Faysal ATMACA: Hollanda’dan!
Faysal ATMACA: Hollanda’dan!
Hollanda denildiğinde çoğu insanın zihninde ilk olarak kanallar, değirmenler, laleler ve bisikletler canlanır. Oysa bu ülkenin görünmeyen ama en güçlü yüzlerinden biri de, Avrupa’nın ortasında kök salmış Türk-İslam medeniyetinin oluşturduğu canlı diaspora hayatıdır.
HOLLANDA’dan
15-17 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen “2. Türk Dil Bayramı” vesilesiyle çıktığımız bu Hollanda seyahati, yalnızca bir gezi değil; kültürün, aidiyetin, kardeşliğin ve hafızanın yeniden keşfi oldu.
Özellikle Kuşaktan Kuşağa Vakfı tarafından Rijswijk’te düzenlenen “2. Türk Dil Bayramı” etkinliği; çok kültürlü yapısı, nezih atmosferi ve yüksek organizasyon kalitesiyle hafızalarda yer edecek nitelikteydi.
Program, yalnızca bir kültür etkinliği değil; adeta gönüller arasında kurulan bir köprüydü.
Sunuculuğunu gerçekleştiren Deniz Sezer Hanım’ın zarif üslubu, program boyunca hissedilen samimiyet ve kapanışta hep bir ağızdan söylenen “Ölürüm Türkiye’m” marşı.
Bütün bunlar, gurbetin ortasında Anadolu’nun ruhunu yeniden hissettiren anlara dönüştü.
Eğlendirirken öğreten, dost biriktirirken ruh veren bir atmosfer hâkimdi salona.
Bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği heyeti adına gönülden teşekkür ediyoruz.
Hollanda’daki cami ziyaretleri ise bu seyahatin en derin iz bırakan taraflarından biriydi.
Zevencup Camii, Amsterdam Sultan Fatih Camii, Kümbet Camii, Mevlana Camii, Zaandam Sultan Ahmet Camii, Ahi Evran Camii ve Mescid-i Aksa Camii gibi mekânlar yalnızca ibadet edilen yerler değildi.
Bu camiler;
bir diaspora merkeziydi,
bir kültür merkeziydi,
bir ekonomi merkeziydi,
bir dayanışma merkeziydi,
bir yaşam merkeziydi.
Elbette bütün bunların ötesinde, asli vazifeleri olan ibadetin özgürce yaşandığı manevi limanlardı.
Fakat en unutulmaz manzara şuydu:
Henüz küçücük yaşlarda yüzlerce sıbyanın camilere akın etmesi.
Kur’an sesleriyle büyüyen çocuklar, Avrupa’nın ortasında kaybolmayan bir kimliğin sessiz teminatı gibiydi.
Bir milletin geleceği bazen bir minarenin gölgesinde koşan çocuklarda saklıdır.
Seyahat boyunca ziyaret ettiğimiz kurumlar da Hollanda’daki Türk toplumunun kurumsal birikimini gösteriyordu.
Cadde Restaurant samimi atmosferiyle adeta memleket sıcaklığı sundu.
Oranje Enstitüsü kültürel ve akademik çalışmalarıyla dikkat çekti.
Lahey Büyükelçiliği ise devletimizin Avrupa’daki vakarını hissettiren önemli duraklardan biri oldu.
Semazen Lokanta Anadolu misafirperverliğini sofralara taşıyan özel mekânlardan biriydi.
Özellikle Fines Office hakkında yapılan bilgilendirme toplantısı oldukça dikkat çekiciydi.
Muhasebe, finansal danışmanlık, şirket yapılanmaları ve ticari süreçler üzerine faaliyet gösteren kurumun çalışmaları hakkında kapsamlı bir brifing sunan Bahattin Bey’e ayrıca teşekkür ediyoruz.
Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişimi adına yapılan bu profesyonel çalışmaların kıymeti gerçekten takdire şayandı.
Elbette Hollanda yalnızca toplantı salonlarından ve camilerden ibaret değildi.
Amsterdam’ın tarihi kanalları, Zaandam’ın kendine özgü mimarisi, rengârenk laleleri, disiplinli şehir düzeni, bisiklet kültürü ve suyla kurduğu medeniyet ilişkisi; ülkeye ayrı bir estetik kazandırıyordu.
Bir tarafta modern Avrupa’nın planlı şehir anlayışı, diğer tarafta Anadolu’dan taşınmış sıcak insan ilişkileri.
Bu iki dünyanın iç içe geçmiş hâli Hollanda’yı farklı ve özel kılıyordu.
Bu seyahat bize bir gerçeği yeniden gösterdi:
İnsan bazen memleketini en çok gurbette tanır.
Ve bazen bir ezan sesi, binlerce kilometrelik mesafeyi bir anda ortadan kaldırır.
Hollanda’dan dönerken valizlerimizde hediyelerden çok daha fazlası vardı:
Dostluklar, hatıralar, dualar, umutlar ve geleceğe dair güçlü bir aidiyet duygusu vesselam.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.