Prof. Dr. Seyithan Deliduman: Konkordatoda Güven Dönemi mi Başlıyor?

EKONOMİ 13.05.2026 - 10:13, Güncelleme: 13.05.2026 - 10:13
 

Prof. Dr. Seyithan Deliduman: Konkordatoda Güven Dönemi mi Başlıyor?

13 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği, ilk bakışta teknik bir mevzuat düzenlemesi gibi görünse de, gerçekte konkordato sisteminin geleceğini doğrudan etkileyebilecek önemli yenilikler içermektedir.
Özellikle “makul güvence veren denetim raporu” zorunluluğu, finansal raporlama standartlarının yeniden belirlenmesi ve Kamu Gözetimi Kurumu’nun süreçte daha aktif hale getirilmesi, konkordato kurumunun daha kontrollü bir yapıya dönüştürülmek istendiğini göstermektedir. Prof. Dr. Seyithan Deliduman | Hukuk Haberleri Son yıllarda konkordato uygulamaları hem ekonomik hayatın korunması hem de ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir işlev üstlenmiştir. Ancak bunun yanında, bazı başvuruların gerçek mali durumdan uzak olduğu, kimi dosyalarda ise konkordatonun adeta bir “zaman kazanma aracı” haline dönüştüğü yönündeki eleştiriler de giderek artmıştır. İşte yeni düzenleme tam da bu tartışmaların merkezinde ortaya çıkmıştır. Mali Tablolarda Standartlaşma Arayışı Yönetmelikle yapılan değişikliklerden biri, konkordato talebinde sunulacak mali verilerin hangi standartlara göre hazırlanacağının daha açık hale getirilmesidir. Artık bağımsız denetime tabi şirketler Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayacak, bağımsız denetime tabi olmayan ticari işletmeler için ise BOBİ FRS esas alınacaktır. Bunların dışında kalanlar ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine tabi olacaktır. Bu düzenleme son derece önemlidir. Çünkü bugüne kadar farklı muhasebe sistemleriyle hazırlanan mali tablolar, konkordato süreçlerinde ciddi tartışmalara neden oluyordu. Aynı şirketin mali yapısı farklı yöntemlerle çok farklı sonuçlar verebilmekteydi. Bu durum da mahkemelerin, alacaklıların ve konkordato komiserlerinin sağlıklı değerlendirme yapmasını zorlaştırıyordu. Yeni sistemle birlikte finansal verilerin daha karşılaştırılabilir ve denetlenebilir hale gelmesi amaçlanmaktadır. Makul Güvence Raporu: Yeni Bir Eşik Yönetmeliğin en dikkat çeken yönü ise şüphesiz makul güvence veren denetim raporunun konkordato dosyasına eklenmesinin zorunlu hale getirilmesidir. Bu değişiklik, artık sadece şirketin kendi sunduğu verilerin yeterli görülmeyeceğini, bağımsız denetim mekanizmasının da sürecin temel unsurlarından biri haline geleceğini göstermektedir. Aslında bu yaklaşımın temelinde çok açık bir ihtiyaç bulunmaktadır: güven sorunu. Çünkü konkordato sisteminin sağlıklı işlemesi için yalnızca borçlunun korunması yeterli değildir. Aynı zamanda alacaklıların da sunulan mali verilerin doğruluğuna güvenebilmesi gerekir. Aksi halde konkordato, ekonomik hayatı koruyan bir kurum olmaktan çıkar ve ticari güveni zedeleyen bir sürece dönüşebilir. Bu nedenle makul güvence raporu uygulaması; * Gerçek dışı mali tabloların azaltılması, * Ciddiyetsiz başvuruların önlenmesi, * Mahkemelerin daha sağlıklı karar verebilmesi, * Alacaklı güveninin artırılması bakımından önemli bir işlev görebilir. Ancak düzenlemenin başka bir boyutu daha vardır. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından bağımsız denetim ve makul güvence raporu önemli bir maliyet oluşturacaktır. Zaten ekonomik darboğaz yaşayan şirketler için bu yeni yükün uygulamada nasıl sonuç doğuracağı dikkatle takip edilmelidir. Kamu Gözetimi Kurumu’nun Etkinliği Artıyor Yönetmelik ile bağımsız denetim kuruluşlarına getirilen bildirim yükümlülüğü de ayrıca dikkat çekmektedir. Buna göre hazırlanan raporlar belirli süre içerisinde Kamu Gözetimi Kurumu’na bildirilecek, ayrıca dava açıldıktan sonra mahkemeler de bu süreci Kuruma iletecektir. Bu durum konkordato sisteminin artık yalnızca mahkeme merkezli değil, aynı zamanda merkezi denetim mekanizmalarıyla da izlenen bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Özellikle son dönemde konkordato süreçlerine yönelik kamuoyunda oluşan “yeterince denetlenmiyor” eleştirileri dikkate alındığında, bu adımın sistemin kurumsal güvenilirliğini artırma amacı taşıdığı açıktır. Asıl Mesele: Güvenilir Konkordato Sistemi Kurabilmek Konkordato kurumu ekonomik hayat açısından vazgeçilmezdir. Çünkü her mali sıkıntıya düşen şirketin tasfiye edilmesi ne ticari hayat ne istihdam ne de ekonomik denge bakımından doğru bir yaklaşım olur. Ancak aynı şekilde, mali durumu gerçeği yansıtmayan başvuruların sistem içerisinde yer alması da dürüst ticari hayatı zedelemektedir. Bu nedenle yeni düzenlemenin temel amacı, konkordatoyu tamamen zorlaştırmak değil; daha güvenilir, daha şeffaf ve daha denetlenebilir hale getirmektir. Burada önemli olan husus, uygulamada dengeyi koruyabilmektir. Eğer süreç aşırı bürokratik ve maliyetli hale gelirse, gerçekten korunmaya ihtiyaç duyan işletmeler sistem dışında kalabilir. Buna karşılık denetim mekanizmaları yetersiz bırakılırsa bu kez konkordato kurumuna duyulan güven zarar görebilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl belirleyici olacak unsur, yeni düzenlemelerin uygulamada nasıl hayata geçirileceği olacaktır. Sonuç 13 Mayıs 2026 tarihli yönetmelik değişikliği, konkordato hukukunda yalnızca teknik bir revizyon değil, aynı zamanda sistemin güvenilirliğini artırmaya yönelik önemli bir dönüşüm hamlesidir. Özellikle makul güvence raporunun zorunlu hale getirilmesi, artık konkordato süreçlerinde yalnızca beyanların değil, doğrulanabilir mali verilerin ön plana çıkacağını göstermektedir. Ekonomik hayatın sürdürülebilirliği bakımından konkordato kurumu elbette korunmalıdır. Ancak bu koruma, şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkeleriyle birlikte yürütülmediği sürece uzun vadede ticari güvenin zarar görmesi kaçınılmaz hale gelir. Yeni düzenleme işte tam da bu dengeyi kurma arayışının önemli bir yansımasıdır. Prof. Dr. Seyithan Deliduman
13 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği, ilk bakışta teknik bir mevzuat düzenlemesi gibi görünse de, gerçekte konkordato sisteminin geleceğini doğrudan etkileyebilecek önemli yenilikler içermektedir.

Özellikle “makul güvence veren denetim raporu” zorunluluğu, finansal raporlama standartlarının yeniden belirlenmesi ve Kamu Gözetimi Kurumu’nun süreçte daha aktif hale getirilmesi, konkordato kurumunun daha kontrollü bir yapıya dönüştürülmek istendiğini göstermektedir.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman | Hukuk Haberleri

Son yıllarda konkordato uygulamaları hem ekonomik hayatın korunması hem de ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir işlev üstlenmiştir. Ancak bunun yanında, bazı başvuruların gerçek mali durumdan uzak olduğu, kimi dosyalarda ise konkordatonun adeta bir “zaman kazanma aracı” haline dönüştüğü yönündeki eleştiriler de giderek artmıştır. İşte yeni düzenleme tam da bu tartışmaların merkezinde ortaya çıkmıştır.

Mali Tablolarda Standartlaşma Arayışı


Yönetmelikle yapılan değişikliklerden biri, konkordato talebinde sunulacak mali verilerin hangi standartlara göre hazırlanacağının daha açık hale getirilmesidir.

Artık bağımsız denetime tabi şirketler Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayacak, bağımsız denetime tabi olmayan ticari işletmeler için ise BOBİ FRS esas alınacaktır. Bunların dışında kalanlar ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine tabi olacaktır.

Bu düzenleme son derece önemlidir. Çünkü bugüne kadar farklı muhasebe sistemleriyle hazırlanan mali tablolar, konkordato süreçlerinde ciddi tartışmalara neden oluyordu. Aynı şirketin mali yapısı farklı yöntemlerle çok farklı sonuçlar verebilmekteydi. Bu durum da mahkemelerin, alacaklıların ve konkordato komiserlerinin sağlıklı değerlendirme yapmasını zorlaştırıyordu.

Yeni sistemle birlikte finansal verilerin daha karşılaştırılabilir ve denetlenebilir hale gelmesi amaçlanmaktadır.

Makul Güvence Raporu: Yeni Bir Eşik

Yönetmeliğin en dikkat çeken yönü ise şüphesiz makul güvence veren denetim raporunun konkordato dosyasına eklenmesinin zorunlu hale getirilmesidir.

Bu değişiklik, artık sadece şirketin kendi sunduğu verilerin yeterli görülmeyeceğini, bağımsız denetim mekanizmasının da sürecin temel unsurlarından biri haline geleceğini göstermektedir.

Aslında bu yaklaşımın temelinde çok açık bir ihtiyaç bulunmaktadır: güven sorunu.

Çünkü konkordato sisteminin sağlıklı işlemesi için yalnızca borçlunun korunması yeterli değildir. Aynı zamanda alacaklıların da sunulan mali verilerin doğruluğuna güvenebilmesi gerekir. Aksi halde konkordato, ekonomik hayatı koruyan bir kurum olmaktan çıkar ve ticari güveni zedeleyen bir sürece dönüşebilir.

Bu nedenle makul güvence raporu uygulaması;

* Gerçek dışı mali tabloların azaltılması,
* Ciddiyetsiz başvuruların önlenmesi,
* Mahkemelerin daha sağlıklı karar verebilmesi,
* Alacaklı güveninin artırılması

bakımından önemli bir işlev görebilir.

Ancak düzenlemenin başka bir boyutu daha vardır. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından bağımsız denetim ve makul güvence raporu önemli bir maliyet oluşturacaktır. Zaten ekonomik darboğaz yaşayan şirketler için bu yeni yükün uygulamada nasıl sonuç doğuracağı dikkatle takip edilmelidir.

Kamu Gözetimi Kurumu’nun Etkinliği Artıyor

Yönetmelik ile bağımsız denetim kuruluşlarına getirilen bildirim yükümlülüğü de ayrıca dikkat çekmektedir.

Buna göre hazırlanan raporlar belirli süre içerisinde Kamu Gözetimi Kurumu’na bildirilecek, ayrıca dava açıldıktan sonra mahkemeler de bu süreci Kuruma iletecektir.

Bu durum konkordato sisteminin artık yalnızca mahkeme merkezli değil, aynı zamanda merkezi denetim mekanizmalarıyla da izlenen bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

Özellikle son dönemde konkordato süreçlerine yönelik kamuoyunda oluşan “yeterince denetlenmiyor” eleştirileri dikkate alındığında, bu adımın sistemin kurumsal güvenilirliğini artırma amacı taşıdığı açıktır.

Asıl Mesele: Güvenilir Konkordato Sistemi Kurabilmek

Konkordato kurumu ekonomik hayat açısından vazgeçilmezdir. Çünkü her mali sıkıntıya düşen şirketin tasfiye edilmesi ne ticari hayat ne istihdam ne de ekonomik denge bakımından doğru bir yaklaşım olur.

Ancak aynı şekilde, mali durumu gerçeği yansıtmayan başvuruların sistem içerisinde yer alması da dürüst ticari hayatı zedelemektedir.

Bu nedenle yeni düzenlemenin temel amacı, konkordatoyu tamamen zorlaştırmak değil; daha güvenilir, daha şeffaf ve daha denetlenebilir hale getirmektir.

Burada önemli olan husus, uygulamada dengeyi koruyabilmektir. Eğer süreç aşırı bürokratik ve maliyetli hale gelirse, gerçekten korunmaya ihtiyaç duyan işletmeler sistem dışında kalabilir. Buna karşılık denetim mekanizmaları yetersiz bırakılırsa bu kez konkordato kurumuna duyulan güven zarar görebilir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl belirleyici olacak unsur, yeni düzenlemelerin uygulamada nasıl hayata geçirileceği olacaktır.

Sonuç

13 Mayıs 2026 tarihli yönetmelik değişikliği, konkordato hukukunda yalnızca teknik bir revizyon değil, aynı zamanda sistemin güvenilirliğini artırmaya yönelik önemli bir dönüşüm hamlesidir.

Özellikle makul güvence raporunun zorunlu hale getirilmesi, artık konkordato süreçlerinde yalnızca beyanların değil, doğrulanabilir mali verilerin ön plana çıkacağını göstermektedir.

Ekonomik hayatın sürdürülebilirliği bakımından konkordato kurumu elbette korunmalıdır. Ancak bu koruma, şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkeleriyle birlikte yürütülmediği sürece uzun vadede ticari güvenin zarar görmesi kaçınılmaz hale gelir.

Yeni düzenleme işte tam da bu dengeyi kurma arayışının önemli bir yansımasıdır.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Habere ifade bırak !
Avukat Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN
Avukat Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.