İNSANLIĞIN EN BÜYÜK YORGUNLUĞU, UNUTMAK

GÜNDEM 06.05.2026 - 12:44, Güncelleme: 06.05.2026 - 12:44
 

İNSANLIĞIN EN BÜYÜK YORGUNLUĞU, UNUTMAK

Bazı yorgunluklar vardır ki insanın omzuna değil, vicdanına çöker; ne bir uykuyla diner ne de birkaç güzel sözle hafifler, çünkü o yorgunluk bedenin değil, zamanla hissizleşmeye başlayan kalbin yüküdür ve insan, en çok da gördüğü acılara alışmaya başladığında yorulur.
İNSANLIĞIN  EN BÜYÜK YORGUNLUĞU, UNUTMAK  Zeynep MERÇAN  Her gün yeni bir felaketin, yeni bir kaybın, yeni bir çocuğun eksilen gülüşünün ekranlardan birkaç dakika geçip ardından hayatın olağan akışına karıştığını gördüğünde, aslında dünyanın değil, insanlığın hafızasını kaybetmeye başladığını anlar. Eskiden bir acının mahalleye düşmesi bile günlerce konuşulur, kapılar sessiz kapanır, sofralar eksik kurulurdu. Şimdi ise dünyanın öbür ucunda değil, yanı başımızda yaşanan felaketler bile birkaç saatlik sosyal medya gündeminin ardından yerini yeni bir tartışmaya, yeni bir görüntüye, yeni bir öfkeye bırakıyor ve insan, tam da bu yüzden korkuyor artık. Çünkü hiçbir şeyin uzun sürmediği bir çağda, acılar bile gerektiği kadar yas tutulmadan unutuluyor. “Bazı acılar geçmez; insan sadece onlarla yaşamayı öğrenir.”  Belki de çağımızın en büyük felaketi savaşlar, yoksulluklar ya da bitmek bilmeyen krizler değildir; belki bütün bunlardan daha korkuncu, insanın her şeye alışabilen bir varlığa dönüşmesi, gözünün önünde eksilen hayatlara rağmen ertesi gün kahvesini aynı rahatlıkla içebilmesi, birkaç satırlık başsağlığı cümlesinin ardından kendi gündemine geri dönebilmesi ve bunu yaparken vicdanında hiçbir sızı hissetmemesidir. Çünkü unutmak bazen sadece hafızanın değil, merhametin de yavaş yavaş kaybıdır. Bir annenin evladını toprağa verdiği gün dünya durmalıymış gibi gelir insana; gökyüzü biraz daha kararmalı, şehir biraz daha sessizleşmeli, insanlar konuşurken sesini kısmalıymış gibi… Oysa hayat, en acımasız tarafını tam da burada gösterir; otobüsler yine geçer, marketler yine açılır, insanlar yine işe yetişir ve bir annenin ömrünü ikiye bölen o tarifsiz acı, yalnızca birkaç kişinin kalbinde yaşamaya devam ederken dünyanın geri kalanı hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. İnsan bazen unutmanın bir savunma biçimi olduğunu düşünmek ister; çünkü bu kadar acıyı taşıyarak yaşamak kolay değildir, her gün yeni bir kaybın haberini almak, her gün başka bir çocuğun eksildiğini görmek, her gün başka bir annenin sessiz çığlığına şahit olmak insan ruhunu ağırlaştırır, evet… Ama yine de insanı insan yapan şey biraz da o ağırlığı taşıyabilmesidir; hiçbir şey olmamış gibi davranmamak, başkasının acısını kendi kalbinde küçük de olsa bir yere koyabilmek, dünyanın bütün kötülüklerine rağmen hâlâ üzülmeyi başarabilmektir. Çünkü artık insanlar üzülmekten çok yoruluyor değil, hissetmekten kaçıyor; zira hissetmek sorumluluk getiriyor, vicdan getiriyor, gece başını yastığa koyduğunda bir çocuğun gözlerini hatırlamak, bir annenin sessizliğini duymak, bir babanın çöken omuzlarını düşünmek insanın iç huzurunu bozuyor ve modern çağ, insanlara tam da bunu öğretiyor: “Bak, üzül, paylaş ve devam et…” Oysa gerçek acı birkaç saniyelik görüntülerden ibaret değildir; gerçek acı, bir odada artık hiç açılmayacak bir çekmecedir, sofrada boş kalan sandalyedir, annesinin sesini bir daha duyamayacak bir çocuğun içindeki sonsuz eksikliktir. Belki de bu yüzden dünyanın en büyük yorgunluğu çalışmak değil, geçim derdi değil, kalabalık şehirler değil; her gün biraz daha unutan bir insanlığa şahit olmaktır. Çünkü unutulan her acıyla birlikte insanlığın içinden küçük bir merhamet parçası daha kopuyor ve bir gün hiçbir şeye üzülmeyen, hiçbir kaybın karşısında durup susmayan, hiçbir çocuğun gözyaşına içi titremeyen bir topluma dönüşmekten korkuyor insan. Oysa bazı şeyler unutulmamalı. Ve bazen insan, içindeki bütün kırık seslerle birlikte acıdan kıvransa da, hayatın kimse için durmadığını bilerek yürümeye devam etmek zorundadır; çünkü bazı yaralar iyileşmez, sadece insanın içine yerleşip onunla birlikte yaşamayı öğrenir. "Acının 40 günü var" cümlesi masal... Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Bazı yorgunluklar vardır ki insanın omzuna değil, vicdanına çöker; ne bir uykuyla diner ne de birkaç güzel sözle hafifler, çünkü o yorgunluk bedenin değil, zamanla hissizleşmeye başlayan kalbin yüküdür ve insan, en çok da gördüğü acılara alışmaya başladığında yorulur.

İNSANLIĞIN  EN BÜYÜK YORGUNLUĞU, UNUTMAK 

Zeynep MERÇAN 

Her gün yeni bir felaketin, yeni bir kaybın, yeni bir çocuğun eksilen gülüşünün ekranlardan birkaç dakika geçip ardından hayatın olağan akışına karıştığını gördüğünde, aslında dünyanın değil, insanlığın hafızasını kaybetmeye başladığını anlar.

Eskiden bir acının mahalleye düşmesi bile günlerce konuşulur, kapılar sessiz kapanır, sofralar eksik kurulurdu. Şimdi ise dünyanın öbür ucunda değil, yanı başımızda yaşanan felaketler bile birkaç saatlik sosyal medya gündeminin ardından yerini yeni bir tartışmaya, yeni bir görüntüye, yeni bir öfkeye bırakıyor ve insan, tam da bu yüzden korkuyor artık. Çünkü hiçbir şeyin uzun sürmediği bir çağda, acılar bile gerektiği kadar yas tutulmadan unutuluyor.

“Bazı acılar geçmez; insan sadece onlarla yaşamayı öğrenir.” 

Belki de çağımızın en büyük felaketi savaşlar, yoksulluklar ya da bitmek bilmeyen krizler değildir; belki bütün bunlardan daha korkuncu, insanın her şeye alışabilen bir varlığa dönüşmesi, gözünün önünde eksilen hayatlara rağmen ertesi gün kahvesini aynı rahatlıkla içebilmesi, birkaç satırlık başsağlığı cümlesinin ardından kendi gündemine geri dönebilmesi ve bunu yaparken vicdanında hiçbir sızı hissetmemesidir. Çünkü unutmak bazen sadece hafızanın değil, merhametin de yavaş yavaş kaybıdır.

Bir annenin evladını toprağa verdiği gün dünya durmalıymış gibi gelir insana; gökyüzü biraz daha kararmalı, şehir biraz daha sessizleşmeli, insanlar konuşurken sesini kısmalıymış gibi… Oysa hayat, en acımasız tarafını tam da burada gösterir; otobüsler yine geçer, marketler yine açılır, insanlar yine işe yetişir ve bir annenin ömrünü ikiye bölen o tarifsiz acı, yalnızca birkaç kişinin kalbinde yaşamaya devam ederken dünyanın geri kalanı hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder.

İnsan bazen unutmanın bir savunma biçimi olduğunu düşünmek ister; çünkü bu kadar acıyı taşıyarak yaşamak kolay değildir, her gün yeni bir kaybın haberini almak, her gün başka bir çocuğun eksildiğini görmek, her gün başka bir annenin sessiz çığlığına şahit olmak insan ruhunu ağırlaştırır, evet… Ama yine de insanı insan yapan şey biraz da o ağırlığı taşıyabilmesidir; hiçbir şey olmamış gibi davranmamak, başkasının acısını kendi kalbinde küçük de olsa bir yere koyabilmek, dünyanın bütün kötülüklerine rağmen hâlâ üzülmeyi başarabilmektir.

Çünkü artık insanlar üzülmekten çok yoruluyor değil, hissetmekten kaçıyor; zira hissetmek sorumluluk getiriyor, vicdan getiriyor, gece başını yastığa koyduğunda bir çocuğun gözlerini hatırlamak, bir annenin sessizliğini duymak, bir babanın çöken omuzlarını düşünmek insanın iç huzurunu bozuyor ve modern çağ, insanlara tam da bunu öğretiyor: “Bak, üzül, paylaş ve devam et…” Oysa gerçek acı birkaç saniyelik görüntülerden ibaret değildir; gerçek acı, bir odada artık hiç açılmayacak bir çekmecedir, sofrada boş kalan sandalyedir, annesinin sesini bir daha duyamayacak bir çocuğun içindeki sonsuz eksikliktir.

Belki de bu yüzden dünyanın en büyük yorgunluğu çalışmak değil, geçim derdi değil, kalabalık şehirler değil; her gün biraz daha unutan bir insanlığa şahit olmaktır. Çünkü unutulan her acıyla birlikte insanlığın içinden küçük bir merhamet parçası daha kopuyor ve bir gün hiçbir şeye üzülmeyen, hiçbir kaybın karşısında durup susmayan, hiçbir çocuğun gözyaşına içi titremeyen bir topluma dönüşmekten korkuyor insan.
Oysa bazı şeyler unutulmamalı.

Ve bazen insan, içindeki bütün kırık seslerle birlikte acıdan kıvransa da, hayatın kimse için durmadığını bilerek yürümeye devam etmek zorundadır; çünkü bazı yaralar iyileşmez, sadece insanın içine yerleşip onunla birlikte yaşamayı öğrenir. "Acının 40 günü var" cümlesi masal...

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.