Ahmet Yılmaz’a Osmanoğlu’dan Tokat gibi cevap! Sahtekar Tarihçiler, Tarihi doğru öğrenin
Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda dikkat çekti. Paylaşımında Abdülhamid Osmanoğlu'nu etiketleyen Yılmaz, dedesi Sultan Abdülhamid Han üzerinden bir tartışma başlatmayı amaçladı. "Bakanlar Kurulu’nda kaç tane Türk vardı?" şeklindeki sorusuyla tarihi bir mesele üzerinden manipülasyon ve demagoji yaparak durumu aydınlatmak istediğini ima etti.
Ancak Osmanoğlu'nun verdiği yanıt, adeta karşı tarafa ders niteliğinde bir cevap oldu ve bu girişime tokat gibi bir şekilde noktayı koydu.
Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz'ın, Abdülhamid Han'ın torununa yönelik manipülasyon amacı taşıdığı öne sürülen "Bakanlar Kurulu'nda kaç tane Türk vardı?" sorusuna, Osmanoğlu'ndan oldukça net ve sert bir yanıt geldi. Osmanoğlu, dedesi Sultan Abdülhamid Han'ın yalnızca bir ülkenin ya da bir devletin hükümdarı olmadığını, aynı zamanda tüm dünyayı kapsayan bir cihan padişahı olduğunu belirtti. Bu nedenle, devrim niteliğinde olan yerinde yönetim modelini hayata geçirirken bölgenin dinamiklerini bilen yöneticilerden faydalanılmasının bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Bakanlar Kurulu'nda farklı milletlerden yöneticilere yer verilmesinin bu anlayışın bir gereği olduğunu ifade ederek, tarihi bilgilere hakim olmayanların bu tür konuları öğrenmek için çaba göstermesi gerektiğine dikkat çekti.İşte o açıklamanın devamı Nethaberler haberinde;
SAHTEKÂR TARİHÇİLİĞE AÇIK SORU…
MTP Genel Başkanı Ahmet Yılmaz’ın ortaya attığı soruya önce net bir cevap verelim:
“Abdülhamid’in bakanlar kurulunda kaç Türk vardı?”
Osmanlı Devleti bir ulus-devlet değil, bir cihan devletiydi. Bakanların etnik kökeni değil, liyakati ve devlete bağlılığı esas alınırdı. Devlet-i Aliyye’nin 600 yıl ayakta kalmasının nedeni de budur.
Sultan Abdülhamid Han-ı Sani’nin Ermeni, Arnavut, Arap, Çerkes veya Rum kökenli devlet adamlarını görevlendirmesi bir zayıflık değil; çok milletli bir yapıya sahip Devlet-i Aliyye’yi yönetme konusundaki siyasi ferasetinin göstergesidir. Mesele, “Türk olup olmamak” değil; devlete hizmet edip etmemektir.
Kaldı ki senin övgülerle andığın İttihatçı liderler, “milliyetçilik” söylemiyle yönetime gelmiş olsa da, birkaç yıl içinde Devlet-i Aliyye’yi ağır bir yıkıma sürüklediler. Buna dair bir eleştiri getirmezken; Osmanlı’ya ve özellikle Sultan Abdülhamid Han-ı Sani’ye yönelik haksız ithamlarda bulunmak tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Gelelim asıl meseleye:
TÜRK DEMEK OSMANLI DEMEK,
OSMANLI DEMEK TÜRK DEMEKTİR.
Bu sadece bir slogan değil, tarihin ortaya koyduğu bir gerçektir. Fenerbahçe–Partizan maçında açılan pankart da bu hafızayı hatırlatmıştır.
Sultan Abdülhamid Han-ı Sani;
— Doğu Türkistan için Pekin’de üniversite açılmasını desteklemiş,
— Türkistan faaliyetlerine katkı sağlamış,
— Dömeke’deki askerî başarısıyla Yunanistan’ı masaya oturtmuştur.
Dolayısıyla “Osmanlı Türk düşmanıydı” iddiası tarihsel temelden yoksundur.
Kosova’da şehit veren, İstanbul surlarında gazi olan; Mohaç’tan Haçova’ya zaferler yazan bu büyük devletin mirası derin ve köklüdür. Osmanlı’ya saldırarak Türk kimliği savunulamaz; aksine, tarihî köklerden uzaklaşıldığını gösterir.
Bu milletin hafızası da vakarının ölçüsü de büyüktür.
Ecdadına yönelik haksız ithamları ise unutmaz.