Betül BONCUK: Kader Sandığın, Seçimindir!

DİNİ HABERLER 09.02.2026 - 16:46, Güncelleme: 09.02.2026 - 17:40
 

Betül BONCUK: Kader Sandığın, Seçimindir!

Kaderin ne olduğunu anlatamam" dedi Şems.
Kader Sandığın Şey, Seçimindir "Ama ne olmadığını anlatabilirim. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. İnsan çoğu zaman kaderi yanlış yere koyar. Ya her şeyi kendine mâl eder kibirlenir, ya da hiçbir şey kendine ait değil sanıp teslim olur. Oysa kader, bu iki uç arasında duran ince bir hakikattir. Ne tamamen sen yazarsın hayatı, ne de tamamen başkası yazar. Sana sadece kalem verilir; cümleleri sen kurarsın. Bazı şeyler vardır, değiştiremezsin: Doğduğun yer, karşına çıkan insanlar, yaşadığın kayıplar… Ama hepsi karşısında nasıl duracağını seçebilirsin. Kırıldığında sertleşmek de mümkündür, derinleşmek de. Aynı acı birini taş yapar, birini insan. Çünkü kader, insanı sınamak için değil, insanı inşa etmek için vardır. Kader, başına gelen olay değildir. Kader, o olay seni kim yaptı sorusunun cevabıdır. Hayat sana sorular sorar; kader, verdiğin cevaplarda gizlidir. Kaçtığın şey mi seni yönetecek, yüzleştiğin şey mi? Sustukların mı seni büyütecek, konuştukların mı seni özgürleştirecek? İnsan çoğu zaman “neden benim başıma geldi?” diye sorar. Oysa asıl soru “bana ne öğretmek için geldi?” olmalıdır. Çünkü kader, sebepleri değil, anlamları öğretir. Olan biten her şey, insanın iç dünyasında bir iz bırakır; ama o izin yara mı olacağı, iz mi kalacağı insanın bilincine bağlıdır. Asıl mesele şudur: Kader, seni durduran bir yazı değil; seni çağıran bir ihtimaller haritasıdır. Yol bellidir ama yürüyüş sana aittir. Ve insan, yürüyüşünü bilinçle seçtiği an, kader olmaktan çıkar; hikâye olmaya başlar. Artık başına gelenleri taşımak zorunda olan biri değil, başına gelenlerden anlam çıkaran biri olur. Ve işte tam orada, kader yazgı olmaktan çıkar; idrak olur. Ve belki de en derin gerçek şudur: Kader, sadece insanla hayat arasındaki bir ilişki değil, insanla Rabbi arasındaki gizli bir konuşmadır. İnsan çoğu zaman anlamadığı için isyan eder, geciktiği için üzülür, gerçekleşmediği için kırılır. Oysa her gecikme bir korunma, her kayıp başka bir kapının anahtarıdır. İlahi düzen, insanın gördüğünden daha geniştir; insan sadece bir sahneyi izler, kader ise bütün oyunu bilir. Kul, bazen bir şeyi ister ve olmaz; sanır ki kaybetmiştir. Oysa belki de rahmet, o isteğin gerçekleşmemesindedir. Çünkü ilahi hikmet, insanı mutlu etmekten önce olgunlaştırmayı hedefler. Her dua kabul olur ama her kabul, istenilen şekilde olmaz. Kimi dualar verilir, kimi dualar ertelenir, kimi dualar ise insanın bilmediği bir hayırla değiştirilir. Bu yüzden kader, Allah’ın insanı sevmediğinin değil, insanı ciddiye aldığının işaretidir. Her imtihan bir terk ediliş değil, bir muhatap alınıştır. Çünkü kul, başına gelenlerde yalnız değildir; görünmeyen bir düzen, görünmeyen bir merhametle her adımı kuşatır. Ve insan bunu idrak ettiğinde şunu anlar: Kader, sadece seçim değil; tevekküldür. Sorumluluk alırken kalbi Allah’a bırakabilmektir. Elinden geleni yapıp sonucu O’na teslim edebilmektir. Ne tamamen akla yaslanmak ne de aklı devre dışı bırakmaktır. Kader, insanın yürürken “ben yapıyorum” demesi ama içinden “O dilerse” diye bilmesidir. İşte o zaman hayat, sadece bir yolculuk değil; ilahi bir emanet olur. Betül Boncuk
Kaderin ne olduğunu anlatamam" dedi Şems.

Kader Sandığın Şey, Seçimindir

"Ama ne olmadığını anlatabilirim.
Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç
ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
İnsan çoğu zaman kaderi yanlış yere koyar. Ya her şeyi kendine mâl eder kibirlenir, ya da hiçbir şey kendine ait değil sanıp teslim olur. Oysa kader, bu iki uç arasında duran ince bir hakikattir. Ne tamamen sen yazarsın hayatı, ne de tamamen başkası yazar. Sana sadece kalem verilir; cümleleri sen kurarsın.
Bazı şeyler vardır, değiştiremezsin: Doğduğun yer, karşına çıkan insanlar, yaşadığın kayıplar… Ama hepsi karşısında nasıl duracağını seçebilirsin. Kırıldığında sertleşmek de mümkündür, derinleşmek de. Aynı acı birini taş yapar, birini insan. Çünkü kader, insanı sınamak için değil, insanı inşa etmek için vardır.
Kader, başına gelen olay değildir. Kader, o olay seni kim yaptı sorusunun cevabıdır. Hayat sana sorular sorar; kader, verdiğin cevaplarda gizlidir. Kaçtığın şey mi seni yönetecek, yüzleştiğin şey mi? Sustukların mı seni büyütecek, konuştukların mı seni özgürleştirecek?
İnsan çoğu zaman “neden benim başıma geldi?” diye sorar. Oysa asıl soru “bana ne öğretmek için geldi?” olmalıdır. Çünkü kader, sebepleri değil, anlamları öğretir. Olan biten her şey, insanın iç dünyasında bir iz bırakır; ama o izin yara mı olacağı, iz mi kalacağı insanın bilincine bağlıdır.
Asıl mesele şudur: Kader, seni durduran bir yazı değil; seni çağıran bir ihtimaller haritasıdır. Yol bellidir ama yürüyüş sana aittir. Ve insan, yürüyüşünü bilinçle seçtiği an, kader olmaktan çıkar; hikâye olmaya başlar.
Artık başına gelenleri taşımak zorunda olan biri değil, başına gelenlerden anlam çıkaran biri olur. Ve işte tam orada, kader yazgı olmaktan çıkar; idrak olur.
Ve belki de en derin gerçek şudur: Kader, sadece insanla hayat arasındaki bir ilişki değil, insanla Rabbi arasındaki gizli bir konuşmadır. İnsan çoğu zaman anlamadığı için isyan eder, geciktiği için üzülür, gerçekleşmediği için kırılır. Oysa her gecikme bir korunma, her kayıp başka bir kapının anahtarıdır. İlahi düzen, insanın gördüğünden daha geniştir; insan sadece bir sahneyi izler, kader ise bütün oyunu bilir.
Kul, bazen bir şeyi ister ve olmaz; sanır ki kaybetmiştir. Oysa belki de rahmet, o isteğin gerçekleşmemesindedir. Çünkü ilahi hikmet, insanı mutlu etmekten önce olgunlaştırmayı hedefler. Her dua kabul olur ama her kabul, istenilen şekilde olmaz. Kimi dualar verilir, kimi dualar ertelenir, kimi dualar ise insanın bilmediği bir hayırla değiştirilir.
Bu yüzden kader, Allah’ın insanı sevmediğinin değil, insanı ciddiye aldığının işaretidir. Her imtihan bir terk ediliş değil, bir muhatap alınıştır. Çünkü kul, başına gelenlerde yalnız değildir; görünmeyen bir düzen, görünmeyen bir merhametle her adımı kuşatır.
Ve insan bunu idrak ettiğinde şunu anlar: Kader, sadece seçim değil; tevekküldür. Sorumluluk alırken kalbi Allah’a bırakabilmektir. Elinden geleni yapıp sonucu O’na teslim edebilmektir. Ne tamamen akla yaslanmak ne de aklı devre dışı bırakmaktır.
Kader, insanın yürürken “ben yapıyorum” demesi ama içinden “O dilerse” diye bilmesidir. İşte o zaman hayat, sadece bir yolculuk değil; ilahi bir emanet olur.
Betül Boncuk

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.