KADIN VARSA CUMHURİYET VAR
KADIN VARSA CUMHURİYET VAR
Kadını bir güne sıkıştırmak isteyen zihniyet, onu asırlardır dar kalıplara hapsetmeye çalışan zihniyetle aynı kökten beslenir.
KADIN VARSA CUMHURİYET VAR
Zeynep Merçan
Kadını bir güne sıkıştırmak isteyen zihniyet, onu asırlardır dar kalıplara hapsetmeye çalışan zihniyetle aynı kökten beslenir. 8 Mart, çiçeklerle, pembe süslerle, tatlı sözlerle geçiştirilecek bir “kutlama” günü değildir. Bu tarih, yanarak ölen kadın işçilerin küllerinden doğan bir direnişin adıdır; aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet devrimleriyle taçlandırdığı eşit yurttaşlık mücadelesinin simgesidir.

8 Mart’ın Kökeni: Çiçek Değil, Ateş ve Kan
Dünyada 8 Mart’ın kökeni romantik jestlerden değil, vahşetten doğmuştur. 1857 yılında New York’ta tekstil fabrikalarında çalışan kadın işçiler, günde 16 saate varan kölelik düzenine, açlık ücretlerine ve insanlık dışı koşullara karşı greve çıktı. Polis müdahalesi sırasında çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti. Dünya Kadınlar Günü, işte bu trajedinin üzerine inşa edildi.
1910’da Clara Zetkin’in önerisiyle mücadele uluslararası bir kimlik kazandı. 1917’de Rusya’da “Ekmek ve Barış” yürüyüşleri bir imparatorluğu sarstı. 1975’te Birleşmiş Milletler tarafından resmileştirildi. Ama özü her zaman sokakta, grevde, direnişte doğmuştu: hak talep etmek, hesap sormak ve değiştirmek.
Türkiye’nin Farkı: Cumhuriyet Kadını Seyirci Yapmadı
Dünya kadın haklarını yüzyıllara yayarken, Türkiye bu süreci devlet politikası haline getirdi. 1930’da belediye seçimlerinde, 1934’te genel seçimlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bunlar bir lütuf değil, bilinçli bir rejim tercihiydi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü bugün de yol göstericidir:
“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin ilerlemesiyle yetinirse, o toplum yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır.”
Kadını kamusal hayattan çeken her siyaset, memleketi bilerek ve isteyerek zayıflatır. Atatürk’ün kadın devrimi sadece oy hakkı değildi; bu, iktidar ve sorumluluk ortaklığıydı. Türk kadını hak isterken yük almaktan kaçınmadı; milletin kaderini omuzlamaya talip oldu.
Bu Ülke Kadınsız Kurtulmadı
Kurtuluş Savaşı’nda cephane taşıyan omuzlarla, sandık başında oy kullanan eller aynı ruhtan doğdu. Atatürk’ün ifadesiyle:
“Dünyada hiçbir milletin kadını, Anadolu kadını kadar milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte hizmet göstermemiştir.”
Kadını tarih dışına itmeye çalışan her anlayış, Cumhuriyet hafızasına ihanet eder.
Bugünün Gerçeği: Kadın Sorunu Değil, Rejim Sorunu
Kadına yönelik şiddetin önlenemediği bir ülkede sorun “aile içi mesele” olmaktan çıkar. 2025 yılında erkekler tarafından en az 299 kadın öldürüldü (farklı sivil toplum raporlarında 294 olarak da kaydedildi). Bu cinayetlerin büyük bölümü aile içi erkekler tarafından, çoğunlukla evlerde işlendi.
Kadının karar masasında olmadığı ülkede mesele sadece temsil değil; kadının korunamadığı yerde hukuk adalet üretemez. Bu, bir devlet ahlakı sorunudur. Demokrasi kadınsız eksiktir. Adalet kadınsız topaldır. Cumhuriyet kadınsız sadece kâğıt üzerinde kalır.
Kaç kadın susturuldu? Kaç kadın yok sayıldı? Kaç kadın “sabret” denilerek kaderine terk edildi?
Atatürk’ün Çağrısı Hâlâ Geçerli
Yüz yıl öncesinden gelen o çağrı hâlâ yankılanıyor:
“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
Bu bir süs cümlesi değil; Cumhuriyetin kadınlara yazdığı görevdir.
Cumhuriyet kadını:
- Bilim, sanat, spor ve kültürün tüm alanlarında üreten kadındır.
- Gelecek nesillere vatanına, bayrağına sahip çıkan aydınlık çocuklar yetiştiren kadındır.
- Okuyan, çalışan, sürekli kendini yenileyen kadındır.
- Manevi değerlerine bağlı, aynı zamanda araştıran ve sorgulayan kadındır.
Son Söz
8 Mart’ta çiçek vermek kolaydır.
Zor olan eşit yurttaşlık inşa etmektir.
Zor olan kadını korumaktır.
Zor olan onu gerçekten özgür kılmaktır.
Gerçek mücadele tam da burada başlar.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Zeynep Merçan
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.