Büyücüler ve Tılsımlar Toplumu Tehdit Ediyor

DİNİ HABERLER 05.05.2026 - 09:07, Güncelleme: 05.05.2026 - 09:07
 

Büyücüler ve Tılsımlar Toplumu Tehdit Ediyor

Son günlerde büyü, muska ve tılsım gibi uygulamaların giderek daha fazla popüler hale geldiğini görüyoruz. Ancak bu tür eylemler, sadece bilimsel veya mantıksal bir temelden yoksun olmakla kalmıyor; aynı zamanda bireyler arasındaki ilişkileri, aile yapısını ve toplumsal huzuru sarsıyor ve dolandırıcılık zincirlerinin bir parçası haline gelerek mağduriyetlerin derinleşmesine neden oluyor.
Bu önemli konuya dair değerlendirmelerde bulunan Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş, konunun ardındaki duygusal ve toplumsal boyutlara dikkat çekti. Akkuş: insanların "Eşimi geri getir", "Ailemle aramı düzelt", "Huzurumu sağla" ya da "Hayalimdeki evliliği yaşamak istiyorum" gibi samimi arzularla bu tür yöntemlere başvurduğunu dile getirdi. Ancak bu iyi niyetli çabaların çoğu ne yazık ki adli olaylara evrilmekte ve çözümden ziyade daha büyük mağduriyetlere zemin hazırlamakta. Televizyon Ekranlarındaki Mağduriyetler ve Duygusal Tuzaklar Gündüz kuşağı yayınlarda "Dolandırıldım, hayatım mahvoldu" diye feryat eden kadınların sayısındaki artış, son dönemlerde dikkat çekici bir hal almış durumda. Konuyla ilgili önemli uyarılarda bulunan uzman Taner Akkuş, bu kişilerin genellikle duygusal kırılganlık anlarını fırsat bilen dolandırıcıların ağına düştüğünü belirtiyor. "Büyü bozma", "eş geri getirme" veya "kısmet açma" gibi umut tacirliği içeren vaatlerle kandırılan mağdurlar, psikolojik açıdan ciddi bir manipülasyon sürecine maruz kalıyor. Akkuş’a göre bu süreç, bilişsel çarpıtmalar ve duygusal sömürü mekanizmalarıyla şekilleniyor. Dahası, sosyal psikolojideki “otomatik düşünce” ve “kayıplara karşı aşırı hassasiyet” gibi kavramlar, insanların zorlu dönemlerinde neden irrasyonel çözüm yollarına yöneldiğini açıklamakta. Akkuş, bu tür dolandırıcılıkların arka planını daha derinlemesine açıklarken, bilimsel çalışmalardan da örnekler veriyor. Özellikle Daniel Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünme” kitabında vurgulandığı gibi, belirsizlik ve korku dolu dönemlerde bireyler sezgisel ve hızlı kararlar alma eğiliminde oluyor; eleştirel düşünceler ise bir süreliğine devre dışı kalıyor. İşte bu durum, dolandırıcıların sistematik olarak istismar ettiği bir zemin haline geliyor. Daha da ürkütücü olanı, birçok mağdurun sadece parasal kayıplarla sınırlı kalmadığı; tehdit, şantaj ve özel görüntülerin kötüye kullanılması gibi yöntemlerle psikolojik ve hukuki şiddetle baş başa bırakıldığı gerçekliği. Tüm bunlar, dolandırıcılığın yalnızca ekonomik bir mesele değil, çok boyutlu bir toplumsal sorun olduğunu da gözler önüne seriyor Dini ve İslami Perspektiften Büyü ve Tılsım İslam dini, sihir ve büyücülüğü açıkça haram kılarak bunları en büyük günahlar arasında saymaktadır diyen Taner Akkuş, şu ifadelerde bulundu: Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 102. ayetinde, "Şeytanlar, insanların zararına olarak sihri öğretiyorlardı" buyuruluyor. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) ise "Sihir yapan da, yaptıran da Allah’ın lanetine uğramıştır" (Buhari, Tıb, 49; Müslim, Selam, 119) hadisiyle bu tür uygulamaları kesin bir şekilde yasaklamıştır. Akkuş ayrıca şu bilgileri paylaştı: İslam âlimleri, örneğin İbn-i Kayyim ve İmam Gazali gibi, büyünün en büyük zararının kişinin imanını sarsmak ve Allah’a tevekkülü terk etmek olduğunu önemle belirtmektedir. Mümin kişi, karşılaştığı sorunları Allah’a dua ederek, sabrederek, helal yöntemler ve meşru tıbbi ya da psikolojik destekle çözmelidir; taş, muska, tılsım gibi batıl araçlara yönelmemelidir. Bu tür uygulamalar tevhid inancıyla çeliştiği gibi kişiyi şeytani vesveselere açık hale getirmektedir. Bu nedenle, dini açıdan bakıldığında bu faaliyetler hem büyük bir günah hem de toplumsal fitnenin kaynağıdır. Akademik ve Bilimsel Boyut ile Suç Ekonomisini Destekleme Bilimsel yöntem açısından büyü ve tılsım iddialarının hiçbir deneysel temele dayanmadığına dikkat çeken Akkuş, bu tür uygulamalarda sıklıkla psikolojide plasebo ve nocebo etkilerinin gözlemlendiğini belirtti. Kişinin inanarak geçici bir rahatlama hissetmesinin plasebo etkisi, korku ve kaygının artması durumunda ise nocebo etkisi olarak adlandırıldığını ifade eden Akkuş, bu tür yaklaşımların uzun vadede bağımlılık, anksiyete bozuklukları, depresyon ve aile içi çatışmaları derinleştirebileceği konusunda uyarıda bulundu. Sosyolojik bakış açısından modernleşme sürecinde ortaya çıkan "anomi" (Durkheim) ve belirsizlik toplumu (Bauman) koşullarının bireyleri geleneksel batıl inançlara yönelttiğini eklerken, özellikle kadınların ekonomik ve duygusal açıdan kırılgan olduğu toplumsal kesimlerde bu tür dolandırıcılıkların daha yaygın hale geldiğini vurguladı. Ayrıca kayıtdışı ekonomi boyutunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti; bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin resmi kayıtlara geçmemesi nedeniyle vergi kaybına neden olduğunu ve organize suç ekonomisini desteklediğini ifade etti. Yasal Düzenleme ve Toplumsal Bilinçlenme Önerileri Bu karanlık sektörün önlenmesi için Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş’un önerileri şunlardır: • Büyücülük ve tılsım iddialarıyla para toplayan kişilerin sistematik denetlenmesi ve cezai yaptırımlara tabi tutulması, • Tüketici hakları ve dolandırıcılık yasalarında net düzenlemeler yapılması, • Vergi denetimlerinin sıkılaştırılması, • Medya kuruluşlarının bu tür programlarda mağduriyetleri istismar eden içerikleri sınırlaması gerekmektedir. Ayrıca Milli Eğitim, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler kurumlarının ortaklaşa yürüteceği bilinçlendirme kampanyaları hayati önem taşımaktadır, diyen Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş; “Okullarda eleştirel düşünme eğitimi, camilerde doğru dini bilinçlendirme ve sosyal medya üzerinden bilimsel-psikolojik farkındalık çalışmaları yapılmalıdır” diyerek sözlerini şu şekilde tamamladı. Büyü ve tılsımla sorun çözme arayışı, bireyi ve toplumu daha derin krizlere sürüklemektedir. Gerçek çözüm; iman, akıl, bilim ve meşru yollar birliğindedir. Korkularımızla oynayan sistemler, ancak bizim onlara alan açmamızla var olabilir. Bu nedenle bilinçlenmeli, aklımızı ve dinimizi rehber edinmeli, sorunlarımızı bilimsel ve hukuki yöntemlerle çözmeliyiz. Toplum olarak “akıl ve iman” medeniyetine yakışır bir duruş sergileme zamanıdır.
Son günlerde büyü, muska ve tılsım gibi uygulamaların giderek daha fazla popüler hale geldiğini görüyoruz. Ancak bu tür eylemler, sadece bilimsel veya mantıksal bir temelden yoksun olmakla kalmıyor; aynı zamanda bireyler arasındaki ilişkileri, aile yapısını ve toplumsal huzuru sarsıyor ve dolandırıcılık zincirlerinin bir parçası haline gelerek mağduriyetlerin derinleşmesine neden oluyor.

Bu önemli konuya dair değerlendirmelerde bulunan Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş, konunun ardındaki duygusal ve toplumsal boyutlara dikkat çekti. Akkuş: insanların "Eşimi geri getir", "Ailemle aramı düzelt", "Huzurumu sağla" ya da "Hayalimdeki evliliği yaşamak istiyorum" gibi samimi arzularla bu tür yöntemlere başvurduğunu dile getirdi. Ancak bu iyi niyetli çabaların çoğu ne yazık ki adli olaylara evrilmekte ve çözümden ziyade daha büyük mağduriyetlere zemin hazırlamakta.

Televizyon Ekranlarındaki Mağduriyetler ve Duygusal Tuzaklar

Gündüz kuşağı yayınlarda "Dolandırıldım, hayatım mahvoldu" diye feryat eden kadınların sayısındaki artış, son dönemlerde dikkat çekici bir hal almış durumda. Konuyla ilgili önemli uyarılarda bulunan uzman Taner Akkuş, bu kişilerin genellikle duygusal kırılganlık anlarını fırsat bilen dolandırıcıların ağına düştüğünü belirtiyor. "Büyü bozma", "eş geri getirme" veya "kısmet açma" gibi umut tacirliği içeren vaatlerle kandırılan mağdurlar, psikolojik açıdan ciddi bir manipülasyon sürecine maruz kalıyor. Akkuş’a göre bu süreç, bilişsel çarpıtmalar ve duygusal sömürü mekanizmalarıyla şekilleniyor. Dahası, sosyal psikolojideki “otomatik düşünce” ve “kayıplara karşı aşırı hassasiyet” gibi kavramlar, insanların zorlu dönemlerinde neden irrasyonel çözüm yollarına yöneldiğini açıklamakta.

Akkuş, bu tür dolandırıcılıkların arka planını daha derinlemesine açıklarken, bilimsel çalışmalardan da örnekler veriyor. Özellikle Daniel Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünme” kitabında vurgulandığı gibi, belirsizlik ve korku dolu dönemlerde bireyler sezgisel ve hızlı kararlar alma eğiliminde oluyor; eleştirel düşünceler ise bir süreliğine devre dışı kalıyor. İşte bu durum, dolandırıcıların sistematik olarak istismar ettiği bir zemin haline geliyor. Daha da ürkütücü olanı, birçok mağdurun sadece parasal kayıplarla sınırlı kalmadığı; tehdit, şantaj ve özel görüntülerin kötüye kullanılması gibi yöntemlerle psikolojik ve hukuki şiddetle baş başa bırakıldığı gerçekliği. Tüm bunlar, dolandırıcılığın yalnızca ekonomik bir mesele değil, çok boyutlu bir toplumsal sorun olduğunu da gözler önüne seriyor

Dini ve İslami Perspektiften Büyü ve Tılsım

İslam dini, sihir ve büyücülüğü açıkça haram kılarak bunları en büyük günahlar arasında saymaktadır diyen Taner Akkuş, şu ifadelerde bulundu: Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 102. ayetinde, "Şeytanlar, insanların zararına olarak sihri öğretiyorlardı" buyuruluyor. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) ise "Sihir yapan da, yaptıran da Allah’ın lanetine uğramıştır" (Buhari, Tıb, 49; Müslim, Selam, 119) hadisiyle bu tür uygulamaları kesin bir şekilde yasaklamıştır.

Akkuş ayrıca şu bilgileri paylaştı: İslam âlimleri, örneğin İbn-i Kayyim ve İmam Gazali gibi, büyünün en büyük zararının kişinin imanını sarsmak ve Allah’a tevekkülü terk etmek olduğunu önemle belirtmektedir. Mümin kişi, karşılaştığı sorunları Allah’a dua ederek, sabrederek, helal yöntemler ve meşru tıbbi ya da psikolojik destekle çözmelidir; taş, muska, tılsım gibi batıl araçlara yönelmemelidir. Bu tür uygulamalar tevhid inancıyla çeliştiği gibi kişiyi şeytani vesveselere açık hale getirmektedir. Bu nedenle, dini açıdan bakıldığında bu faaliyetler hem büyük bir günah hem de toplumsal fitnenin kaynağıdır.

Akademik ve Bilimsel Boyut ile Suç Ekonomisini Destekleme

Bilimsel yöntem açısından büyü ve tılsım iddialarının hiçbir deneysel temele dayanmadığına dikkat çeken Akkuş, bu tür uygulamalarda sıklıkla psikolojide plasebo ve nocebo etkilerinin gözlemlendiğini belirtti. Kişinin inanarak geçici bir rahatlama hissetmesinin plasebo etkisi, korku ve kaygının artması durumunda ise nocebo etkisi olarak adlandırıldığını ifade eden Akkuş, bu tür yaklaşımların uzun vadede bağımlılık, anksiyete bozuklukları, depresyon ve aile içi çatışmaları derinleştirebileceği konusunda uyarıda bulundu. Sosyolojik bakış açısından modernleşme sürecinde ortaya çıkan "anomi" (Durkheim) ve belirsizlik toplumu (Bauman) koşullarının bireyleri geleneksel batıl inançlara yönelttiğini eklerken, özellikle kadınların ekonomik ve duygusal açıdan kırılgan olduğu toplumsal kesimlerde bu tür dolandırıcılıkların daha yaygın hale geldiğini vurguladı. Ayrıca kayıtdışı ekonomi boyutunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti; bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin resmi kayıtlara geçmemesi nedeniyle vergi kaybına neden olduğunu ve organize suç ekonomisini desteklediğini ifade etti.

Yasal Düzenleme ve Toplumsal Bilinçlenme Önerileri

Bu karanlık sektörün önlenmesi için Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş’un önerileri şunlardır:

• Büyücülük ve tılsım iddialarıyla para toplayan kişilerin sistematik denetlenmesi ve cezai yaptırımlara tabi tutulması,
• Tüketici hakları ve dolandırıcılık yasalarında net düzenlemeler yapılması,
• Vergi denetimlerinin sıkılaştırılması,
• Medya kuruluşlarının bu tür programlarda mağduriyetleri istismar eden içerikleri sınırlaması gerekmektedir.

Ayrıca Milli Eğitim, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler kurumlarının ortaklaşa yürüteceği bilinçlendirme kampanyaları hayati önem taşımaktadır, diyen Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş; “Okullarda eleştirel düşünme eğitimi, camilerde doğru dini bilinçlendirme ve sosyal medya üzerinden bilimsel-psikolojik farkındalık çalışmaları yapılmalıdır” diyerek sözlerini şu şekilde tamamladı. Büyü ve tılsımla sorun çözme arayışı, bireyi ve toplumu daha derin krizlere sürüklemektedir. Gerçek çözüm; iman, akıl, bilim ve meşru yollar birliğindedir. Korkularımızla oynayan sistemler, ancak bizim onlara alan açmamızla var olabilir. Bu nedenle bilinçlenmeli, aklımızı ve dinimizi rehber edinmeli, sorunlarımızı bilimsel ve hukuki yöntemlerle çözmeliyiz. Toplum olarak “akıl ve iman” medeniyetine yakışır bir duruş sergileme zamanıdır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.