Huzurun Kapısı: Tevekkül
Huzurun Kapısı: Tevekkül
Betül BONCUK Yazdı | Huzurun Kapısı: Tevekkül
Huzurun Kapısı: Tevekkül
İnsan, hayat yolunda en çok ne zaman yorulur bilir misiniz?
Gücünün yetmediği halde her şeyi kontrol etmeye çalıştığında…
İşte tam da orada, kalbin en ağır yükü omuzlara biner.
Tevekkül, bu yükü bırakabilme cesaretidir.
Kaçmak değil, teslim olmaktır.
Vazgeçmek değil, güvenmektir.
“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”
(Talâk Suresi, 3)
Tevekkül;
“Ben elimden geleni yaptım, gerisini Sen bilirsin Allah’ım” diyebilmektir.
Ne kaderi tembelliğe siper etmek ne de sonucu zorla şekillendirmeye kalkmaktır.
Tevekkül, gayret ile duanın, akıl ile kalbin aynı çizgide buluşmasıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurur:
“Önce deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et.”
(Tirmizî, Kıyâme 60)
Bugün çoğumuz çalışıyoruz ama huzurlu değiliz.
Çabalıyoruz ama içimiz rahat değil.
Çünkü sonucu kendimize yükledik.
Oysa insan sadece sebeplerden sorumludur;
sonuçlar Allah’ın takdirindedir.
Tevekkül, işte bu gerçeği idrak edebilmektir.
“Allah dilediğini yapandır.”
(İbrahim Suresi, 27)
Tevekkül eden insan bilir ki;
geciken her şey reddedilmiş değildir.
Bazen Allah, kulunu bekleterek korur.
Bazen vermeyerek daha büyük bir zararı defeder.
Bazen de can yakan bir kapıyı kapatır ki,
kalbi asıl gireceği kapıya hazırlasın.
Mevlânâ der ki:
“Nice bekleyişler vardır ki, insanı olgunlaştırmak içindir.”
Tevekkül,
“Neden olmadı?” sorusunu bırakıp
“Bunda benim bilmediğim bir hayır var” diyebilmektir.
İnsanı olgunlaştıran da budur zaten.
Çünkü tevekkül eden kişi, her sonucu kendine yontmaz;
ne başarıyla kibirlenir ne kayıpla dağılır.
“Sizin için hayırlı olan bir şey hoşunuza gitmeyebilir;
hoşunuza giden bir şey de sizin için hayırlı olmayabilir.”
(Bakara Suresi, 216)
Yanlış anlaşılan bir şey var:
Tevekkül, pasif bir bekleyiş değildir.
Aksine en aktif imandır.
Çalışırsın, araştırırsın, mücadele edersin…
Ama kalbini sonuca bağlamazsın.
Kalbini Allah’a bağlarsın.
İşte özgürlük tam da burada başlar.
İmam Gazâlî:
“Tevekkül, sebepleri terk etmek değil;
kalbi sebeplere bağlamamaktır.”
Tevekkül, insanın içindeki kontrol takıntısını susturur.
“Ya olmazsa?” korkusunu
“Olması gereken olur” teslimiyetine dönüştürür.
Çünkü bilir ki;
Allah kulunu yolda bırakmaz, sadece yolunu değiştirir.
“Allah kuluna zulmetmez; kul kendine zulmeder.”
(Yunus Suresi, 44)
Belki de bu yüzden tevekkül eden insanlar daha sakindir.
Daha az konuşur, daha çok hissederler.
Fırtınalar kopsa da
içlerinde bir yer hep sessizdir.
Çünkü bilirler:
Rızık da, kader de, kalp yaraları da
şaşmaz bir adaletle dağıtılır.
“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki
rızkı Allah’a ait olmasın.”
(Hûd Suresi, 6)
Ve insan en çok şunu öğrendiğinde huzur bulur:
Allah’a bırakılan hiçbir şey eksilmez.
Aksine,
ya daha güzeli gelir
ya da daha hayırlısı…
Hz. Ali (a.s):
“Allah’ın senin için seçtiği,
senin seçtiklerinden hayırlıdır.”
Tevekkül,
kaybetmeyi değil;
emanet etmeyi bilenlerin yoludur.
“Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ Hû.”
(Allah bana yeter; O’ndan başka ilah yoktur.)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.