İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ

SPOR 02.05.2026 - 14:57, Güncelleme: 02.05.2026 - 14:57
 

İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ

Zeynep MERÇAN: İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ
İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ  Gençlik, insan ruhunun en gürültülü mevsimidir; çünkü insan, çocukluğun korunaklı duvarlarından çıkıp hayatın sonsuz ihtimalleriyle ilk kez baş başa kaldığında, neye inanacağını, kimi seveceğini, nasıl görüneceğini ve en önemlisi kim olacağını bilemeden, kendi iç dünyasının karanlık koridorlarında uzun süre dolaşmak zorunda kalır ve bu yolculuk çoğu zaman dışarıdan bakıldığında sıradan bir büyüme süreci gibi görünse de, aslında insanın içindeki en büyük savaşların yaşandığı, kırılmaların derinleştiği, yalnızlığın biçim değiştirdiği ve sevginin bile bazen bir yara gibi taşındığı sancılı bir kimlik arayışından ibaret değil midir?  Bugünün gençleri, yalnızca kendi duygularıyla değil, aynı zamanda dijital dünyanın görünmez baskılarıyla da mücadele etmek zorunda kalan bir kuşağın temsilcileri hâline gelmiştir; çünkü artık insanlar yalnızca oldukları kişiyle değil, görünmek zorunda bırakıldıkları kişiyle de yaşamak zorundadır ve bu durum, özellikle sosyal medya çağında, insan ruhunda ağır bir parçalanmaya neden olmuyor mu sizce de?  Bir genç, gece boyunca kendi eksikliklerini düşünürken sabah telefon ekranında kusursuz hayatlar, mutlu ilişkiler, bitmeyen başarı hikâyeleri ve filtrelenmiş yüzlerle karşılaşmakta, böylece kendi hayatını yetersiz, sevgisini eksik, bedenini değersiz ve geleceğini karanlık görmeye başlamaktadır; oysa çoğu zaman insanların gösterdiği mutluluk, gerçeğin yalnızca süslenmiş bir gölgesinden oluşur .  Aşk ilişkileri ise gençliğin en karmaşık sınavlarından biridir ne yazık ki. Çünkü insan, ilk kez birine bütün kalbiyle bağlandığında aslında yalnızca karşısındaki kişiyi değil, kendi içindeki eksik parçaları da sevmeye çalışır ve bu yüzden çoğu genç ilişki, sevginin huzurundan çok, kaybetme korkusunun gölgesinde yaşanır. Bir mesajın geç gelmesi, bir bakışın değişmesi, bir cümlenin eksik kurulması bile günlerce düşünülen anlamlara dönüşür; çünkü gençlik çağında insanlar çoğu zaman sevgiyi bir paylaşım değil, bir sığınak gibi görürler ve sığındıkları yer yıkıldığında yalnızca bir ilişkiyi değil, kendilerine dair kurdukları bütün umutları da kaybettiklerini hissederler.  Bu nedenle günümüzde gençler arasında “toksik ilişki” kavramı yalnızca psikolojik bir terim değil, aynı zamanda duygusal tükenmişliğin ortak adı hâline gelmiştir; çünkü birçok insan sevildiğini sanarken manipüle edilmekte, değer gördüğünü düşünürken yalnızca kullanılmakta ve anlaşılmak isterken daha da yalnızlaşmakta. İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalıkların içinde değil, yanlış insanların yanında hisseder ve gençlerin büyük bir kısmı tam da bu yüzden hem birine yakın olmak isteyip hem de incinmekten korktuğu için duygusal bir çıkmazın içinde yuvarlanırlar.  Erik Erikson: “Kimlik kazanımı, ergenliğin en temel psikolojik görevlerinden biridir.” Erikson’a göre gençlik dönemi, “ben kimim?” sorusunun en yoğun yaşandığı evredir. İlişkiler de bu kimliğin şekillenmesinde kritik rol oynar.  Arkadaşlık ilişkileri de eskisi kadar sade değil; çünkü modern çağda insanlar birbirlerinin hayatlarına çok hızlı girip aynı hızla çıkıyor maalesef. Dostlukların bile tüketim kültürüne dönüştüğü bir dönemde gençler, gerçek bağ kurmanın ne kadar zorlaştığını her geçen gün daha fazla hissediyor diye düşünebiliyoruz. Birçok kişi yüzlerce insan tarafından takip edilmesine rağmen içini gerçekten anlatabileceği tek bir insan bulamadığı gibi tam da bu yüzden dijital kalabalıkların ortasında derin bir yalnızlık yaşamaya çabalıyor. Çünkü insan ruhu görünmek değil, anlaşılmak ister; fakat çağımız insanı birbirini dinlemek yerine yalnızca kendini göstermeye çalışmaktan başka bir hâlde değil yazık ki.  Kimlik arayışı ise bütün bu karmaşanın merkezinde duran en büyük sorudur; çünkü gençler artık yalnızca “Ne olmak istiyorum?” diye değil, “Gerçekten kimim?” diye düşünmekteler. Ailelerin beklentileri, toplumun dayattığı başarı anlayışı, sosyal medyanın yarattığı kusursuz insan modeli ve ekonomik şartların ağırlığı arasında sıkışan genç birey, çoğu zaman kendi sesini bile duyamaz hâle gelebiliyor. Bir yandan güçlü görünmek zorunda hissederken diğer yandan içten içe kırılıyor, yoruluyor ve tükeniyor; fakat modern dünya insanın acısını saklamasını bir olgunluk göstergesi gibi sunduğu için birçok genç, yaşadığı ruhsal çöküşleri sessizce taşımaya mecbur gibi nefes almaya başlıyor.  Aile içindeki iletişim sorunları da bu kimlik karmaşasını derinleştiren önemli sebeplerden biridir; çünkü bazı gençler anlaşılmadıklarını düşündükçe evlerinden uzaklaşmakta, bazı aileler ise çocuklarının sessizliğini saygı zannetmektedir. Oysa bazen bir gencin içine kapanması, tembellikten değil, görülmeme hissinden kaynaklanır. İnsan en çok da kendi evinde yabancı hissettiğinde yorulur; çünkü dış dünyanın sertliğiyle mücadele edebilmek için önce ait hissedilen bir sevgiye ihtiyaç vardır.  Bütün bunlara rağmen gençlik hâlâ umut taşıyan bir dönemdir; çünkü insanın en çok kırıldığı yıllar aynı zamanda kendini yeniden kurmayı öğrendiği yıllardır. Bugünün gençleri belki geçmiş kuşaklardan daha yalnız, daha kaygılı ve daha yorgun görünüyor; fakat aynı zamanda duygularını konuşabilen, psikolojik farkındalığı yüksek, adalet duygusu güçlü ve kendini ifade etme konusunda daha cesur bir nesildir. Acılarını gizlemek yerine anlatmaya çalışan, yanlış ilişkileri sorgulayan, sevgiyi körü körüne değil sağlıklı biçimde yaşamayı isteyen bir gençlik büyüyor sanırım. Carl Rogers der ki; “Bir insan ancak olduğu gibi kabul edildiğinde değişebilir.” Koşulsuz kabul. Gençlerin ilişkilerde yaşadığı en büyük ihtiyaçlardan biri, yargılanmadan kabul görmektir.  Ve belki de insanın gerçek kimliği, tam olarak bu arayışların içinde oluşmakta; çünkü insan bazen kaybolmadan kendini bulamaz. Kırılan kalpler, yarım kalan dostluklar, anlaşılmayan cümleler ve sessiz geceler, insan ruhunun görünmeyen öğretmenleridir. Gençlik, yalnızca bir yaş dönemi değil; insanın kendi ruhuna tuttuğu en zor aynadır. O aynaya bakabilenler ise bir gün başkalarının değil, gerçekten kendi hayatlarını yaşamayı öğrenirler.  İlişkiler, yalnızlık ve kimlik arayışı gibi konular tasavvuf geleneğinde “insanın kendini bulma yolculuğu” olarak ele alınır. Tasavvuf büyükleri dış dünyadan çok insanın iç dünyasına bakar ve aslında en büyük arayışın “kendini bilmek” olduğunu söylerler.  “Bir şeyin kıymetini anlamak için onu kaybetmen gerekmez; bazen sadece bakmayı öğrenmen yeter.” Şems-i Tebrizi. Şems’in sözlerinde en temel vurgu, insanın dış dünyada aradığı her şeyin aslında kendi içinde saklı olduğu fikridir. Ona göre gerçek dönüşüm, bir başkasını değiştirmekle değil, insanın kendi içindeki perdeleri kaldırmasıyla başlar.  Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Zeynep MERÇAN: İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ

İLİŞKİLER VE KİMLİK ARAYIŞINDA GENÇLERİMİZ 

Gençlik, insan ruhunun en gürültülü mevsimidir; çünkü insan, çocukluğun korunaklı duvarlarından çıkıp hayatın sonsuz ihtimalleriyle ilk kez baş başa kaldığında, neye inanacağını, kimi seveceğini, nasıl görüneceğini ve en önemlisi kim olacağını bilemeden, kendi iç dünyasının karanlık koridorlarında uzun süre dolaşmak zorunda kalır ve bu yolculuk çoğu zaman dışarıdan bakıldığında sıradan bir büyüme süreci gibi görünse de, aslında insanın içindeki en büyük savaşların yaşandığı, kırılmaların derinleştiği, yalnızlığın biçim değiştirdiği ve sevginin bile bazen bir yara gibi taşındığı sancılı bir kimlik arayışından ibaret değil midir? 

Bugünün gençleri, yalnızca kendi duygularıyla değil, aynı zamanda dijital dünyanın görünmez baskılarıyla da mücadele etmek zorunda kalan bir kuşağın temsilcileri hâline gelmiştir; çünkü artık insanlar yalnızca oldukları kişiyle değil, görünmek zorunda bırakıldıkları kişiyle de yaşamak zorundadır ve bu durum, özellikle sosyal medya çağında, insan ruhunda ağır bir parçalanmaya neden olmuyor mu sizce de? 

Bir genç, gece boyunca kendi eksikliklerini düşünürken sabah telefon ekranında kusursuz hayatlar, mutlu ilişkiler, bitmeyen başarı hikâyeleri ve filtrelenmiş yüzlerle karşılaşmakta, böylece kendi hayatını yetersiz, sevgisini eksik, bedenini değersiz ve geleceğini karanlık görmeye başlamaktadır; oysa çoğu zaman insanların gösterdiği mutluluk, gerçeğin yalnızca süslenmiş bir gölgesinden oluşur . 

Aşk ilişkileri ise gençliğin en karmaşık sınavlarından biridir ne yazık ki. Çünkü insan, ilk kez birine bütün kalbiyle bağlandığında aslında yalnızca karşısındaki kişiyi değil, kendi içindeki eksik parçaları da sevmeye çalışır ve bu yüzden çoğu genç ilişki, sevginin huzurundan çok, kaybetme korkusunun gölgesinde yaşanır. Bir mesajın geç gelmesi, bir bakışın değişmesi, bir cümlenin eksik kurulması bile günlerce düşünülen anlamlara dönüşür; çünkü gençlik çağında insanlar çoğu zaman sevgiyi bir paylaşım değil, bir sığınak gibi görürler ve sığındıkları yer yıkıldığında yalnızca bir ilişkiyi değil, kendilerine dair kurdukları bütün umutları da kaybettiklerini hissederler. 

Bu nedenle günümüzde gençler arasında “toksik ilişki” kavramı yalnızca psikolojik bir terim değil, aynı zamanda duygusal tükenmişliğin ortak adı hâline gelmiştir; çünkü birçok insan sevildiğini sanarken manipüle edilmekte, değer gördüğünü düşünürken yalnızca kullanılmakta ve anlaşılmak isterken daha da yalnızlaşmakta. İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalıkların içinde değil, yanlış insanların yanında hisseder ve gençlerin büyük bir kısmı tam da bu yüzden hem birine yakın olmak isteyip hem de incinmekten korktuğu için duygusal bir çıkmazın içinde yuvarlanırlar. 

Erik Erikson:
“Kimlik kazanımı, ergenliğin en temel psikolojik görevlerinden biridir.” Erikson’a göre gençlik dönemi, “ben kimim?” sorusunun en yoğun yaşandığı evredir. İlişkiler de bu kimliğin şekillenmesinde kritik rol oynar. 

Arkadaşlık ilişkileri de eskisi kadar sade değil; çünkü modern çağda insanlar birbirlerinin hayatlarına çok hızlı girip aynı hızla çıkıyor maalesef. Dostlukların bile tüketim kültürüne dönüştüğü bir dönemde gençler, gerçek bağ kurmanın ne kadar zorlaştığını her geçen gün daha fazla hissediyor diye düşünebiliyoruz. Birçok kişi yüzlerce insan tarafından takip edilmesine rağmen içini gerçekten anlatabileceği tek bir insan bulamadığı gibi tam da bu yüzden dijital kalabalıkların ortasında derin bir yalnızlık yaşamaya çabalıyor. Çünkü insan ruhu görünmek değil, anlaşılmak ister; fakat çağımız insanı birbirini dinlemek yerine yalnızca kendini göstermeye çalışmaktan başka bir hâlde değil yazık ki. 

Kimlik arayışı ise bütün bu karmaşanın merkezinde duran en büyük sorudur; çünkü gençler artık yalnızca “Ne olmak istiyorum?” diye değil, “Gerçekten kimim?” diye düşünmekteler. Ailelerin beklentileri, toplumun dayattığı başarı anlayışı, sosyal medyanın yarattığı kusursuz insan modeli ve ekonomik şartların ağırlığı arasında sıkışan genç birey, çoğu zaman kendi sesini bile duyamaz hâle gelebiliyor. Bir yandan güçlü görünmek zorunda hissederken diğer yandan içten içe kırılıyor, yoruluyor ve tükeniyor; fakat modern dünya insanın acısını saklamasını bir olgunluk göstergesi gibi sunduğu için birçok genç, yaşadığı ruhsal çöküşleri sessizce taşımaya mecbur gibi nefes almaya başlıyor. 

Aile içindeki iletişim sorunları da bu kimlik karmaşasını derinleştiren önemli sebeplerden biridir; çünkü bazı gençler anlaşılmadıklarını düşündükçe evlerinden uzaklaşmakta, bazı aileler ise çocuklarının sessizliğini saygı zannetmektedir. Oysa bazen bir gencin içine kapanması, tembellikten değil, görülmeme hissinden kaynaklanır. İnsan en çok da kendi evinde yabancı hissettiğinde yorulur; çünkü dış dünyanın sertliğiyle mücadele edebilmek için önce ait hissedilen bir sevgiye ihtiyaç vardır. 

Bütün bunlara rağmen gençlik hâlâ umut taşıyan bir dönemdir; çünkü insanın en çok kırıldığı yıllar aynı zamanda kendini yeniden kurmayı öğrendiği yıllardır. Bugünün gençleri belki geçmiş kuşaklardan daha yalnız, daha kaygılı ve daha yorgun görünüyor; fakat aynı zamanda duygularını konuşabilen, psikolojik farkındalığı yüksek, adalet duygusu güçlü ve kendini ifade etme konusunda daha cesur bir nesildir. Acılarını gizlemek yerine anlatmaya çalışan, yanlış ilişkileri sorgulayan, sevgiyi körü körüne değil sağlıklı biçimde yaşamayı isteyen bir gençlik büyüyor sanırım.


Carl Rogers der ki;
“Bir insan ancak olduğu gibi kabul edildiğinde değişebilir.” Koşulsuz kabul. Gençlerin ilişkilerde yaşadığı en büyük ihtiyaçlardan biri, yargılanmadan kabul görmektir. 

Ve belki de insanın gerçek kimliği, tam olarak bu arayışların içinde oluşmakta; çünkü insan bazen kaybolmadan kendini bulamaz. Kırılan kalpler, yarım kalan dostluklar, anlaşılmayan cümleler ve sessiz geceler, insan ruhunun görünmeyen öğretmenleridir. Gençlik, yalnızca bir yaş dönemi değil; insanın kendi ruhuna tuttuğu en zor aynadır. O aynaya bakabilenler ise bir gün başkalarının değil, gerçekten kendi hayatlarını yaşamayı öğrenirler. 

İlişkiler, yalnızlık ve kimlik arayışı gibi konular tasavvuf geleneğinde “insanın kendini bulma yolculuğu” olarak ele alınır. Tasavvuf büyükleri dış dünyadan çok insanın iç dünyasına bakar ve aslında en büyük arayışın “kendini bilmek” olduğunu söylerler. 

“Bir şeyin kıymetini anlamak için onu kaybetmen gerekmez; bazen sadece bakmayı öğrenmen yeter.” Şems-i Tebrizi.
Şems’in sözlerinde en temel vurgu, insanın dış dünyada aradığı her şeyin aslında kendi içinde saklı olduğu fikridir. Ona göre gerçek dönüşüm, bir başkasını değiştirmekle değil, insanın kendi içindeki perdeleri kaldırmasıyla başlar. 

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
KurtKaya
(02.05.2026 21:05 - #1231)
Tebrikler, kaleminize sağlık...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.