PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (s.a.v.) SON GÜNLERİ, HASTALIĞI, SON NASİHATLERİ VE REFÎK-İ A‘LÂ’YA VUSLATI
DİNİ HABERLER
08.06.2026 - 15:57, Güncelleme:
08.06.2026 - 15:57
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (s.a.v.) SON GÜNLERİ, HASTALIĞI, SON NASİHATLERİ VE REFÎK-İ A‘LÂ’YA VUSLATI
Alemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz 12 Rebîülevvel Pazartesi günü doğup dünyâyı şereflendirmişlerdi ve 12 Rebîülevvel Pazartesi günü Allâh tarafından kendilerine nübüvvet vazîfesi verilmişti.12 Rebîülevvel Pazartesi günü de Refik-i Alaya kavuştu. İşte tüm detaylar NetHaberler özel haberinde;
Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Âl-i İmrân, 3/185) Her canlı gibi, canlıların en üstünü olan insanın hayatı da sınırlıdır. Başı da sonu da bellidir. Cenâb-ı Hak herkese belli bir yaşama süresi vermiştir. Bu kuraldan hiç kimse istisna tutulmamıştır. Eğer dünyada bir kimse için ölümsüzlük olsaydı, herhalde bu kimse Peygamberimiz (s.a.v.) olurdu. Halbuki O da vefat etmiştir. Veda Haccı ve Veda İşaretleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ilk ve son haccı olan Veda Haccı’ndan sonra ateşli bir hastalığa tutuldu. Bu, O’nu ümmetinden ayıracak ve arzu ettiği Refîk-ı A’lâ’sına kavuşturacak olan vefat hastalığı idi. Zaten “Nasr” Sûresi’nin nüzûlüyle ecelinin yaklaştığını anlamış bulunan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, son yolculuğa hazırlanıyordu. Ölülerle de dirilerle de îmâlı bir şekilde vedalaşmaktaydı.Hastalanmadan bir gün önce Medine’nin Cennetü’l-Bakî mezarlığına gitmiş, orada yatanlar için: “Ey büyük Allâh’ım! Burada yatanlardan mağfiretini esirgeme!” diye dua buyurmuşlardı.Kabristandan döndükten sonra minbere çıkarak ashâbına âdeta vedâ mâhiyetinde hutbe irad ettiler: “Ben sizin Kevser Havuzu’na ilk erişeniniz olacak ve sizi orada karşılayacağım! Sizinle buluşma yerimiz Havuz’dur. Ben şu an onu görüyorum! Ben sizin hakkınızda şehâdet edeceğim! Şu an bana yerin hazineleri ve onların anahtarları verildi. Vallâhi, sizin için benden sonra müşrikliğe dönersiniz diye korkmam! Fakat ben, sizin için dünyâ ihtirâsına kapılır ve onun üzerinde birbirinizi kıskanırsınız, birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olur gidersiniz diye korkarım!” Hastalık Dönemi Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, minberden indikten sonra bitap bir hâlde Hâne-i Saâdetleri’ne çekildiler. Gün geçtikçe hastalıkları daha da şiddetlendi. İyice ağırlaştıklarında nezâket timsâli Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ezvâc-ı tâhirâtından izin alarak Hazret-i Âişe’nin odasında kalmaya karar verdiler.Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- o âna kadar böyle ağır bir hastalık geçirmemişti. Esâsen O’nun yaşadığı nezih ve temiz hayatı, kendisine hastalığı yaklaştırmayan emsalsiz bir hayattı. Ancak yirmi üç yıl süren ulvî nübüvvet vazifesi O’nu bir hayli yormuş, düşmanların kötülükleri de mübarek bedenini yıpratmıştı.Bunda Hayber’deki zehirleme hâdisesinin tesiri de büyüktü. Hastalığının ağırlaştığı bir vakitte Hazret-i Âişe vâlidemize şöyle buyurmuşlardır:“ –Ey Âişe! Hayber’de tatmış olduğum zehirli etin elemini devamlı hissedip durdum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım. ”Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- da: “Rasûlullâh’ın küçük dili üzerinde bu zehrin izini ve tesirini görür dururdum!” demiştir. Varlık Nûru -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu zehir sebebiyle şehid olarak vefat etmiş, Allâh Teâlâ O’nu hem peygamberlikle hem de şehidlikle müşerref kılmıştır. Son Günleri ve Refîk-i A’lâ’ya Vuslatı Hastalıkları cemaate çıkmaya mâni olunca Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ı cemaate imam tayin buyurdular. Bir ara kendilerini biraz iyi hissederek mescide çıktılar ve şöyle buyurdular: “Şânı yüce olan Allâh, bir kulunu, dünyâ ve onun zîneti ile kendi katındaki nîmetler arasında muhayyer bıraktı. O kul da Allâh katındakileri tercîh etti!” Bu sözler üzerine hassas kalpli Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) hıçkıra hıçkıra ağladı. Peygamber Efendimiz onun hakkında “Kalbimde ne varsa, Ebû Bekir’e ilkâ ettim!” buyurmuştu. Hastalığının şiddetlendiği günlerde Hazret-i Âişe Validemiz Muavvizeteyn sûrelerini okuyup mübarek vücudunu meshetti. Efendimiz (s.a.v.): “Üzerimden elini kaldır! Bu okuman artık bana fayda sağlamaz. Ben, müddetimi bekliyorum…” buyurdular. Kızı Hazret-i Fâtıma’yı yanına çağırdı. Ona gizlice bir şey söyledi, Fâtıma ağladı. Sonra yine gizlice bir şey söyledi, bu defa Fâtıma tebessüm etti. Sebebini soran Âişe Validemize Fâtıma: “Önce vefat edeceğini haber verdi, ağladım. Sonra da aile halkından kendisine ilk kavuşanın ben olacağımı haber verdi, sevindim” dedi. Peygamber Efendimiz son nasihatlerinde ümmetine hitaben buyurdular: “Ey insanlar! Duydum ki peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz. Benden önce gönderilip de ümmeti içinde dâimî olarak kalmış bir peygamber var mıdır? İyi biliniz ki ben Rabbime kavuşacağım, siz de O’na kavuşacaksınız. Buluşma yerimiz Kevser Havuzu’dur. Yarın benimle buluşmak isteyen elini ve dilini günahtan çeksin!” Ashâbıyla helalleşti, hakları iade etti ve şöyle dua buyurdu: “Allâh’ım! Ben ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi kişiye ağır söz söylemiş veya vurmuşsam, Sen bunu onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesilesi kıl!” Son günlerinde misvak kullandı, fakirlere infak etti, namaza ve emanetlere dikkat edilmesi hususunda vasiyetlerde bulundu. Ehl-i beytine hitaben: “Ey Fâtıma! Ey Safiyye! Allâh katında makbul ameller işleyiniz. Çünkü ben sizi Allâh’ın azabından kurtaramam!” buyurdu 12 Rabîülevvel Pazartesi'nin Nebevi Hayattaki Yeri ve Vuslat Günü 12 Rabîülevvel günü mübarek ellerini su kabına batırıp yüzünü ıslatarak ilâhî hasretle: “Ey Allâh’ım! Refîk-i A’lâ! Refîk-i A’lâ!” diyerek aziz ruhunu Rabbine teslim eyledi. (63 yaşındaydı.) 12 Rabîulevvel Pazartesi günü, Nebîler Sultanı’nın hayatında müstesna bir gündür. Bu günde dünyayı şereflendirmişler, bu günde kendisine nübüvvet vazifesi verilmişti. Ebû Katâde Hazretleri’nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“ "Pazartesi gününün orucundan soruldu. O da cevaben: ‘Bu, benim doğum günüm ve peygamber olarak gönderildiğim gündür…’ buyurdular.” (Müslim, Sıyâm, 197-198)Yine bir 12 Rebîulevvel Pazartesi sabahı Medine’ye girerek İslâm devletinin temelini atmışlardı. Ve 12 Rebîulevvel Pazartesi günü de âhiret âlemine intikal ettiler. Şimdi O, ukbâda şefkatle şefaat için ümmetini beklemektedir. Allah’ım! Efendimiz Muhammed Mustafâ’ya, âline ve ashâbına salât ve selam eyle. Vefatın Ardından Vefat haberi Medine’yi derin bir matem havasına bürüdü. Hz. Ömer (r.a.) önce inanmak istemedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) mescide gelerek: “Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah diridir, bâkidir” dedi ve Âl-i İmrân 144. âyeti okudu. Efendimiz Pazartesi günü vefat etti, Salı günü Hz. Ali (r.a.) tarafından gömleği üzerinde yıkanıp defnedildi. Cenaze namazı fert fert kılındı. Vefat ettiği odaya, “Her peygamber öldüğü yere defnedilir” hadisi gereği defnedildi.Medine’de o gün her şey kapkaranlık olmuştu. Enes bin Mâlik (r.a.): “Rasûlullâh’ın Medine’ye girdiği gün her şey aydınlanmıştı, vefat ettiği gün ise her şey kapkaranlık olmuştu” demiştir. NetHaberler.Com editörünün derlediği bu habere göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat etti ama getirdiği din kıyamete kadar yaşayacak, Kur’ân-ı Kerim insanlığa ışık saçmaya devam edecektir. O, mahşerde, sıratta ve Havz-ı Kevser’de ümmetini beklemektedir. Allah’ım! Bizi O’nun yolundan ayırma. Kıyamet günü O’nun şefaatine nail eyle. Âmin.
Alemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz 12 Rebîülevvel Pazartesi günü doğup dünyâyı şereflendirmişlerdi ve 12 Rebîülevvel Pazartesi günü Allâh tarafından kendilerine nübüvvet vazîfesi verilmişti.12 Rebîülevvel Pazartesi günü de Refik-i Alaya kavuştu. İşte tüm detaylar NetHaberler özel haberinde;
Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Âl-i İmrân, 3/185)
Her canlı gibi, canlıların en üstünü olan insanın hayatı da sınırlıdır. Başı da sonu da bellidir. Cenâb-ı Hak herkese belli bir yaşama süresi vermiştir. Bu kuraldan hiç kimse istisna tutulmamıştır. Eğer dünyada bir kimse için ölümsüzlük olsaydı, herhalde bu kimse Peygamberimiz (s.a.v.) olurdu. Halbuki O da vefat etmiştir.
Veda Haccı ve Veda İşaretleri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ilk ve son haccı olan Veda Haccı’ndan sonra ateşli bir hastalığa tutuldu. Bu, O’nu ümmetinden ayıracak ve arzu ettiği Refîk-ı A’lâ’sına kavuşturacak olan vefat hastalığı idi. Zaten “Nasr” Sûresi’nin nüzûlüyle ecelinin yaklaştığını anlamış bulunan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, son yolculuğa hazırlanıyordu. Ölülerle de dirilerle de îmâlı bir şekilde vedalaşmaktaydı.Hastalanmadan bir gün önce Medine’nin Cennetü’l-Bakî mezarlığına gitmiş, orada yatanlar için:
“Ey büyük Allâh’ım! Burada yatanlardan mağfiretini esirgeme!” diye dua buyurmuşlardı.Kabristandan döndükten sonra minbere çıkarak ashâbına âdeta vedâ mâhiyetinde hutbe irad ettiler:
“Ben sizin Kevser Havuzu’na ilk erişeniniz olacak ve sizi orada karşılayacağım! Sizinle buluşma yerimiz Havuz’dur. Ben şu an onu görüyorum! Ben sizin hakkınızda şehâdet edeceğim! Şu an bana yerin hazineleri ve onların anahtarları verildi. Vallâhi, sizin için benden sonra müşrikliğe dönersiniz diye korkmam! Fakat ben, sizin için dünyâ ihtirâsına kapılır ve onun üzerinde birbirinizi kıskanırsınız, birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olur gidersiniz diye korkarım!”
Hastalık Dönemi
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, minberden indikten sonra bitap bir hâlde Hâne-i Saâdetleri’ne çekildiler. Gün geçtikçe hastalıkları daha da şiddetlendi. İyice ağırlaştıklarında nezâket timsâli Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ezvâc-ı tâhirâtından izin alarak Hazret-i Âişe’nin odasında kalmaya karar verdiler.Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- o âna kadar böyle ağır bir hastalık geçirmemişti. Esâsen O’nun yaşadığı nezih ve temiz hayatı, kendisine hastalığı yaklaştırmayan emsalsiz bir hayattı. Ancak yirmi üç yıl süren ulvî nübüvvet vazifesi O’nu bir hayli yormuş, düşmanların kötülükleri de mübarek bedenini yıpratmıştı.Bunda Hayber’deki zehirleme hâdisesinin tesiri de büyüktü. Hastalığının ağırlaştığı bir vakitte Hazret-i Âişe vâlidemize şöyle buyurmuşlardır:“
–Ey Âişe! Hayber’de tatmış olduğum zehirli etin elemini devamlı hissedip durdum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım.
”Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- da:
“Rasûlullâh’ın küçük dili üzerinde bu zehrin izini ve tesirini görür dururdum!” demiştir.
Varlık Nûru -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu zehir sebebiyle şehid olarak vefat etmiş, Allâh Teâlâ O’nu hem peygamberlikle hem de şehidlikle müşerref kılmıştır.
Son Günleri ve Refîk-i A’lâ’ya Vuslatı
Hastalıkları cemaate çıkmaya mâni olunca Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ı cemaate imam tayin buyurdular. Bir ara kendilerini biraz iyi hissederek mescide çıktılar ve şöyle buyurdular:
“Şânı yüce olan Allâh, bir kulunu, dünyâ ve onun zîneti ile kendi katındaki nîmetler arasında muhayyer bıraktı. O kul da Allâh katındakileri tercîh etti!”
Bu sözler üzerine hassas kalpli Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) hıçkıra hıçkıra ağladı. Peygamber Efendimiz onun hakkında
“Kalbimde ne varsa, Ebû Bekir’e ilkâ ettim!” buyurmuştu.
Hastalığının şiddetlendiği günlerde Hazret-i Âişe Validemiz Muavvizeteyn sûrelerini okuyup mübarek vücudunu meshetti. Efendimiz (s.a.v.):
“Üzerimden elini kaldır! Bu okuman artık bana fayda sağlamaz. Ben, müddetimi bekliyorum…” buyurdular.
Kızı Hazret-i Fâtıma’yı yanına çağırdı. Ona gizlice bir şey söyledi, Fâtıma ağladı. Sonra yine gizlice bir şey söyledi, bu defa Fâtıma tebessüm etti. Sebebini soran Âişe Validemize Fâtıma:
“Önce vefat edeceğini haber verdi, ağladım. Sonra da aile halkından kendisine ilk kavuşanın ben olacağımı haber verdi, sevindim” dedi.
Peygamber Efendimiz son nasihatlerinde ümmetine hitaben buyurdular:
“Ey insanlar! Duydum ki peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz. Benden önce gönderilip de ümmeti içinde dâimî olarak kalmış bir peygamber var mıdır? İyi biliniz ki ben Rabbime kavuşacağım, siz de O’na kavuşacaksınız. Buluşma yerimiz Kevser Havuzu’dur. Yarın benimle buluşmak isteyen elini ve dilini günahtan çeksin!”
Ashâbıyla helalleşti, hakları iade etti ve şöyle dua buyurdu:
“Allâh’ım! Ben ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi kişiye ağır söz söylemiş veya vurmuşsam, Sen bunu onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesilesi kıl!”
Son günlerinde misvak kullandı, fakirlere infak etti, namaza ve emanetlere dikkat edilmesi hususunda vasiyetlerde bulundu. Ehl-i beytine hitaben:
“Ey Fâtıma! Ey Safiyye! Allâh katında makbul ameller işleyiniz. Çünkü ben sizi Allâh’ın azabından kurtaramam!” buyurdu
12 Rabîülevvel Pazartesi'nin Nebevi Hayattaki Yeri ve Vuslat Günü
12 Rabîülevvel günü mübarek ellerini su kabına batırıp yüzünü ıslatarak ilâhî hasretle:
“Ey Allâh’ım! Refîk-i A’lâ! Refîk-i A’lâ!” diyerek aziz ruhunu Rabbine teslim eyledi. (63 yaşındaydı.)
12 Rabîulevvel Pazartesi günü, Nebîler Sultanı’nın hayatında müstesna bir gündür. Bu günde dünyayı şereflendirmişler, bu günde kendisine nübüvvet vazifesi verilmişti. Ebû Katâde Hazretleri’nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“
"Pazartesi gününün orucundan soruldu. O da cevaben: ‘Bu, benim doğum günüm ve peygamber olarak gönderildiğim gündür…’ buyurdular.” (Müslim, Sıyâm, 197-198)Yine bir 12 Rebîulevvel Pazartesi sabahı Medine’ye girerek İslâm devletinin temelini atmışlardı. Ve 12 Rebîulevvel Pazartesi günü de âhiret âlemine intikal ettiler. Şimdi O, ukbâda şefkatle şefaat için ümmetini beklemektedir.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed Mustafâ’ya, âline ve ashâbına salât ve selam eyle.
Vefatın Ardından
Vefat haberi Medine’yi derin bir matem havasına bürüdü. Hz. Ömer (r.a.) önce inanmak istemedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) mescide gelerek:
“Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah diridir, bâkidir” dedi ve Âl-i İmrân 144. âyeti okudu.
Efendimiz Pazartesi günü vefat etti, Salı günü Hz. Ali (r.a.) tarafından gömleği üzerinde yıkanıp defnedildi. Cenaze namazı fert fert kılındı. Vefat ettiği odaya, “Her peygamber öldüğü yere defnedilir” hadisi gereği defnedildi.Medine’de o gün her şey kapkaranlık olmuştu. Enes bin Mâlik (r.a.):
“Rasûlullâh’ın Medine’ye girdiği gün her şey aydınlanmıştı, vefat ettiği gün ise her şey kapkaranlık olmuştu” demiştir.
NetHaberler.Com editörünün derlediği bu habere göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat etti ama getirdiği din kıyamete kadar yaşayacak, Kur’ân-ı Kerim insanlığa ışık saçmaya devam edecektir. O, mahşerde, sıratta ve Havz-ı Kevser’de ümmetini beklemektedir.
Allah’ım! Bizi O’nun yolundan ayırma. Kıyamet günü O’nun şefaatine nail eyle. Âmin.
Net Haberler | En Son Dakika Haberler | Güncel ve Gündem Haberleri; Türkiye'nin Net Haberleri'nde
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.