Faysal ATMACA: REKLAMLAR!
Faysal ATMACA: REKLAMLAR!
Reklam, modern çağın en sofistike sömürü aracıdır.
REKLAMLAR
Reklam masum değildir.
Reklam tarafsız değildir.
Reklam sadece “tanıtım” değildir.
O;
Toprağı sömürür,
Suyu sömürür,
Ormanı sömürür,
İnsanın emeğini sömürür,
En tehlikelisi de insanın zaaflarını sömürür.
Ve bütün bunları yaparken gülümser.
İhtiyaç sınırlıdır.
Hırs sınırsızdır.
Kapitalizm sınırsız büyümek ister.
Sınırlı ihtiyaç buna yetmez.
O halde ne yapılır?
İhtiyaç üretilir.
Bir telefon yetmez.
Bir ev yetmez.
Bir araba yetmez.
Bir unvan yetmez.
Yetmemeli.
Çünkü doyan insan tehlikelidir.
Tatmin olmuş insan tüketmez.
Tüketmeyen insan sistem için yük sayılır.
Reklam tam burada devreye girer:
İnsana fısıldar:
“Sen eksiksin.”
Eksiklik hissi modern çağın en büyük pazar payıdır.
Reklam bir giyotindir.
Baş kesmez;
ama şahsiyet keser.
Kanaati keser.
İffeti keser.
Tevazuyu keser.
Onuru keser.
İnsanı ikiye böler:
“Sahip olanlar” ve “olmayanlar”.
Ve değeri, ahlâktan alıp markaya verir.
Bugün hırsızlık neden artıyor?
Çünkü sistem, sahip olmayı kutsuyor.
Bugün rüşvet neden sıradanlaşıyor?
Çünkü makam reklamla büyütülüyor.
Bugün yalakalık neden kariyer aracı?
Çünkü güç, erdemden üstün gösteriliyor.
Reklam sadece ürün satmaz.
Reklam değer sistemi kurar.
Her gereksiz tüketim,
bir ağacın ölümüdür.
Her moda sezonu,
bir fabrikanın dumanıdır.
Her “yeni model”,
bir maden ocağının derinleşmesidir.
Ama reklam bunu göstermez.
Gösteremez.
Çünkü reklam gerçeği değil,
parlak yüzeyi satar.
Gezegen yanarken,
ekranlar parlıyor çünkü.
Reklamın en büyük başarısı şudur:
İnsanı, kendine yabancılaştırmak.
Bir çocuğa daha üç yaşında marka öğretmek,
bir gence bedenini pazarlama nesnesi haline getirmek,
bir kadına güzelliği metrekareyle ölçmek,
bir erkeğe gücü silindir hacmiyle tanımlamak…
Bu sadece ticaret değildir.
Bu kültürel işgaldir.
Reklam, modern sömürgeciliğin psikolojik ordusudur.
İyi mal reklama muhtaç değildir.
Liyakatli insan algıya ihtiyaç duymaz.
Eşyanın tabiatı ve hakiki ihtiyaçlar zaten yönlendiricidir.
Fakat reklam, zayıf ürünü büyütür;
boş insanı parlatır;
içi çürük sistemi cilalar.
Bugün görünür olanın değerli sanılması,
reklamın zaferidir.
Hakikatin sessizliği,
algının gürültüsüne yenilmiştir maalesef.
Reklam bu sistemin midesidir.
Her şeyi öğütür:
Toprağı, emeği, zamanı, gençliği, ahlâkı…
Ve asla doymaz.
Çünkü mesele ihtiyaç değil,
büyümedir.
Büyüme değil,
şişmedir.
Şişen sistem,
içten çürüyen bir ağaca benzer.
Dışarıdan parlak,
içeriden ardak.
Bu bir ekonomi tartışması değil,
bir insanlık meselesidir.
Çözüm şudur:
Kanaat.
Tevazu.
İffet.
Liyakat.
Gerçek ihtiyaç bilinci.
Şahsiyetini reklama teslim etmeyen insan,
özgürdür.
Algıyla değil hakikatle yaşayan toplum,
güçlüdür.
Markayla değil ahlâkla değerlenen medeniyet,
kalıcıdır.
Nihayetinde
Ya reklamın ürettiği eksiklikle yaşayacağız,
ya da fıtratın verdiği yeterlilikle.
Ya tüketimin kölesi olacağız,
ya şahsiyetin sahibi.
Unutmayalım ki:
İnsan eşyadan üstün yaratıldı.
Eğer eşya insanı yönetiyorsa,
orada sadece ekonomi değil,
insanlık da iflas etmiştir.
Bu bir uyarı değil.
Bu bir meydan okumadır vesselam.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.