Seyithan DELİDUMAN: Akın Gürlek ataması doğru zeminde

POLİTİKA 15.03.2026 - 13:31, Güncelleme: 15.03.2026 - 13:31
 

Seyithan DELİDUMAN: Akın Gürlek ataması doğru zeminde

Son günlerde Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması hukuk çevrelerinde yoğun şekilde tartışılıyor. Tartışmanın iki temel boyutu var. Birincisi, bir savcının bakan olarak atanmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığıdır. İkincisi ise bu atama işleminin yargı denetimine tabi olup olmadığıdır.
Prof. Dr. Av. Seyithan DELİDUMAN Yazdı; Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Cumhurbaşkanının bakan atama yetkisi doğrudan doğruya Anayasa’dan kaynaklanmaktadır. Anayasa’nın 104 ve 106. maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanı bakanları atar ve görevlerine son verir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlar, parlamenter sistemde olduğu gibi kolektif bir kurulun üyeleri değil, Cumhurbaşkanına bağlı yürütme görevlileridir. Dolayısıyla bakan ataması yürütmenin anayasal yetkileri kapsamında yapılan bir işlemdir. Bu tartışmada sıkça dile getirilen iddialardan biri, savcılık görevinin sona ermesinin bir “azil” anlamına geldiğidir. Oysa hukukta azil, bir kişinin görevine kendi iradesi dışında ve zorlayıcı şekilde son verilmesi anlamına gelir. Başka bir ifadeyle azilden söz edebilmek için görevden alma işleminin kişinin iradesine aykırı olması gerekir. Akın Gürlek’in bakan olarak atanmasında ise böyle bir durum söz konusu değildir. Burada iradeye aykırı bir görevden uzaklaştırma değil, yeni bir göreve atanma sonucunda gerçekleşen bir görev değişikliği vardır. Bu nedenle savcılık görevinin sona ermesini azil olarak değerlendirmek hukuki açıdan isabetli görünmemektedir. Öte yandan uygulamada hâkim ve savcıların farklı idari görevler üstlendiği de bilinmektedir. Hâkim ve savcılar seçim kurullarında, çeşitli komisyonlarda veya farklı idari görevlerde görev alabilmektedir. Bu tür görevlendirmeler hiçbir zaman görevden azil olarak değerlendirilmemiştir. Eğer bir hâkim veya savcının başka bir göreve atanması otomatik olarak azil sayılacak olursa, bu durumda bu tür görevlendirmelerin tamamını da anayasal güvenceye aykırı kabul etmek gerekir. Böyle bir yorumun ise hem uygulama hem de hukuk sistemi açısından kabul edilmesi mümkün değildir. Tartışmanın bir başka boyutu ise “ikinci görev yasağı”dır. Anayasa’nın 140. maddesi hâkim ve savcıların ikinci görev alamayacağını düzenlemektedir. Ancak burada önemli olan nokta, aynı anda iki görevin yürütülmesidir. Bakan olarak atanma durumunda savcılık görevi sona ermektedir. Dolayısıyla aynı anda iki görev yürütülmesi söz konusu değildir. Bu atama işlemi hakkında açılan davanın Danıştay tarafından esastan incelenmesine karar verilmesi ise konunun yargı tarafından da değerlendirileceğini göstermektedir. Ancak yapılacak incelemede Cumhurbaşkanına tanınan anayasal takdir yetkisinin kapsamının da dikkate alınması gerekir. Sonuç olarak Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması, Cumhurbaşkanının Anayasa’dan kaynaklanan yetkisine dayanmaktadır. Savcılık görevinin sona ermesi azil olarak nitelendirilemez. Ayrıca hâkim ve savcıların farklı idari görevlere atanabildiği dikkate alındığında, her görev değişikliğini azil olarak kabul etmek hukuki açıdan tutarlı değildir. Bu nedenle söz konusu atamanın Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna zorunlu olarak ulaşmak mümkün görünmemektedir. Tartışmanın hukuki zeminde ve kavramların doğru anlamları üzerinden yürütülmesi ise sağlıklı bir değerlendirme için büyük önem taşımaktadır.
Son günlerde Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması hukuk çevrelerinde yoğun şekilde tartışılıyor. Tartışmanın iki temel boyutu var. Birincisi, bir savcının bakan olarak atanmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığıdır. İkincisi ise bu atama işleminin yargı denetimine tabi olup olmadığıdır.

Prof. Dr. Av. Seyithan DELİDUMAN Yazdı;

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Cumhurbaşkanının bakan atama yetkisi doğrudan doğruya Anayasa’dan kaynaklanmaktadır. Anayasa’nın 104 ve 106. maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanı bakanları atar ve görevlerine son verir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlar, parlamenter sistemde olduğu gibi kolektif bir kurulun üyeleri değil, Cumhurbaşkanına bağlı yürütme görevlileridir. Dolayısıyla bakan ataması yürütmenin anayasal yetkileri kapsamında yapılan bir işlemdir.

Bu tartışmada sıkça dile getirilen iddialardan biri, savcılık görevinin sona ermesinin bir “azil” anlamına geldiğidir. Oysa hukukta azil, bir kişinin görevine kendi iradesi dışında ve zorlayıcı şekilde son verilmesi anlamına gelir. Başka bir ifadeyle azilden söz edebilmek için görevden alma işleminin kişinin iradesine aykırı olması gerekir.

Akın Gürlek’in bakan olarak atanmasında ise böyle bir durum söz konusu değildir. Burada iradeye aykırı bir görevden uzaklaştırma değil, yeni bir göreve atanma sonucunda gerçekleşen bir görev değişikliği vardır. Bu nedenle savcılık görevinin sona ermesini azil olarak değerlendirmek hukuki açıdan isabetli görünmemektedir.

Öte yandan uygulamada hâkim ve savcıların farklı idari görevler üstlendiği de bilinmektedir. Hâkim ve savcılar seçim kurullarında, çeşitli komisyonlarda veya farklı idari görevlerde görev alabilmektedir. Bu tür görevlendirmeler hiçbir zaman görevden azil olarak değerlendirilmemiştir. Eğer bir hâkim veya savcının başka bir göreve atanması otomatik olarak azil sayılacak olursa, bu durumda bu tür görevlendirmelerin tamamını da anayasal güvenceye aykırı kabul etmek gerekir. Böyle bir yorumun ise hem uygulama hem de hukuk sistemi açısından kabul edilmesi mümkün değildir.

Tartışmanın bir başka boyutu ise “ikinci görev yasağı”dır. Anayasa’nın 140. maddesi hâkim ve savcıların ikinci görev alamayacağını düzenlemektedir. Ancak burada önemli olan nokta, aynı anda iki görevin yürütülmesidir. Bakan olarak atanma durumunda savcılık görevi sona ermektedir. Dolayısıyla aynı anda iki görev yürütülmesi söz konusu değildir.

Bu atama işlemi hakkında açılan davanın Danıştay tarafından esastan incelenmesine karar verilmesi ise konunun yargı tarafından da değerlendirileceğini göstermektedir. Ancak yapılacak incelemede Cumhurbaşkanına tanınan anayasal takdir yetkisinin kapsamının da dikkate alınması gerekir.

Sonuç olarak Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması, Cumhurbaşkanının Anayasa’dan kaynaklanan yetkisine dayanmaktadır. Savcılık görevinin sona ermesi azil olarak nitelendirilemez. Ayrıca hâkim ve savcıların farklı idari görevlere atanabildiği dikkate alındığında, her görev değişikliğini azil olarak kabul etmek hukuki açıdan tutarlı değildir.

Bu nedenle söz konusu atamanın Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna zorunlu olarak ulaşmak mümkün görünmemektedir. Tartışmanın hukuki zeminde ve kavramların doğru anlamları üzerinden yürütülmesi ise sağlıklı bir değerlendirme için büyük önem taşımaktadır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.