Zeynep Merçan: Tarihimiz!
Zeynep Merçan: Tarihimiz!
Bin Yıllık Tarihin Sadece 240 Yılı Barışta Geçti… Bu Ağır Bir Taş Değil mi?
Beş bin yıllık yazılı insanlık tarihi…
Ve yalnızca iki yüz kırk yıl barış.
Bu rakamı duyunca insanın içine oturuyor değil mi? Sanki göğsüne kocaman bir taş konmuş gibi. Beş bin yıl… Savaşlar, işgaller, sınır kavgaları, kutsal addedilen topraklar uğruna dökülen kanlar, güç mücadeleleri… Geriye kalan o kısacık iki yüz kırk yıl ise, sanki bir nefes alma molası gibi.
İnanması zor geliyor insana.
Ve bugün yine aynı coğrafyaya bakıyoruz: Ortadoğu.
Bu topraklar sıradan bir harita parçası mı gerçekten? Medeniyetlerin beşiği, semavi dinlerin doğduğu yer, imparatorlukların doğup battığı, yükseldiği ve yerle bir olduğu efsanevi bir sahne. Kudüs sadece bir şehir değil; üç büyük dinin kalbi, ortak acısı, ortak yarası.
İsrail-Filistin gerilimi on yıllardır kanayan bir yara iken, şimdi yeni ve çok daha tehlikeli bir başlık var önümüzde: İran ile İsrail arasındaki fiili savaş hali.
Yıllarca “vekalet savaşları” üzerinden yürüyen bu mücadele, artık gölgeden çıkıp doğrudan yüzleşmeye dönüştü. Suriye’de hava operasyonları, Lübnan’da Hizbullah faktörü, Irak ve Körfez’de arka plan gerilimleri… Hepsi birikti, taştı ve şimdi doğrudan misillemelerle karşı karşıyayız.
Bu artık sadece iki ülkenin meselesi değil.
Bir taraf “direniş ekseni”nin lideri olarak kendini konumlandırıyor, diğer taraf “önleyici müdahale” doktriniyle tehditleri sınırlarının ötesinde tutmaya çalışıyor. Ama tarih hep aynı dersi veriyor: Silahların konuştuğu yerde diplomasi susar.
Ortadoğu zaten kırılgan bir cam fanus gibi. Enerji hatları, deniz yolları, mezhep dengeleri, küresel güçlerin çıkarları… Hepsi burada düğümlenmiş. Bir füze atıldığında sadece bir şehir değil; petrol fiyatları, küresel piyasalar, göç dalgaları, Avrupa’nın, Amerika’nın, Asya’nın ve tabii ki Türkiye’nin güvenliği sarsılıyor.
Dünya artık eski dünya değil. Her gerilim kıtalar arası bir zincirleme reaksiyon başlatıyor.
Peki biz nerede duruyoruz bu döngüde?
Beş bin yılın istatistiği ortada: İnsanlık savaşmayı barış yapmaktan daha hızlı öğrenmiş. Acı ama gerçek. Ortadoğu’da yaşananlar bir anlık kriz değil; upuzun bir tarihsel birikimin, bastırılmış öfkelerin, çözülmemiş yaraların patlaması.
Ama şu soru içimi kemiriyor: Bu coğrafya kaderini değiştirebilir mi?
Yoksa biz, istatistiklerini değiştiremeyen bir tür olarak mı kalacağız sonsuza dek?
İran-İsrail hattındaki her gerilim, aslında küresel sistemin dayanıklılık testi. Ve tarih bize şunu haykırıyor: Savaş başlatmak kolay, bitirmek zordur. Barış ise zordur ama insanlığın yegâne kalıcı kazanımıdır.
Beş bin yılın istatistiğini değiştirebilmek mümkün mü?
Belki.
Ama bunun için cesaret gerekiyor. Silah taşımak değil, ateşi söndürmek cesareti.
Hepinizin gönlünden geçen aynı şey değil mi?
Barış, insanın yüreğinde başlar. Bir kalp yumuşadığında, dünya biraz daha susar. Bir vicdan sızladığında, silahlar biraz daha ağırlaşır.
Ve yine de her şeye rağmen, tam da bugün bile…
Bu dileğimizin gerçek olması umuduyla.
Çünkü umut, en karanlık gecede bile sönmeyen tek ışıktır.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Kalbiniz barışla dolsun.
Zeynep Merçan
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.