ZEYNEP MERÇAN: HİSSETTİRDİĞİN SENSİN

POLİTİKA 10.03.2026 - 21:13, Güncelleme: 10.03.2026 - 21:13
 

ZEYNEP MERÇAN: HİSSETTİRDİĞİN SENSİN

İnsan, zamanın rüzgârında savrulan bir yaprak misali nice sözler işitir, nice fiillere şahit olur; lakin gönlünde en derin izi bırakan ne sözdür ne de fiildir. Asıl mühür kalbe vurulandır şüphesiz. Zira hafıza kelamı unutur, amel silinir fakat hissiyat ruhun en mahrem köşesine kazınır da ömür boyu silinmez.
HİSSETTİRDİĞİN SENSİN Zeynep Merçan – İstanbul  Günümüz dünyasında öyle bir hal almışız ki herkes konuşur, lakin kimse dinlemez. Herkes öğüt verir, fakat kimse anlamaya tenezzül etmez. Kelimeler çoğalmış, mana azalmıştır. İnsanlar birbirine seslenir, fakat gönüller birbirine sağır kalmıştır. Halbuki insan dediğin, sözle değil hal ile terbiye olunur. Bir tebessüm bazen bin vaazdan evladır; bir vefa, sayfalar dolusu hitabeden daha muktedirdir. Bir merhamet dokunuşu, saraylar dolusu servetten daha kıymetlidir. Lakin biz, şekle tapar hale geldik; sureti büyüttük, sireti ihmal ettik. Bugün makam sahipleri kürsülerde nutuk atar, fakat halkın gözündeki yorgunluğu görmez. Ana-babalar evlatlarına nasihat eder, fakat onların kalbindeki feryadı işitmez. Dostlar ahkâm keser, fakat dar vakitte ortadan kaybolur. Sonra da herkes hayret eder: “Neden kimse kimseye güvenmiyor?” Çünkü güven sözle değil, hisle inşa edilir. İnsan onuruna dokunan bir kelime kırk yıl unutulmaz; ne yazık ki kalbi inciten bir tavır, nice iyiliği boşa çıkarabilir. Zira gönül terazisi hassastır; adaletle tartılmayan her hareket, gün gelir sahibinin omzuna yük olur. Kimse sandığı kadar güçlü değildir; herkesin içinde görünmeyen yaralar vardır. İşte o yaralara tuz mu basarsın, merhem mi sürersin; insan seni oradan hatırlar. Ey kalabalıklar içinde yalnızlaşan insan! Şunu bilmelisin ki hayatta iz bırakmak, gürültü koparmakla olmaz; iz sessizce bırakılır. Bir çocuğun hatırasında “bana değer veren biriydi” diye kalabilmek, bir yaşlının duasında “Allah ondan razı olsun” cümlesine sığınabilmek, bir mazlumun gönlünde “beni insan yerine koydu” hissini uyandırabilmek… İşte asıl saltanat bu değil mi? Mezar taşlarında nutuklar yazmaz, diplomalara merhamet mührü vurulmaz ve servet asla kefene sarılmaz. Lakin insanların dilinde ve gönlünde şu cümle dolaşır mutlak: “O, ardında kırıklar değil umutlar bıraktı.” İşte insanın hakiki mirası budur; ne altınla ölçülür ne de makamla tartılır. Zamanın terazisi şaşmaz. Bugün kibirle yükselenler yarın utançla eğilir; bugün merhametle eğilenler yarın hürmetle anılır. Çünkü tarih, yüksek seslileri değil derin iz bırakanları yazar; kalabalık alkışları değil sessiz dualarıyla kayda geçirir. Mutlak sona varmadan şunu idrak etmek gerekir: İnsanlara ne söylediğin değil, onlara ne hissettirdiğin senin kader defterine yazılır. Bir yüreği onardığın vakit kendi istikbalini de onarmış olursun. Bir kalbi yıktığında ise, kendi istikbaline balyoz vurmuş olursun. Bu sebeple sözümüzü değil özümüzü temiz tutmamız icap eder; bunun için de dilimizi değil, vicdanımızı keskinleştirmemiz şart. Zira bir milletin çöküşü, önce kalplerin katılaşmasıyla başlar. Ve bu hakikatin en veciz ifadesini Gazi Mustafa Kemal Atatürk yıllar evvel haykırmıştır: “Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.” Çünkü o bilirdi ki asıl mücadele cephede değil, insanın insana reva gördüğü muamelede kazanılır. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Zeynep Merçan  
İnsan, zamanın rüzgârında savrulan bir yaprak misali nice sözler işitir, nice fiillere şahit olur; lakin gönlünde en derin izi bırakan ne sözdür ne de fiildir. Asıl mühür kalbe vurulandır şüphesiz. Zira hafıza kelamı unutur, amel silinir fakat hissiyat ruhun en mahrem köşesine kazınır da ömür boyu silinmez.

HİSSETTİRDİĞİN SENSİN
Zeynep Merçan – İstanbul 

Günümüz dünyasında öyle bir hal almışız ki herkes konuşur, lakin kimse dinlemez. Herkes öğüt verir, fakat kimse anlamaya tenezzül etmez. Kelimeler çoğalmış, mana azalmıştır. İnsanlar birbirine seslenir, fakat gönüller birbirine sağır kalmıştır.

Halbuki insan dediğin, sözle değil hal ile terbiye olunur. Bir tebessüm bazen bin vaazdan evladır; bir vefa, sayfalar dolusu hitabeden daha muktedirdir. Bir merhamet dokunuşu, saraylar dolusu servetten daha kıymetlidir. Lakin biz, şekle tapar hale geldik; sureti büyüttük, sireti ihmal ettik.

Bugün makam sahipleri kürsülerde nutuk atar, fakat halkın gözündeki yorgunluğu görmez. Ana-babalar evlatlarına nasihat eder, fakat onların kalbindeki feryadı işitmez. Dostlar ahkâm keser, fakat dar vakitte ortadan kaybolur. Sonra da herkes hayret eder: “Neden kimse kimseye güvenmiyor?” Çünkü güven sözle değil, hisle inşa edilir. İnsan onuruna dokunan bir kelime kırk yıl unutulmaz; ne yazık ki kalbi inciten bir tavır, nice iyiliği boşa çıkarabilir. Zira gönül terazisi hassastır; adaletle tartılmayan her hareket, gün gelir sahibinin omzuna yük olur.

Kimse sandığı kadar güçlü değildir; herkesin içinde görünmeyen yaralar vardır. İşte o yaralara tuz mu basarsın, merhem mi sürersin; insan seni oradan hatırlar.

Ey kalabalıklar içinde yalnızlaşan insan! Şunu bilmelisin ki hayatta iz bırakmak, gürültü koparmakla olmaz; iz sessizce bırakılır. Bir çocuğun hatırasında “bana değer veren biriydi” diye kalabilmek, bir yaşlının duasında “Allah ondan razı olsun” cümlesine sığınabilmek, bir mazlumun gönlünde “beni insan yerine koydu” hissini uyandırabilmek… İşte asıl saltanat bu değil mi?

Mezar taşlarında nutuklar yazmaz, diplomalara merhamet mührü vurulmaz ve servet asla kefene sarılmaz. Lakin insanların dilinde ve gönlünde şu cümle dolaşır mutlak: “O, ardında kırıklar değil umutlar bıraktı.” İşte insanın hakiki mirası budur; ne altınla ölçülür ne de makamla tartılır.

Zamanın terazisi şaşmaz. Bugün kibirle yükselenler yarın utançla eğilir; bugün merhametle eğilenler yarın hürmetle anılır. Çünkü tarih, yüksek seslileri değil derin iz bırakanları yazar; kalabalık alkışları değil sessiz dualarıyla kayda geçirir.

Mutlak sona varmadan şunu idrak etmek gerekir: İnsanlara ne söylediğin değil, onlara ne hissettirdiğin senin kader defterine yazılır. Bir yüreği onardığın vakit kendi istikbalini de onarmış olursun. Bir kalbi yıktığında ise, kendi istikbaline balyoz vurmuş olursun.

Bu sebeple sözümüzü değil özümüzü temiz tutmamız icap eder; bunun için de dilimizi değil, vicdanımızı keskinleştirmemiz şart. Zira bir milletin çöküşü, önce kalplerin katılaşmasıyla başlar.

Ve bu hakikatin en veciz ifadesini Gazi Mustafa Kemal Atatürk yıllar evvel haykırmıştır:
“Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.” Çünkü o bilirdi ki asıl mücadele cephede değil, insanın insana reva gördüğü muamelede kazanılır.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Zeynep Merçan

 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.