FAYSAL ATMACA: ÇÜRÜYÜŞÜN ANATOMİSİ
ÇÜRÜYÜŞÜN ANATOMİSİ
NetHaberler.Com | Ara Özel
Ancak bugün basın, sanat, siyaset ve spor dünyasında şahit olduğumuz manzara, bu temellerin planlı bir şekilde dinamitlendiğini göstermektedir. "Sınırsız özgürlük" sloganıyla yola çıkanların, vardığı durak maalesef adliye koridorları ve cezaevi koğuşları olmuştur.
Son bir yılda düzenlenen operasyonlar, bu yozlaşmanın artık "saklanamaz" bir boyuta ulaştığının kanıtıdır.
"Tık" Uğruna Satılan Haysiyet
Basın özgürlüğü, artık toplumun sinir uçlarıyla oynayan, mahremiyeti hiçe sayan ve "fenomen" adı verilen türedi figürlerin kara para aklama trafiğine aracılık eden bir kılıfa dönüştü.
"Özgürce yaşıyoruz" diyerek sergilenen lüks hayatların arkasından çıkan devasa vergi kaçakçılığı ve yasa dışı finans ağları, medyanın etik bir denetleyici değil, bir illüzyon makinesi olduğunu kanıtladı.
Basın, toplumun töresini savunmak yerine, bu çürümüş hayat tarzlarını "başarı hikayesi" gibi pazarlayarak toplumsal çöküşe öncülük etti.
Estetikten Sapkınlığa
Sanat, insanı yücelten bir eylem olmaktan çıkarılıp, "dokunulmazlık" zırhı altında toplumsal değerlere saldırı aracına dönüştürüldü.
Son dönemde sanatçı adı altındaki bazı isimlerin "performans" veya "ifade" diyerek toplumsal hayâ duygusunu hedef alması, yargı kıskacına girdi. Mabel Matiz gibi isimlerin klipleri üzerinden yürütülen soruşturmalar, sanatın "sınırsız özgürlük" bahanesiyle birer kültürel suikast silahına dönüştürüldüğünün tescilidir.
Kendi halkının kutsallarına yabancılaşan, sanatın estetik gücünü yıkıcı bir ajandaya hapseden bu anlayış, sanatın ruhunu öldürmektedir.
Siyasetin "edep" üzerine kurulu töresi, yerini yolsuzluk dosyalarına ve kayyum atamalarına bıraktı.
İstanbul merkezli belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar, "kamu hizmeti" maskesi altında nelerin döndüğünü bir bir ortaya koydu. Siyaset, toplumu birleştirme vasfını yitirip, şahsi menfaatlerin ve töre dışı ilişkilerin arenasına dönüştü.
Siyasetçilerin dili, toplumu rehabilite etmek yerine, sınırsız bir hakaret ve kutuplaşma diliyle "töresizliği" meşrulaştırdı.
Bahis ve Şike Skandalları
Sporun töresi olan "centilmenlik", 2025-2026 yılındaki devasa operasyonlarla tarihinin en büyük darbesini aldı.
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın ihbarıyla başlayan; aralarında Mert Hakan Yandaş, Metehan Baltacı, eski başkan Murat Sancak ve hatta hakemlerin bulunduğu onlarca ismin tutuklanması veya gözaltına alınması, sporun nasıl bir bataklığa çekildiğini gösterdi.
Rakibe saygı yerini yasa dışı bahis hesaplarına bıraktı. Binlerce futbolcunun disipline sevk edilmesi, sporun artık sadece bir oyun değil, toplumu zehirleyen bir "bahis merkezi" haline getirildiğinin acı vesikasıdır.
Töreye Dönüş Mü, Kaosun Devamı Mı?
Son bir yılda şahit olduğumuz tutuklamalar ve soruşturmalar, toplumun bağışıklık sisteminin hala çalıştığını göstermektedir. "Sınırsız özgürlük" diye yırtınanların aslında birer "hukuk tanımazlık" destanı yazdığı deşifre olmuştur. Töre, bir pranga değil, toplumu koruyan bir kalkandır. Bu kalkanın delindiği her alan (basın, sanat, siyaset, spor) bugün adliyenin konusu haline gelmiştir.
Yeniden dirilişin tek yolu; sahnede estetiği, sahada adaleti, manşette dürüstlüğü ve kürsüde edebi, yani öz töremizi geri çağırmaktır vesselam.