerin okula yönelik motivasyonlarının azaldığı ve başarı düzeylerinin düştüğünün de çeşitli çalışmalarda ortaya konmuş olduğunu görmekteyiz.   Peki asıl mesele sadece mağdurlar mı?    Zorbalık davranışını sergileyen ergen bireylere baktığımızda ise hayatlarını pek de yoluna koyabildiklerini, özgüvenlerini sağlıklı beslediklerini yahut bu davranıştan büyük bir haz duyduklarını da söylemek mümkün olmuyor.  Ergen bireyler için akran grupları, aidiyet duygusunun geliştiği önemli sosyal yapılardır. Bu bağlamda grup içinde kabul görmek, birey için oldukça önemlidir. İşte bazı durumlarda bu kabul arayışı, bireyin saldırgan ya da baskın davranışlar sergilemesine zemin hazırlayabiliyor. Bu aslında ‘’Ben buradayım.’’ demenin bir başka yolu olarak karşımıza çıkıyor.    Güçlü Görünmenin Kaldırılamayan Yükü Zorbalık davranışı sergileyen ergenler; güçlü görünmeye çalışırken aslında sağlıksız bir ilişki kurma biçimini öğreniyorlar. Empati yerine üstünlük kurmayı, iletişim yerine baskıyı tercih etmeyi alışkanlık haline getiriyorlar. Yani sorun, sandığımız gibi “iyi çocuk–kötü çocuk” meselesi değil. Araştırmalar, zorbalık davranışının yalnızca bireysel eğilimlerden değil, aynı zamanda aile yapısı, okul ortamı ve sosyal öğrenme süreçlerinden etkilendiğini de ortaya koymaktadır (Kartal & Bilgin, 2009). Özellikle denetimin zayıf olduğu ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz kaldığı ortamlarda zorbalık davranışlarının daha sık görüldüğü belirtilmektedir. Zorbalık davranışını sergileyen bireyler açısından bakıldığında, ilerleyen dönemlerde saldırganlık eğiliminin artabileceği ve sosyal uyum problemlerinin ortaya çıkabileceği, nitekim bu durumun da zorbalığın yalnızca mağdurlar için değil, zorba bireyler için de risk oluşturduğunu görmekteyiz.   Belki de asıl sorulması gereken şu: Bu davranışlar nerede filizleniyor? Cevap çoğu zaman gözümüzün önünde. Okul ortamı, arkadaşlık ilişkileri, hatta yetişkinlerin tutumu, bakım verenlerin geri planda bıraktıkları… Eğer bir çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, görülmediğini düşünüyorsa ya da kabul görmek için mücadele etmek zorunda kalıyorsa, zorbalık bu boşlukta büyüyen bir davranış haline geliyor.   Belki de en kritik rol biz yetişkinlere ait.   Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğreniyor.   Eğer bizler saygıyı, anlayışı ve adaleti günlük hayatımızda göstermiyorsak; onlardan farklı davranmalarını beklemek ne kadar gerçekçi?   Sonuçta akran zorbalığı, sadece çocukların meselesi değil. Toplumun aynasıdır. Ve o aynaya bakmaya gerçekten hazır mıyız? Bir sonraki yazımızda aynaya baktığımızda gördüklerimizden, sokakta, alışverişte, sporda, sanatta zorbalığın türlerinden, adaletin kılıcından, eğitimin ise geçmişi ve geleceğinden bahsederek aynadaki kendimizle yüzleşmek üzere görüşmek dileğiyle…  SEDA SÜMER - ÇOCUK GELİŞİMCİSİ
Ergenlik… Hepimizin geçtiği ama çoğu zaman tam olarak anlamlandıramadığı bir dönem. Ne çocukluk kadar saf, ne de yetişkinlik kadar net. Kimlik arayışının, kabul görme isteğinin ve duygusal dalgalanmaların en yoğun yaşandığı yıllar… ÇOCUK GELİŞİMCİSİ SEDA SÜMER YAZDI;
 
İşte tam da bu yüzden, ergenlik sadece büyümek değildir. Aynı zamanda kırılmaktır.
 
SEDA SÜMER- GAZİANTEP AİLE
Bugün okullarda, koridorlarda, sınıflarda, kamuya emanet ettiğimiz devlet koruması altındaki çocuklarda, kocaman şaşalı yapılarla donatılmış sitelerimizin bahçelerinde, alışveriş merkezlerimizde ve hatta artık ekranların arkasında yaşanan bir gerçek var: akran zorbalığı. Çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştirilen bu durum, aslında düşündüğümüzden çok daha derin izler bırakıyor.
Bir düşünün… Bir çocuğun her gün okula giderken içinde taşıdığı o görünmez yükü, arkadaşları ile kahve içmek için çıkmaya dahi korku ve endişe ile yaklaştığını, yalnızlaştığını, iletişim kurmaktan kaçındığını…  Alay edilme korkusu, dışlanma endişesi, küçümsenme hissi… Bunlar sadece anlık duygular değil. Araştırmalar bize gösteriyor ki, zorbalığa maruz kalan gençler zamanla kendilerini değersiz hissetmeye başlıyor, yalnızlaşıyor ve hatta hayattan geri çekiliyor. 
 
Akran zorbalığına maruz kalan ergenlerde sıklıkla kaygı, depresif belirtiler ve düşük benlik saygısı gözlemleniyor. Bunun yanı sıra sosyal geri çekilme ve yalnızlık hissi de yaygın sonuçlar arasında kendisini gösteriyor (Kapcı, 2004). Ayrıca zorbalığın akademik yaşam üzerinde de olumsuz etkileri bulunduğu, zorbalığa maruz kalan öğrencilerin okula yönelik motivasyonlarının azaldığı ve başarı düzeylerinin düştüğünün de çeşitli çalışmalarda ortaya konmuş olduğunu görmekteyiz.
 
Peki asıl mesele sadece mağdurlar mı? 
 
Zorbalık davranışını sergileyen ergen bireylere baktığımızda ise hayatlarını pek de yoluna koyabildiklerini, özgüvenlerini sağlıklı beslediklerini yahut bu davranıştan büyük bir haz duyduklarını da söylemek mümkün olmuyor.  Ergen bireyler için akran grupları, aidiyet duygusunun geliştiği önemli sosyal yapılardır. Bu bağlamda grup içinde kabul görmek, birey için oldukça önemlidir. İşte bazı durumlarda bu kabul arayışı, bireyin saldırgan ya da baskın davranışlar sergilemesine zemin hazırlayabiliyor. Bu aslında ‘’Ben buradayım.’’ demenin bir başka yolu olarak karşımıza çıkıyor. 
 
Güçlü Görünmenin Kaldırılamayan Yükü
Zorbalık davranışı sergileyen ergenler; güçlü görünmeye çalışırken aslında sağlıksız bir ilişki kurma biçimini öğreniyorlar. Empati yerine üstünlük kurmayı, iletişim yerine baskıyı tercih etmeyi alışkanlık haline getiriyorlar. Yani sorun, sandığımız gibi “iyi çocuk–kötü çocuk” meselesi değil. Araştırmalar, zorbalık davranışının yalnızca bireysel eğilimlerden değil, aynı zamanda aile yapısı, okul ortamı ve sosyal öğrenme süreçlerinden etkilendiğini de ortaya koymaktadır (Kartal & Bilgin, 2009). Özellikle denetimin zayıf olduğu ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz kaldığı ortamlarda zorbalık davranışlarının daha sık görüldüğü belirtilmektedir. Zorbalık davranışını sergileyen bireyler açısından bakıldığında, ilerleyen dönemlerde saldırganlık eğiliminin artabileceği ve sosyal uyum problemlerinin ortaya çıkabileceği, nitekim bu durumun da zorbalığın yalnızca mağdurlar için değil, zorba bireyler için de risk oluşturduğunu görmekteyiz.
 
Belki de asıl sorulması gereken şu: Bu davranışlar nerede filizleniyor?
Cevap çoğu zaman gözümüzün önünde. Okul ortamı, arkadaşlık ilişkileri, hatta yetişkinlerin tutumu, bakım verenlerin geri planda bıraktıkları… Eğer bir çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, görülmediğini düşünüyorsa ya da kabul görmek için mücadele etmek zorunda kalıyorsa, zorbalık bu boşlukta büyüyen bir davranış haline geliyor.
 
Belki de en kritik rol biz yetişkinlere ait.
 
Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğreniyor.
 
Eğer bizler saygıyı, anlayışı ve adaleti günlük hayatımızda göstermiyorsak; onlardan farklı davranmalarını beklemek ne kadar gerçekçi?
 
Sonuçta akran zorbalığı, sadece çocukların meselesi değil.
Toplumun aynasıdır.
Ve o aynaya bakmaya gerçekten hazır mıyız?
Bir sonraki yazımızda aynaya baktığımızda gördüklerimizden, sokakta, alışverişte, sporda, sanatta zorbalığın türlerinden, adaletin kılıcından, eğitimin ise geçmişi ve geleceğinden bahsederek aynadaki kendimizle yüzleşmek üzere görüşmek dileğiyle… 
SEDA SÜMER - ÇOCUK GELİŞİMCİSİ
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.