Fatih ÇİÇEK: Neden Bu Kadar Manipülasyona Açığız


Bu durum, bizi bir "öncelikler sıralaması" (fıkhu’l-evleviyyat) yapamaz hale getiriyor. Analitik zeka yapısı, tek başına bu karmaşayı çözmek ve hayatta hakiki başarıya ulaşmak için yeterli değildir. Çünkü zeka; birbirinden bağımsız gibi görünen pek çok veri arasında illiyet bağı kurabilme, yani olayları sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlayabilme kabiliyetidir. Ancak sadece bağ kurmak da yetmez; zekanın asıl kıymetli ürünü, bu bağlardan "anlamlı veriler" elde etmektir.

Bugün sığ sularda gezen ve her konudan "üç beş cümlelik" bilgi kırıntısına sahip olan insanlar, eğer bu kırıntılarla analitik bir sonuca varmaya çalışırlarsa, hayatın bir sonraki aşamasında neyle karşılaşacaklarını kestiremedikleri için muhtemelen yanlış yargılara varacaklardır. Tıpkı bir tıp öğrencisinin sadece semptomlara bakıp hastalığın kökenini anlamadan teşhis koyması veya bir yatırımcının sadece anlık grafiklere bakıp küresel piyasa dinamiklerini okuyamaması gibi...

Her bilgiyi derinlemesine çözümlemek için insan ömrü kâfi gelmeyebilir; bu sebeple "ihtisas alanları" (uzmanlıklar) oluşturulmuştur. Herkesin bir konuda derinleşmesi gerektiği doğrudur. Lakin bir Müslüman, idealde iki alanda uzmanlaşmalıdır: Örneğin bir yazılım mühendisi, kod yazma konusunun en derin teknik detaylarına inerken, İslam fıkhının kendi mesleğine bakan yönüne de (verilerin gizliliği, kul hakkı, yapay zeka ahlakı gibi) vâkıf olmalıdır. Ancak bu çift yönlü derinlik sağlandığında, kişi kendi işine "Müslümanca" bir bakış açısı getirebilir.

Önümüzde yüzlerce kapalı kutu duruyor. Biz her kutunun kapağını açmaya çalışıyoruz ama çoğuna tam manasıyla vakıf olamıyoruz. En donanımlımız bile 30-40 kutu açtığında, sadece gözüne ilk çarpan yüzeysel bilgiyi görüyor. Oysa o kutuların dibinde, henüz göremediğimiz çok daha hayati katmanlar var. Birileri 50-60 kutu açmış, hatta 10-20 kutunun ikinci ve üçüncü derinliğinde ne olduğunu öğrenmişse; bu kişinin analitik zekasıyla birlikte, hangi kutunun tamamen açılması veya hangisinin rafa kaldırılması gerektiği konusundaki isabet oranı yükselecektir. Bazı insanlar ise bu yolda o kadar mesafe katetmişlerdir ki, henüz açmadıkları kutuların içeriği hakkında bile %90 ihtimalle doğru tahminde bulunabilirler. İşte bu, irfan ehlinin doğruyu bulma eğilimidir. Buna bir de Allah’ın yardımını ve inayetini eklerseniz, o kişi artık bir hikmet ehline dönüşür.

Bugünün genç ve orta yaş kuşağının asıl sorununa gelelim: Teknolojiyi kullanma becerimiz sayesinde yüzlerce bilgi kutusundan belki 60'ını hızlıca aralıyoruz. Bu, anne ve babalarımızın açtığı kutu miktarının iki katından bile fazla olabilir. Ancak onların bizden farkı şuydu: Onlar açtıkları kutuların 2., 3., hatta bazen 4. derinliğini, yani özünü biliyorlardı. Diğer kutuların da bir derinliği olduğunu "aynel yakin" (gözle görürcesine) bildikleri için hadlerini biliyor ve o konunun uzmanına, yani bir bilene tâbi oluyorlardı. Bu tevazu ve usûl, onların hayatta savrulmalarını ve büyük hatalar yapmalarını engelliyordu.

Şimdi biz, çok fazla bilgiye ama çok sığ şekilde vâkıf olduğumuz için; bize kutuların sadece ikinci derinliğini gösteren ilk kişiye (bu bir sosyal medya fenomeni, bir manipülatör veya sahte bir uzman olabilir) hemen kanıyoruz. Bilgimiz sığ olsa da miktar olarak fazla olduğu için aklımıza ve kendimize, gerçek istidadımızdan (kabiliyetimizden) daha fazla güveniyoruz. Bu sözde özgüven, bizi manipülasyona açık hale getiriyor. Sosyal medyadaki bir "algı operasyonu" ile kitlelerin tek bir yöne kanalize edilmesi tam olarak bu sığlık yüzündendir.

İşte bu kadar manipüleye açık bir haldeyken, toplumun yararına olduğunu sandığımız konularda kararlar veriyor ve çoğunluk oluşturuyoruz. Oysa konulara derinlemesine vakıf olan "hasbi" beyinler, toplumun gerçek önceliklerini belirlerken bize sadece onlara uymak kalıyor. Fakat hikmetin ve irfanın mumla arandığı, ferasetin köreldiği bu çağda; doğru insanı, doğru bilgiyi ve doğru kanalı seçme kabiliyetimizi de kaybediyoruz.

Çünkü bizim 3-4 adım önümüzde giden kötü niyetli odaklar, öyle bir düzen kuruyorlar ki; sorgulamayan, derinleşmeyen ve kolayca yönlendirilebilen topluluklar oluşsun istiyorlar. İşlerine gelmeyen bir durumda, birkaç ufak "algı çalışmasıyla" kitleleri istedikleri noktaya çekebiliyorlar. Bize düşen, her alanda olmasa bile en azından kendi alanımızda ve inancımızda derinleşmeye çalışmaktır. Şüphesiz her alanda derinleşmek imkansızdır; lakin o durumda da vâkarla haddimizi bilmek ve gerçekten "bilene" tâbi olmak gerekir.
Selam ve Dua İle…
Fatih ÇİÇEK
16.01.2026