Faysal ATMACA: EŞEK ANIRINCA ABDEST BOZULUR MU?

DİNİ HABERLER 23.02.2026 - 11:00, Güncelleme: 23.02.2026 - 11:02
 

Faysal ATMACA: EŞEK ANIRINCA ABDEST BOZULUR MU?

Anadolu’nun derin irfan geleneğinde, bazen en karmaşık felsefi meseleler bir eşek anırması ve bir matara su üzerinden anlatılır. Hikaye odur ki; bir gün yolu uzun, yükü ağır bir yolcu öğle sıcağında bitap düşüp bir ovada uyuyakalır.
EŞEK ANIRINCA ABDEST BOZULUR MU? Faysal ATMACA | İstanbul Uyandığında ikindi vaktinin yaklaştığını, güneşin devrilmek üzere olduğunu görür. Aceleyle namaza niyetlenir ancak etrafta ne bir dere ne de bir kuyu vardır. İslam hukukunun sunduğu bir ruhsat olan teyemmüme (su bulunmadığında toprakla alınan sembolik abdest) başvurur. Tam namaza duracakken, az ötede otlayan eşeğinin gür sesiyle anırdığını duyar. Yolcu duraksar, gülümser ve yanındaki köylülerin hayret dolu bakışları arasında "Eşek anırdı, abdest bozuldu" diyerek namazı durdurur. Bu olaya şahit olan yabancı bir köylü, duyduklarını kendi köyünün hocasına büyük bir şaşkınlıkla taşır: "Hocam, eşek anırınca abdest bozulur mu?" Hocanın cevabı fıkhen nettir: "Hayır evladım, böyle bir şey mümkün mü?" Ancak adam ısrarcıdır: "Ama diğer köyün hocası böyle dedi vaazında!" İşte tam bu noktada bilge hocanın teşhisi, insanlık tarihinin en büyük iletişim trajedisini özetler: "Evladım, sen o hikayenin sonunu ya anlamadın, ya dinlemedin ya da işine geldiği gibi anladın. Eşeğin üzerinde su matarası vardı; eşek yaklaştığına göre su gelmişti ve suyun olduğu yerde teyemmüm hükümsüz kalmıştı." Bu kıssa, modern çağın en büyük entelektüel hastalığı olan "bilginin bağlamından koparılması" meselesine ışık tutar. Köylü, olayı sadece "ses" ve "hüküm" (anırma ve abdestin bozulması) üzerinden okumuştur. Oysa gerçek bilgi, o sesin neyin habercisi olduğunu anlamaktır. Bugün sosyal medyada karşılaştığımız dezenformasyonun temel dinamiği de tam olarak budur: Bir cümlenin başını ve sonunu kesmek, olayı bağlamından koparıp absürt bir manşete dönüştürmek. "Eşek anırdı" manşeti dikkat çekicidir, ancak "Su geldi" hakikati sessiz ve derindir. Hikayedeki dış gözlemci (köylü), dinin ve hayatın "ruhunu" değil, "şeklini" kopyalamaya çalışmıştır. Mantıksal bir safsata olan “bundan sonra, öyleyse bundan dolayı”yanılgısına düşmüştür. Yani, bir olay başka bir olaydan sonra gerçekleştiği için, onun tarafından tetiklendiğini sanmıştır. Oysa eşeğin sesi abdesti bozan bir "neden" değil, abdestin bozulmasına yol açan "suya" dair bir işarettir. Bizler de çoğu zaman semptomları hastalığın kendisi sanır, işaret fişeğine bakarken asıl yangını gözden kaçırırız. Bilge hocanın tespiti olan "İşine geldiği gibi anladın" vurgusu, psikolojideki doğrulama yanlılığı kavramına tekabül eder. İnsan zihni, karmaşık hakikatleri anlamaktansa, zihnindeki şablonlara uyan basit ve sansasyonel bilgileri depolamayı tercih eder. "Eşek anırınca abdestin bozulması" hikayesi, anlatılması ve yayılması kolay bir "şehir efsanesi" iken; teyemmümün fıkhi şartlarını ve suyun mevcudiyetini tartışmak zihni bir çaba gerektirir. Bu kadim hikaye bizlere şunu öğretir: Bir bilginin doğruluğunu tartarken sadece "ne dendiğine" değil, "neden dendiğine" ve "hangi şartlarda dendiğine" bakmalıyız. Hakikat, yüzeydeki gürültüde (anırmada) değil, o gürültünün işaret ettiği derinlikteki cevherde (suda) gizlidir. Eğer bizler olayların ardındaki asıl sebebi, yani "su matarasını" göremezsek; başkalarının yanlış anladığı hükümlerin hamallığını yapmaktan öteye gidemeyiz. VE TERÖRSÜZ TÜRKİYE  Anadolu irfanındaki bu meşhur hikayede: Yolcu, su bulamadığı için teyemmümle namaza duracakken eşek anırır ve yolcu "Abdest bozuldu" der. Dışarıdan bakan ve meseleyi sadece "ses" üzerinden okuyan muhalif akıl, "Eşek anırınca abdest mi bozulurmuş, bu ne saçma hüküm!" diye feryat eder. Oysa kaçırdıkları devasa bir gerçek vardır: Eşeğin sırtında su matarası vardır. Eşek yaklaştığına göre su gelmiştir; su gelince teyemmüm (geçici çözüm) hükümsüz kalmıştır. Bugün hükümetin "Terörsüz Türkiye" için attığı stratejik adımlar, o hikayedeki "eşek anırması" (görünen sinyal) ve "su matarası" (asıl hakikat) ilişkisine benzer. Hükümet, terörü kaynağında kurutmak ve toplumsal huzuru kalıcı kılmak için bazen sert askeri operasyonlar, bazen diplomatik hamleler, bazen de ezber bozan çağrılar yapar. Muhalif koro, bu hamlelerin sadece "sesine" odaklanır. Yapılan bir çağrıyı veya stratejik bir manevrayı bağlamından kopararak; "Dün böyle diyordunuz, bugün neden böyle yapıyorsunuz?" diye sorarlar. Oysa o ses (hamle), yaklaşmakta olan "suya" (kalıcı barış ve tam bağımsızlığa) işarettir. Onlar "anırma" sesine takılıp kalırken, devletin sırtındaki "beka matarasını" görmezden gelirler. Hikayedeki köylü, abdestin neden bozulduğunu araştırmadan sadece sonuca odaklanmıştı. Bugün de muhalefet, terörle mücadelenin veya çözüm iradesinin "biçimine" itiraz ederken, bu mücadelenin "ruhunu" yani 40 yıllık kanayan yarayı durdurma amacını ıskalıyor. Terörsüz bir Türkiye vizyonu, sadece askeri bir başarı değil, bir "su" gibi hayati bir ihtiyaçtır. Su geldiğinde, eski kavgaların ve geçici tedbirlerin (teyemmümün) hükmü biter. Ancak muhalefet, "Eski usulde kalalım, suyun gelmesine gerek yok" diyerek susuzlukta ısrar etmektedir. Bilge hocanın dediği gibi: "Evladım, sen o hikayeyi ya dinlemedin ya da işine geldiği gibi anladın." Muhalif blok, hükümetin terörü bitirme kararlılığını kendi siyasi şablonlarına oturtamadığı için, her adımı bir "taviz" veya "stratejik hata" olarak kodluyor. Basit ve sansasyonel olanı (eleştirmeyi) tercih ediyorlar; çünkü Türkiye'nin terör prangasından kurtulmasının getireceği o büyük ve karmaşık jeopolitik gücü anlamak, zihni bir çaba ve samimi bir vatanseverlik gerektiriyor. "Eşek anırdı" manşetiyle uğraşan muhalefet, Türkiye'nin sınır ötesinde kurduğu güvenli bölgeleri, savunma sanayiindeki devrimi ve toplumsal mutabakat arayışlarını sadece birer "gürültü" sanıyor. Oysa bu gürültü, terörün bittiği, kardeşliğin pekiştiği o "su" dolu mataranın yaklaştığının müjdesidir. Hakikat şudur: Suyun (Terörsüz Türkiye'nin) olduğu yerde, eski siyasetin tozlu teyemmümleri geçersizdir. Eğer bizler olayların ardındaki asıl sebebi, yani devletin bekası için taşınan o "su matarasını" göremezsek; sadece başkalarının yanlış kurguladığı "hükümlerin" ve sığ polemiklerin hamallığını yaparız. Bugün mesele eşeğin anırması değil, o eşeğin sırtında bu coğrafyaya can verecek olan huzur suyunun taşınıyor olmasıdır vesselam.
Anadolu’nun derin irfan geleneğinde, bazen en karmaşık felsefi meseleler bir eşek anırması ve bir matara su üzerinden anlatılır. Hikaye odur ki; bir gün yolu uzun, yükü ağır bir yolcu öğle sıcağında bitap düşüp bir ovada uyuyakalır.

EŞEK ANIRINCA ABDEST BOZULUR MU?

Faysal ATMACA | İstanbul

Uyandığında ikindi vaktinin yaklaştığını, güneşin devrilmek üzere olduğunu görür. Aceleyle namaza niyetlenir ancak etrafta ne bir dere ne de bir kuyu vardır. İslam hukukunun sunduğu bir ruhsat olan teyemmüme (su bulunmadığında toprakla alınan sembolik abdest) başvurur. Tam namaza duracakken, az ötede otlayan eşeğinin gür sesiyle anırdığını duyar. Yolcu duraksar, gülümser ve yanındaki köylülerin hayret dolu bakışları arasında "Eşek anırdı, abdest bozuldu" diyerek namazı durdurur.
Bu olaya şahit olan yabancı bir köylü, duyduklarını kendi köyünün hocasına büyük bir şaşkınlıkla taşır: "Hocam, eşek anırınca abdest bozulur mu?" Hocanın cevabı fıkhen nettir: "Hayır evladım, böyle bir şey mümkün mü?" Ancak adam ısrarcıdır: "Ama diğer köyün hocası böyle dedi vaazında!" İşte tam bu noktada bilge hocanın teşhisi, insanlık tarihinin en büyük iletişim trajedisini özetler: "Evladım, sen o hikayenin sonunu ya anlamadın, ya dinlemedin ya da işine geldiği gibi anladın. Eşeğin üzerinde su matarası vardı; eşek yaklaştığına göre su gelmişti ve suyun olduğu yerde teyemmüm hükümsüz kalmıştı."

Bu kıssa, modern çağın en büyük entelektüel hastalığı olan "bilginin bağlamından koparılması" meselesine ışık tutar. Köylü, olayı sadece "ses" ve "hüküm" (anırma ve abdestin bozulması) üzerinden okumuştur. Oysa gerçek bilgi, o sesin neyin habercisi olduğunu anlamaktır. Bugün sosyal medyada karşılaştığımız dezenformasyonun temel dinamiği de tam olarak budur: Bir cümlenin başını ve sonunu kesmek, olayı bağlamından koparıp absürt bir manşete dönüştürmek. "Eşek anırdı" manşeti dikkat çekicidir, ancak "Su geldi" hakikati sessiz ve derindir.

Hikayedeki dış gözlemci (köylü), dinin ve hayatın "ruhunu" değil, "şeklini" kopyalamaya çalışmıştır. Mantıksal bir safsata olan “bundan sonra, öyleyse bundan dolayı”yanılgısına düşmüştür. Yani, bir olay başka bir olaydan sonra gerçekleştiği için, onun tarafından tetiklendiğini sanmıştır. Oysa eşeğin sesi abdesti bozan bir "neden" değil, abdestin bozulmasına yol açan "suya" dair bir işarettir. Bizler de çoğu zaman semptomları hastalığın kendisi sanır, işaret fişeğine bakarken asıl yangını gözden kaçırırız.

Bilge hocanın tespiti olan "İşine geldiği gibi anladın" vurgusu, psikolojideki doğrulama yanlılığı kavramına tekabül eder. İnsan zihni, karmaşık hakikatleri anlamaktansa, zihnindeki şablonlara uyan basit ve sansasyonel bilgileri depolamayı tercih eder. "Eşek anırınca abdestin bozulması" hikayesi, anlatılması ve yayılması kolay bir "şehir efsanesi" iken; teyemmümün fıkhi şartlarını ve suyun mevcudiyetini tartışmak zihni bir çaba gerektirir.

Bu kadim hikaye bizlere şunu öğretir: Bir bilginin doğruluğunu tartarken sadece "ne dendiğine" değil, "neden dendiğine" ve "hangi şartlarda dendiğine" bakmalıyız. Hakikat, yüzeydeki gürültüde (anırmada) değil, o gürültünün işaret ettiği derinlikteki cevherde (suda) gizlidir. Eğer bizler olayların ardındaki asıl sebebi, yani "su matarasını" göremezsek; başkalarının yanlış anladığı hükümlerin hamallığını yapmaktan öteye gidemeyiz.

VE TERÖRSÜZ TÜRKİYE 
Anadolu irfanındaki bu meşhur hikayede: Yolcu, su bulamadığı için teyemmümle namaza duracakken eşek anırır ve yolcu "Abdest bozuldu" der. Dışarıdan bakan ve meseleyi sadece "ses" üzerinden okuyan muhalif akıl, "Eşek anırınca abdest mi bozulurmuş, bu ne saçma hüküm!" diye feryat eder. Oysa kaçırdıkları devasa bir gerçek vardır: Eşeğin sırtında su matarası vardır. Eşek yaklaştığına göre su gelmiştir; su gelince teyemmüm (geçici çözüm) hükümsüz kalmıştır.
Bugün hükümetin "Terörsüz Türkiye" için attığı stratejik adımlar, o hikayedeki "eşek anırması" (görünen sinyal) ve "su matarası" (asıl hakikat) ilişkisine benzer.

Hükümet, terörü kaynağında kurutmak ve toplumsal huzuru kalıcı kılmak için bazen sert askeri operasyonlar, bazen diplomatik hamleler, bazen de ezber bozan çağrılar yapar. Muhalif koro, bu hamlelerin sadece "sesine" odaklanır. Yapılan bir çağrıyı veya stratejik bir manevrayı bağlamından kopararak; "Dün böyle diyordunuz, bugün neden böyle yapıyorsunuz?" diye sorarlar. Oysa o ses (hamle), yaklaşmakta olan "suya" (kalıcı barış ve tam bağımsızlığa) işarettir. Onlar "anırma" sesine takılıp kalırken, devletin sırtındaki "beka matarasını" görmezden gelirler.

Hikayedeki köylü, abdestin neden bozulduğunu araştırmadan sadece sonuca odaklanmıştı. Bugün de muhalefet, terörle mücadelenin veya çözüm iradesinin "biçimine" itiraz ederken, bu mücadelenin "ruhunu" yani 40 yıllık kanayan yarayı durdurma amacını ıskalıyor. Terörsüz bir Türkiye vizyonu, sadece askeri bir başarı değil, bir "su" gibi hayati bir ihtiyaçtır. Su geldiğinde, eski kavgaların ve geçici tedbirlerin (teyemmümün) hükmü biter. Ancak muhalefet, "Eski usulde kalalım, suyun gelmesine gerek yok" diyerek susuzlukta ısrar etmektedir.

Bilge hocanın dediği gibi: "Evladım, sen o hikayeyi ya dinlemedin ya da işine geldiği gibi anladın." Muhalif blok, hükümetin terörü bitirme kararlılığını kendi siyasi şablonlarına oturtamadığı için, her adımı bir "taviz" veya "stratejik hata" olarak kodluyor. Basit ve sansasyonel olanı (eleştirmeyi) tercih ediyorlar; çünkü Türkiye'nin terör prangasından kurtulmasının getireceği o büyük ve karmaşık jeopolitik gücü anlamak, zihni bir çaba ve samimi bir vatanseverlik gerektiriyor.

"Eşek anırdı" manşetiyle uğraşan muhalefet, Türkiye'nin sınır ötesinde kurduğu güvenli bölgeleri, savunma sanayiindeki devrimi ve toplumsal mutabakat arayışlarını sadece birer "gürültü" sanıyor. Oysa bu gürültü, terörün bittiği, kardeşliğin pekiştiği o "su" dolu mataranın yaklaştığının müjdesidir.
Hakikat şudur: Suyun (Terörsüz Türkiye'nin) olduğu yerde, eski siyasetin tozlu teyemmümleri geçersizdir. Eğer bizler olayların ardındaki asıl sebebi, yani devletin bekası için taşınan o "su matarasını" göremezsek; sadece başkalarının yanlış kurguladığı "hükümlerin" ve sığ polemiklerin hamallığını yaparız.
Bugün mesele eşeğin anırması değil, o eşeğin sırtında bu coğrafyaya can verecek olan huzur suyunun taşınıyor olmasıdır vesselam.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.