23 Nisan | Zeynep MERÇAN: Bir milletin kaderi
23 Nisan | Zeynep MERÇAN: Bir milletin kaderi
Bir milletin kaderini kendi ellerine aldığı, iradesini korkusuzca haykırdığı o büyük gün.
Egemenliğin En Saf Hali & Bir Bayramın Neşesi, Bir Vicdanın Sızısı 23 Nisan
23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Ankara'da açıldığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiği tarihtir.
23 Nisan 1921'de milli bayram ilan edilmiş, 1929 yılında ise Atatürk tarafından çocuklara armağan edilerek Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adını almıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da açıldığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete emanet edildiği tarih.
Her yıl baharın en taze sabahlarından biriyle doğar bu bayram.
Gökyüzü o gün sanki biraz daha umutla açılır; güneş yalnızca ısıtmaz, içimizi de aydınlatır.
Ağaçların dallarında yeni filizler, toprağın kokusunda tazelenmiş bir hayat vardır.
Sanki doğa bile bu günü bilir, bu coşkuya ortak olur.
Sokaklar erkenden uyanır.
Balkonlara asılan bayraklar rüzgârla dans ederken, caddeler kırmızı-beyaz bir nehir gibi akar.
Her evde küçük bir telaş, her sokakta tatlı bir heyecan…
Ayakkabılar parlatılır, kıyafetler özenle hazırlanır, saçlar taranır; çünkü bugün sadece bir bayram değil, bir gurur günüdür.
Okul bahçelerinde toplanan çocukların neşesi, sabahın serinliğini ısıtır.
Minik adımların sesi büyür, çoğalır; kahkahalar gökyüzüne yükselir.
Yüzlerinde boyalar, ellerinde bayraklar, dillerinde şarkılar…
Her biri, bir milletin yarınını taşıyan küçük ama güçlü kalpler gibi atar.
Çünkü bu bayram, yalnızca bir kutlama değildir.
Bu bayram, bir milletin kendi kaderini eline alışının, en saf hâliyle çocuklara emanet edilişidir.
Dünyada eşi benzeri olmayan bir anlam taşır.
Hiçbir ülkede egemenlik, çocukların gülüşüne bu kadar içten ve bu kadar derin bir anlamla bırakılmamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, bu günü çocuklara armağan ederken yalnızca bir bayram vermedi;
bir gelecek tasavvuru, bir insanlık ideali bıraktı.
Savaşların içinden doğmuş bir ülkenin, barışı çocukların yüreğinde büyüteceğine inandı.
Çünkü o biliyordu:
Bir milletin gerçek gücü, ne silahlarında ne de sınırlarında saklıdır; o güç, çocuklarının gözlerindeki ışıltıda yaşar.
O gün geldiğinde şehirler adeta bir sahneye dönüşür.
Okullarda hazırlanan gösteriler, şiirler, halk oyunları…
Dünyanın dört bir yanından gelen çocukların el ele verdiği o renkli buluşmalar…
Diller farklı olsa da gülüşler aynıdır; çünkü barışın dili tektir ve en güzel o dili çocuklar konuşur.
Her alkışta bir umut, her şarkıda bir gelecek saklıdır.
Ve o sahnede aslında bütün insanlığa verilen sessiz bir mesaj vardır:
Barış, en çok çocuklara yakışır.
Kardeşlik, en çok onların kalbinde anlam bulur.
Ama bu yıl…
Bu yıl o sahnede eksik kalan çok büyük bir şey var.
Neşenin arasına karışan bir sessizlik, coşkunun içinde yankılanan derin bir sızı…
Son günlerde yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden çocuklar, bu bayramın en saf duygusuna ağır bir gölge düşürdü.
Bir zamanlar bayram sabahına sevinçle uyanması gereken o çocuklar, artık sadece hatıralarda yaşıyor.
Yeni kıyafetlerini giyemeyenler var…
Okul yoluna çıkamayan, arkadaşlarına sarılamayan,
şarkılara eşlik edemeyen çocuklar…
Onlar şimdi yarım kalan cümleler gibi…
Söylenememiş sözler, tamamlanamamış hayaller gibi…
Bir şarkının en güzel yerinde kesilen notası gibi…
Belki isimlerini bilmiyoruz.
Belki yüzlerini hiç görmedik.
Ama her biri, bu ülkenin kalbinde derin bir iz bıraktı.
Ve o iz, ne zaman bir çocuk gülse, ne zaman bir bayram sabahı doğsa, kendini yeniden hatırlatacak kadar güçlü.
Ve şimdi…
Bayram sabahında çocuk seslerinin arasında görünmeyen kocaman bir boşluk dolaşıyor.
Bazı sıralar boş…
Bazı oyunlar eksik…
Bazı kahkahalar yarıda kalmış…
İşte tam da bu yüzden 23 Nisan artık sadece bir kutlama değil.
Aynı zamanda bir vicdanın aynasıdır.
Bir toplumun kendine sorduğu en zor sorudur:
Bir çocuk korkuyla büyüyorsa…
Bir çocuk hayal kurmaktan vazgeçiyorsa…
Bir çocuk bayram sabahına uyanamıyorsa…
O zaman egemenlik yalnızca bir söz olarak kalır.
Oysa egemenlik, sadece yönetmek değildir.
Egemenlik; korumaktır, yaşatmaktır, büyütmektir.
Bir çocuğun güvenle gülebilmesini sağlayabilmektir.
Bir annenin gözünün arkada kalmamasıdır.
Bir babanın geleceğe umutla bakabilmesidir.
Bugün bir çocuğun elinden tutmak, sadece bir iyilik değildir.
Bu, bir sorumluluktur.
Bugün bir çocuğun hayalini korumak, bir ülkenin yarınını inşa etmektir.
Çünkü yarın dediğimiz şey, çocukların bugünden kurduğu hayallerin toplamıdır.
Ve bugün…
Bir yanda bayramın renkleri,
diğer yanda eksilen hayatların sessizliği…
İkisi yan yana duruyor.
Bu yüzden 23 Nisan;
sadece bir sevinç değil,
aynı zamanda bir hatırlayış, bir yüzleşme ve bir söz olmalıdır:
Bir daha hiçbir çocuğun yarım kalmadığı bir dünya için…
Çünkü bir milletin gerçek bağımsızlığı, en çok çocuklarını yaşatabildiği kadar vardır.
Ve belki de en gerçek bayram,
bir gün tüm çocukların korkusuzca gülebildiği gün olacaktır.
O gün geldiğinde,
ne eksik kahkahalar olacak, ne yarım kalan oyunlar…
Ne de bayram sabahına uyanamayan çocuklar…
İşte o zaman, egemenlik gerçekten yerini bulacak.
İşte o zaman,
23 Nisan yalnızca bir bayram değil, tam anlamıyla bir umut olacaktır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın 106. yılı kutlu olsun.
Hem bir sevinç, hem bir acı, hem de vazgeçilmeyecek bir söz olarak kutlu olsun.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.