Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Avatar photo
Nilüfer AKINGÜL

Uyumak ve Uyuyamamak

Sistemin köleleştirilmiş efendileri, suya sabuna dokunmadan paklık iddiasındalar. Kralın çıplak ya da giyinik olmasının bir espirisi yok artık. Ne yazık ki dillerimiz suskunluğa pelesenk. Afaroz edilen karşıtlığın belki de özgünlüğün seküler toplumda ben varım, ben de varım deme gayreti sindi, sindirildi. Çarkların dişine ruhunu ve maddesini ayarlayamayan herkes öğütülmeye mahkum.

“Beni assanız da dünya yine dönüyor” diyen İtalyan bilim adamı Galileo’ya mi yanalım yoksa Yunan filozof Sokrates’in karısının “Haksız yere öldürülüyorsun” dediğinde “Haklı yere öldürülsem daha mi iyi olacaktı” demesine mi?

Mesela siyasete baktığımız da dahi aslında muhaliflerin bile muhalif değil bilakis muhalif adı altında sistemin dayatmalarına desteklerini müşahadedeyiz. Etiket liyakatin önünde atını cirit oynatırken gerçek karekterler, kimlikler ve kişilikler yok sayılmaya devam ediyor. İstisnalar olmakla beraber bir bakıyorsunuz bir fabrikayı aslında, perde arkasında ayakta tutan ne mühendis, ne patron; haddi zatında işin ilmine vakıf bir tekniker olabiliyor.

İşte insan, kendince dikte ederken bile aslında başka bir şeyin, başka bir ipin kuklası gibi. Peki nedir o, demekten kendimizi geri alamıyoruz? İpin ucu nerde, kimde bilemem ama vahşice bir kontrolün güdümündeyiz. Arama motorlarından dinlenildiğimizi şakkıdı çıkan reklamlar gözümüze soksa da görmüyoruz. Öylesine alışmışız ki empoze edilen ne varsa sünger gibi emiyoruz.

Mesela mankenlerin ya da parası olan insanların sureti hep aynı. Allah’ın herkesi özgün yaratmış olmasının bir hikmeti var kesinlikle. Ama yok işte dedim ya insanik robotlarız hepimiz. Karşı bayrak açmak bir Meksikalı ressam Firida Kahlo’nun aklına geldi belki bir de, bir desi yok aslında…

Evler aynı, arabalar aynı, tohumlar, hasatlar, yazılar, doktorlar, aşçılar vs. Amarikada yapılan bir araştırma sonucu şunu göstermiş ki ” Arılar yeryüzünden gitse, nesli tükense, bitkileri aşılayan onlar oldukları için 50 yıl sonra dünya kocaman bir çöl olacak ve bir ot dahi yetişmeyecek. Aynı araştırmayı insanlar için yapmışlar ve bakmışlar ki insanlar olmasa dünya 50 yıl sonra daha güzel yeşillenecek” Bu da demek ki insanın hakikaten bir bozucu tarafı var zaten insan bu dünyaya ait değil.

Her neyse, sözün özü şu ki bırakalım Nasrettin hoca gibi leyleği kırpmayı, bırakalım kendimizi kendimizden müstağni yaşamayı. Herşey bir şeye fıtratıyla rücu etsin; Miraç gecesi sütü tercih eden peygamberin ben fıtratı seçtim demesindeki hikmete teslim olalım. Öz kopmuş ise gözün sözü yalandır ve çaba gerektirir.

Küresel toplumun halihazırda pişirdiği yemek insanı bir mankurt etmekten başka bir şeyi hedeflememektedir. Siz içine her ne kadar şeker de atsanız tuz da bassanız zehri gitmez.
İşte bu yüzdendir her peygamberin şeriatı bir önceki hak kitabı bile devre dışı bırakmaktadır. Yine bu yüzdendir ki bir şeyi yıkıp yapmak o şeyi tamirden daha garantidir.
Velhasıl-ı kelam yine güne, yeni güne öğlenaydın….

Nilüfer Akıngül
LEYLİFER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ