Ahmet DURKAYA: Bir Şehrin Hafızası Unutmaz
Ahmet DURKAYA: Bir Şehrin Hafızası Unutmaz
Bu sabah Eyüpsultan’daki İdris-i Bitlisi Tepesi’nden aşağıya doğru inerken yine aynı manzarayla karşılaştım. Uzayıp giden araç kuyrukları, sabırsız korna sesleri, işe yetişmeye çalışan insanlar…
O an aklımdan şu soru geçti:
Bir şehir gerçekten nasıl yönetilir?
Yıllarca Sarıyer Ayazağa’da yaşadım. Aynı sıkıntıları orada da gördük, yaşadık. Yazdık, anlattık, konuştuk. Trafiğin neden oluştuğunu, hangi yolların yetersiz kaldığını, plansız yapılaşmanın nelere sebep olduğunu herkes gördü. Fakat yıllar geçti, değişen pek az şey oldu.
Bugün de aynı sorunların içinde yaşamaya devam ediyoruz.
Geçmişte bazı yöneticiler vardı. Belki imkânları bugünkü kadar geniş değildi ama şehri bir emanet bilirlerdi. Bir yol açarken yarını düşünür, bir bina yaparken çevresini hesaba katarlardı. Çünkü bilirlerdi ki yanlış yapılan her planın bedelini makam sahipleri değil, o şehirde yaşayan insanlar öder.
Ne yazık ki zaman zaman bazıları, görevlerinin bir hizmet sorumluluğu olduğunu unutup kendilerini ulaşılmaz, dokunulmaz ve herkesten üstün görmeye başlayabiliyor. Oysa makamlar vatandaşın üstünde olmak için değil, vatandaşa hizmet etmek için vardır.
Şehrin sorunları çözülmüyor, trafik her geçen gün büyüyor, insanlar ömürlerinden saatleri yollarda tüketiyorsa; kürsülerden verilen nutukların, yapılan gösterişli açıklamaların ve sosyal medyada sergilenen başarı hikâyelerinin vatandaş nezdinde bir karşılığı kalmaz. Çünkü makamın değeri sözle değil, hizmetle ölçülür.
Makamlar; açılışlarda kurdele kesmekten, etkinliklerde görünmekten ve fotoğraf vermekten ibaret değildir. Asıl mesele, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, sorunlarını azaltmak ve şehri yarına hazırlamaktır.
Aksi hâlde geriye kalanların büyük kısmı lafügüzaftır.
Peki belediye nedir, ne için vardır?
Belediye; yol yapmak, ulaşımı planlamak, altyapıyı güçlendirmek ve şehirde yaşamı kolaylaştırmak için vardır.
Belediye; okul ihtiyacını görmek, otopark sorununu çözmek, yeşil alanı korumak ve şehrin nefes almasını sağlamak için vardır.
Belediye; vatandaşın hayatını zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için vardır.
Şimdi ise insan ister istemez soruyor:
Bu kararları alanlar hiç bu yolları kullanmıyor mu?
Sabah saatlerinde vatandaşın yaşadığı çileyi hiç görmüyorlar mı?
Dar sokaklara, yetersiz bölgelere verilen her yeni ruhsatın yarın oluşturacağı yükü hiç hesaplamıyorlar mı?
Bir vatandaş evine küçük bir çivi çakmak istese türlü prosedürlerle karşılaşıyor. Fakat milyonlarca insanın hayatını etkileyecek şehir planları yapılırken aynı hassasiyet çoğu zaman gösterilmiyor.
İstanbul’da son yıllarda nüfus yoğunluğu artarken bazı bölgelerde okul, otopark ve ulaşım altyapısı aynı hızda gelişmedi. Bunun sonucu olarak birçok mahallede araçlar kaldırımlara park ediyor, toplu taşıma duraklarında uzun kuyruklar oluşuyor ve insanlar her gün saatlerini yollarda geçiriyor.
Belki de en acısı, insanların bu manzaralara alışmış olmasıdır.
Trafiğe alışıyoruz.
Betona alışıyoruz.
Yeşilin kaybolmasına alışıyoruz.
Kaybettiğimiz zamanı normal görmeye başlıyoruz.
Oysa bir insanın ömründen her gün çalınan saatler de bir hak kaybıdır.
Eğer bu sorunlara çözüm üretilmeyecekse, vatandaşın sesi duyulmayacaksa, yıllardır bilinen problemler görmezden geliniyorsa o makamların ne anlamı kalır?
Makamın değeri, sağladığı imkânlarda değil; çözdüğü sorunlarda ölçülür.
Şehirler sadece betonla kurulmaz. Vicdanla, öngörüyle ve sorumluluk duygusuyla inşa edilir. Kitaba uydurulan değil; adalete, vicdana ve ahlaka sığan projelerle yaşar ve yaşatılır.
Makamlar geçicidir.
Bugün yetki sahibi olanlar yarın olmayacaktır.
Fakat yapılan hizmetler de, yapılmayan hizmetler de yıllarca yaşamaya devam edecektir.
Bir gün herkes yaptığının da yapmadığının da hesabını verecektir.
Çünkü bir şehrin hafızası unutmaz.
Geriye makamlar değil; insanların hayır duası ya da ahı kalır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.