İLHAM VEREN GENÇLER: “Geleceği Beklemeyenlerin Hikâyesi”
Nebiye Yaşar yazdı: İLHAM VEREN GENÇLER: “Geleceği Beklemeyenlerin Hikâyesi”
İLHAM VEREN GENÇLER: “Geleceği Beklemeyenlerin Hikâyesi”
Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklarla, ekonomik göstergelerle veya teknolojik altyapıyla ölçülmez. Asıl zenginlik; hayal kurabilen, sorumluluk üstlenebilen, yaşadığı toplumun sorunlarına kayıtsız kalmayan gençlerin varlığıdır. Çünkü gençlik, sadece hayatın belirli bir dönemi değil; değişime inanmanın, yeniyi aramanın ve dünyaya başka bir ihtimalin mümkün olduğunu göstermenin adıdır.

Bugün gençler hakkında çok konuşuyoruz. Onları anlamaya, tanımlamaya ve bazen de eleştirmeye çalışıyoruz. Fakat çoğu zaman en önemli şeyi unutuyoruz: Gençleri gerçekten dinlemeyi…
Oysa gençlerin yalnızca yönlendirilmeye değil; düşüncelerinin önemsendiğini, yeteneklerinin fark edildiğini ve kendilerine güvenildiğini hissetmeye ihtiyaçları var. Çünkü kendisine inanılan bir genç, yalnızca kendi hayatını değiştirmez; ailesini, çevresini, şehrini ve hatta ülkesinin geleceğini dönüştürebilecek bir güce ulaşır.
İlham Vermek, Bir Gence “Sana İnanıyorum” Diyebilmektir..
İlham denildiğinde çoğu insanın aklına büyük başarı hikâyeleri, görkemli konuşmalar ve sıra dışı kahramanlar gelir. Hâlbuki bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, yalnızca doğru zamanda söylenen birkaç samimi kelimedir:
“Sen yapabilirsin.”
“Fikrin değerli.”
“Başarısız olsan da yeniden deneyebilirsin.”
“Ben sana inanıyorum.”
Bir gencin içindeki potansiyeli harekete geçiren asıl güç, çoğu zaman bu güven duygusudur. Kendisine inanılan genç, hata yapmaktan korkmaz. Soru sormaktan, üretmekten, denemekten ve yeniden başlamaktan vazgeçmez. Karşısına çıkan engelleri yolun sonu olarak değil, gelişim sürecinin bir parçası olarak görür.
Bu nedenle gençlere sunabileceğimiz en değerli imkân yalnızca eğitim değildir. Eğitimle birlikte güven, rehberlik, aidiyet ve sorumluluk bilinci de kazandırmalıyız. Bilgiyi nasıl kullanacağını, düşüncesini nasıl projeye dönüştüreceğini ve başarısını toplumsal faydayla nasıl buluşturacağını öğretmeliyiz.
Gençler Geleceğin Değil, Bugünün Paydaşıdır..
Gençleri sürekli olarak “geleceğimiz” şeklinde tanımlıyoruz. Elbette onlar yarınlarımızın mimarıdır. Ancak gençleri yalnızca geleceğe ait görmek, onların bugünkü gücünü ve söz hakkını gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Gençler bugünün de paydaşıdır…
Bugünün toplumsal sorunlarını görüyor, dijital dünyanın imkânlarını kullanıyor, çevre krizine karşı ses yükseltiyor, sosyal girişimler geliştiriyor ve gönüllülük çalışmalarında sorumluluk üstleniyorlar. Onların meseleleri yalnızca sınavlar, diplomalar ve meslek seçimlerinden ibaret değildir. Gençler; adalet, çevre, eşitlik, teknoloji, kültür, sağlık ve insan hakları konularında da düşünmek ve söz söylemek istiyor.
Bize düşen görev, gençlerin yerine konuşmak değil; onların kendi sözlerini söyleyebilecekleri güvenli alanlar oluşturmaktır. Gençleri yalnızca programların dinleyicisi veya projelerin hedef kitlesi olarak görmek yeterli değildir. Onları karar süreçlerinin, proje ekiplerinin ve çözüm modellerinin asli ortağı hâline getirmek gerekir.
Çünkü gençlere alan açmak, bir koltuğu paylaşmaktan çok daha fazlasıdır. Onların fikrine değer vermek, kararlarına güvenmek ve hata yapma haklarını kabul etmektir.
Her Genç, Keşfedilmeyi Bekleyen Bir Değerdir!
Her gencin içinde henüz ortaya çıkmamış bir yetenek, anlatılmamış bir hikâye ve hayata geçirilmemiş bir fikir vardır. Ancak bu potansiyelin görünür hâle gelebilmesi için doğru çevreye, nitelikli eğitime ve güçlü bir mentorluk sistemine ihtiyaç duyulur.
Bir gencin başarısını yalnızca aldığı notlarla ölçmek, büyük bir insanlık imkânını dar bir değerlendirme tablosuna hapsetmektir. Kimi genç iyi bir bilim insanı olmaya adaydır, kimi sanatın diliyle konuşur, kimi teknoloji üretir, kimi sosyal sorunlara çözüm geliştirir. Bir başkası ise insanları bir araya getiren güçlü iletişimi ve vicdanıyla topluma yön verir.
Eğitim sisteminin, üniversitelerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün ortak sorumluluğu; gençleri tek bir başarı kalıbına yerleştirmek değil, her birinin özgün yeteneğini keşfedebileceği fırsatlar oluşturmaktır.
Gençlerin yalnızca öz geçmişlerini değil, öz güvenlerini de güçlendirmeliyiz. Onlara sadece nasıl iş bulacaklarını değil, nasıl değer üreteceklerini de öğretmeliyiz. Çünkü gerçek başarı, bireysel yükselişin toplumsal faydayla buluştuğu noktada anlam kazanır.
İlham Veren Genç, Sadece Başaran Genç Değildir
İlham veren genç; çok ödül alan, her yarışmada birinci olan veya bütün imkânlara sahip olan genç demek değildir.
İlham veren genç; bütün zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkabilendir. Başkalarının hayatına dokunmayı önemseyen, bilgiyi paylaşan, yaşadığı toplumun sorunlarını kendi meselesi kabul eden kişidir. Bir çocuğun eğitimine destek olan, bir yaşlının yalnızlığını paylaşan, çevresini koruyan, engelli bireylerin hayatını kolaylaştıracak bir fikir geliştiren veya bir toplumsal ihtiyacı projeye dönüştüren genç de ilham verir.
Bazen en büyük başarı, dünyanın tamamını değiştirmek değil; bir insanın dünyasında iyiliğe vesile olabilmektir.
Bugünün gençlerinin yalnızca parlak kariyerlere değil, anlamlı hayatlara da ihtiyacı var. Çünkü insanı uzun vadede ayakta tutan şey, yalnızca kazandıkları değil; varlığıyla hangi değeri çoğalttığıdır.
Gençlere Nasihat Değil, Yol Arkadaşlığı Gerekir!
Gençlerle çalışırken onların karşısında değil, yanında durmalıyız. Sürekli nasihat veren bir otorite olmak yerine; dinleyen, anlayan ve gerektiğinde yol gösteren bir yol arkadaşı olabilmeliyiz.
Mentorluk tam da burada büyük önem taşır. İyi bir mentor, gencin yerine karar vermez; onun kendi kararlarını daha bilinçli verebilmesine yardımcı olur. Hazır cevaplar sunmak yerine doğru sorularla düşünmesini sağlar. Kendi yolunu dayatmaz; gencin kendi yolunu bulmasına eşlik eder.
Gençlerin hata yapmasına izin vermeyen bir toplum, yenilik üretme cesaretini de kaybeder. Çünkü her büyük fikir, içinde belirli ölçüde risk ve belirsizlik taşır. Gençlere başarısızlığın utanılacak bir sonuç değil, öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğunu anlatmalıyız.
Onlara mükemmel olmalarını değil; samimi, çalışkan, meraklı ve kararlı olmalarını öğütlemeliyiz.
Bir Gence Dokunmak, Geleceğe Dokunmaktır
Bir gencin zihninde yaktığınız küçük bir ışığın nereye ulaşacağını önceden bilemezsiniz. Bugün cesaret verdiğiniz bir genç, yarın binlerce insanın hayatını değiştiren bir bilim insanı, öğretmen, girişimci, sanatçı veya gönüllü olabilir.
Belki de toplum olarak en önemli sorumuz şudur:
Gençlerden nasıl bir gelecek bekliyoruz?
Fakat bundan önce kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gençlere nasıl bir bugün bırakıyoruz?
Onları dinliyor muyuz? Fikirlerine güveniyor muyuz? Yeteneklerini keşfetmeleri için fırsat sunuyor muyuz? Yoksa onları sürekli kendi korkularımızın ve kalıplarımızın içine mi yerleştiriyoruz?
Geleceğin güçlü Türkiye’si; düşünen, sorgulayan, üreten, vicdanını kaybetmeyen ve ortak iyilik için sorumluluk alan gençlerle kurulacaktır. Bunun için gençlere yalnızca kapıları göstermek yetmez; gerektiğinde o kapıları birlikte açmak gerekir.
Çünkü gençlik, bekleme odası değildir.
Gençlik; hayatın tam merkezinde söz söylemenin, sorumluluk üstlenmenin ve harekete geçmenin zamanıdır.
İlham veren gençler, geleceği bekleyenler değil; bilgileriyle, emekleriyle, cesaretleriyle ve iyilikleriyle geleceği bugünden inşa edenlerdir.
Ve bir ülkenin en büyük umudu, kendisine inanan gençleridir.
Dr. Öğr. Üyesi Nebiye YAŞAR
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
11 Ekim Dünya Kız Çocukları: Yeşilköy Çocuk Evleri Sitesi Programı




Son Haberler
İLHAM VEREN GENÇLER: “Geleceği Beklemeyenlerin Hikâyesi”



