BEREKET VAR ELBET, İRADE NEREDE?

SAĞLIK 18.03.2026 - 21:07, Güncelleme: 18.03.2026 - 21:07
 

BEREKET VAR ELBET, İRADE NEREDE?

Benim ülkemin toprakları cimri değildir. Güzel Anadolu, tohumu toprağa atanın yüzünü kara çıkarmaz, alın terini inkâr etmez elbet.
Bu ülkenin toprağı yorgun değil; biz yorulduk onu duymaktan. Oysa bu toprak, binlerce yıldır konuşur; yağmurla, güneşle, sabırla konuşur lâkin bugün bereketin ortasında yokluğu tartışan bir ülke haline geldik. Bir vakitler bolluk fışkıran, ambar olan topraklarımızda artık 'yokluk' konuşuluyor. Esasında yokluk toprağımızda değil, irade ve planlamada! Bir zamanlar bu coğrafya kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biriydi, Anadolu’nun her karışı üretimin bir parçasıydı.  Buğday yalnızca ekmek değildi; bağımsızlıktı. Pamuk yalnızca tekstil değil; sanayiydi. Şeker yalnızca tat değil; stratejiydi. Toprak, ekonominin de siyasetin de temeliydi. Yıllardır neredeyse gözden çıkarılmışcasına yönetilen tarım; birinci önceliğimiz olmalı oysa. En kolay çözüm gibi sunulan ithalat var masada, ne yazık... Mesele domatesin, mercimeğin nereden geldiğinden ziyade, geleceğimizi nerede aradığımızda!  Mustafa Kemal Atatürk, “Milli ekonominin temeli ziraattır” dediğinde, tarımı romantize etmiyordu. Aksine, en gerçekçi yerden konuşuyordu. Çünkü bilirdi ki sanayi, finans, teknoloji ancak karnı doymuş bir ülkenin omuzlarında yükselir. Aç kalan milletin ne hayali olur ne de direnci. Bugün köylerin sessizliği insanın içini ürpertiyor ve tarlalarda ekin değil, bekleyiş var. Üretici; mazot, gübre, tohum fiyatlarıyla boğuşurken, emeğinin karşılığını alamıyor. Çiftçi toprağı terk ettikçe, ülke kendi geleceğini terk ediyor. Ama biz bunu çoğu zaman rakamlarla geçiştiriyoruz; oysa bu mesele rakam değil, istiklâl meselesidir. İthalat kapıları her açıldığında, yalnızca ürün değil, bağımlılık giriyor içeri.  Bugün dışarıdan aldığımız her buğday tanesi, yarın kaybettiğimiz bir irade parçasıdır. Kendi toprağında üretemeyen ülke, başkasının sofrasına mahkûm olur ve başka sofraya mahkûm olanın ise sözü dinlenmez! Market raflarında 'Anadolu Mutfağı' etiketli bakliyatın menşei Çin yazıyorsa, Meksika yazıyorsa utanç duymamız gereken bir vaziyet değil midir? Her zaman alışveriş yaptığım yerde yüreğime bıçak gibi saplanan şu sözü duymak; mahvedilenin sadece tarım değil, geleceğimizin özeti olduğunu izah ediyor apaçık ve çok acıdır ki: "Ülkemizde kimse toplamıyor artık ağaçtaki ıhlamuru, ithal geliyor daha ucuz diye, çiçek ıhlamur yok bu yüzden, sadece yaprak olarak alınıyor, o da ucuz diye..."  Sorun ne iklimdir ne de toprak. Bu toprak bin yıl önce de buradaydı. Sorun üreticiyi koruyamayan, üretimi strateji olarak göremeyen bakış açısındadır. Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözü bugün duvarlarda asılı bir cümleye dönüştü, lâkin bu söz, uygulandığında anlamlıydı. Efendi dediğiniz insanı borçla, çaresizlikle, yalnızlıkla baş başa bırakırsanız; o düzen ayakta kalmaz, köylü üretmezse şehir doymaz, şehir doymazsa devlet güçlü olmaz. Gençler köyde kalmak istemiyor deniyor, evet doğru. Ama kim, emeğinin değersiz görüldüğü yerde kalmak ister? Kim, geleceği olmayan bir toprağa kök salar? Bu bir tercih meselesidir. Üretimi mi destekleyeceğiz, ithalatı mı? Çiftçiyi mi koruyacağız, aracıları mı? Kısa vadeli kazancı mı, uzun vadeli bağımsızlığı mı seçeceğiz? Bu soruların cevabı, sadece tarımı değil, ülkenin yönünü belirler. Hâlâ geç değil, inanın geç değil.  Toprak hâlâ burada. Bilgi hâlâ burada. Üretmek isteyen insanlar hâlâ bu ülkede. Lâkin zaman daralıyor. Toprak sabırlıdır fakat ihmali affetmez! Ve artık şunu yüksek sesle söylemek zorundayız: Bir ülke toprağını kaybetmez; toprağına sırtını döndüğü gün, kendini kaybeder. Unutmayalım; toprak susarsa, sadece çiftçi değil; bir millet aç kalır, bir devlet zayıflar, bir gelecek eksilir. "Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi." (Askeri zaferlerin ekonomik zaferlerle taçlanması gerektiği üzerine) Mustafa Kemal Atatürk  Okuduğunuz için teşekkür ederim,  Zeynep Merçan
Benim ülkemin toprakları cimri değildir. Güzel Anadolu, tohumu toprağa atanın yüzünü kara çıkarmaz, alın terini inkâr etmez elbet.

Bu ülkenin toprağı yorgun değil; biz yorulduk onu duymaktan.

Oysa bu toprak, binlerce yıldır konuşur; yağmurla, güneşle, sabırla konuşur lâkin bugün bereketin ortasında yokluğu tartışan bir ülke haline geldik.

Bir vakitler bolluk fışkıran, ambar olan topraklarımızda artık 'yokluk' konuşuluyor. Esasında yokluk toprağımızda değil, irade ve planlamada! Bir zamanlar bu coğrafya kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biriydi, Anadolu’nun her karışı üretimin bir parçasıydı. 

Buğday yalnızca ekmek değildi; bağımsızlıktı. Pamuk yalnızca tekstil değil; sanayiydi. Şeker yalnızca tat değil; stratejiydi. Toprak, ekonominin de siyasetin de temeliydi. Yıllardır neredeyse gözden çıkarılmışcasına yönetilen tarım; birinci önceliğimiz olmalı oysa. En kolay çözüm gibi sunulan ithalat var masada, ne yazık... Mesele domatesin, mercimeğin nereden geldiğinden ziyade, geleceğimizi nerede aradığımızda! 

Mustafa Kemal Atatürk, “Milli ekonominin temeli ziraattır” dediğinde, tarımı romantize etmiyordu. Aksine, en gerçekçi yerden konuşuyordu. Çünkü bilirdi ki sanayi, finans, teknoloji ancak karnı doymuş bir ülkenin omuzlarında yükselir. Aç kalan milletin ne hayali olur ne de direnci.

Bugün köylerin sessizliği insanın içini ürpertiyor ve tarlalarda ekin değil, bekleyiş var. Üretici; mazot, gübre, tohum fiyatlarıyla boğuşurken, emeğinin karşılığını alamıyor. Çiftçi toprağı terk ettikçe, ülke kendi geleceğini terk ediyor. Ama biz bunu çoğu zaman rakamlarla geçiştiriyoruz; oysa bu mesele rakam değil, istiklâl meselesidir.

İthalat kapıları her açıldığında, yalnızca ürün değil, bağımlılık giriyor içeri. 
Bugün dışarıdan aldığımız her buğday tanesi, yarın kaybettiğimiz bir irade parçasıdır. Kendi toprağında üretemeyen ülke, başkasının sofrasına mahkûm olur ve başka sofraya mahkûm olanın ise sözü dinlenmez!

Market raflarında 'Anadolu Mutfağı' etiketli bakliyatın menşei Çin yazıyorsa, Meksika yazıyorsa utanç duymamız gereken bir vaziyet değil midir? Her zaman alışveriş yaptığım yerde yüreğime bıçak gibi saplanan şu sözü duymak; mahvedilenin sadece tarım değil, geleceğimizin özeti olduğunu izah ediyor apaçık ve çok acıdır ki: "Ülkemizde kimse toplamıyor artık ağaçtaki ıhlamuru, ithal geliyor daha ucuz diye, çiçek ıhlamur yok bu yüzden, sadece yaprak olarak alınıyor, o da ucuz diye..." 

Sorun ne iklimdir ne de toprak.
Bu toprak bin yıl önce de buradaydı.
Sorun üreticiyi koruyamayan, üretimi strateji olarak göremeyen bakış açısındadır.

Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözü bugün duvarlarda asılı bir cümleye dönüştü, lâkin bu söz, uygulandığında anlamlıydı. Efendi dediğiniz insanı borçla, çaresizlikle, yalnızlıkla baş başa bırakırsanız; o düzen ayakta kalmaz, köylü üretmezse şehir doymaz, şehir doymazsa devlet güçlü olmaz.

Gençler köyde kalmak istemiyor deniyor, evet doğru.
Ama kim, emeğinin değersiz görüldüğü yerde kalmak ister?
Kim, geleceği olmayan bir toprağa kök salar?

Bu bir tercih meselesidir.
Üretimi mi destekleyeceğiz, ithalatı mı?
Çiftçiyi mi koruyacağız, aracıları mı?
Kısa vadeli kazancı mı, uzun vadeli bağımsızlığı mı seçeceğiz?
Bu soruların cevabı, sadece tarımı değil, ülkenin yönünü belirler.
Hâlâ geç değil, inanın geç değil. 
Toprak hâlâ burada.
Bilgi hâlâ burada.
Üretmek isteyen insanlar hâlâ bu ülkede. Lâkin zaman daralıyor. Toprak sabırlıdır fakat ihmali affetmez!

Ve artık şunu yüksek sesle söylemek zorundayız:
Bir ülke toprağını kaybetmez; toprağına sırtını döndüğü gün, kendini kaybeder.

Unutmayalım;
toprak susarsa, sadece çiftçi değil; bir millet aç kalır, bir devlet zayıflar, bir gelecek eksilir.

"Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi." (Askeri zaferlerin ekonomik zaferlerle taçlanması gerektiği üzerine)
Mustafa Kemal Atatürk 

Okuduğunuz için teşekkür ederim, 
Zeynep Merçan

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.