Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Serkan Gürsoy: 8 Mart!

Feminizm sözde kadınların sosyal

Feminizm sözde kadınların sosyal ve siyasal anlamda adalet noktasında eşitliğini ve haklarını savunan bir ideolojidir. 1837 yılında ilk defa Fransız sosyolog ütopyacı Charles FOUİER ortaya atmıştır.Charles FOUİER 400 kişilik bir halk(klan) üzerinde adına Falanje verdiği bir çalışma yapmıştır.Akışkan ve geçişken bir toplum modeli tasavvur etmiş,

herkesin herkesle birlikte olduğu aile kavramının ve aidiyet duygusunun olmadığı, çocukların toplum tarafından yetişirildiği, bireyselci, özgürlükçü ve sapkın bir ideolojik görüş ortaya atmıştır.Feminizm sözde kadın hakları ve eşitlik adı altında aslında erkek düşmanlığı yapmakta öyle ki arkasında şeytani küresel çetenin olduğu ve yerli işbirlikçilerini fonlayarak ulus devletleri, dünya da ve Türkiye’deki kadınları erkeklere düşman etme projesidir. Toplumların ve toplumumuzun en güçlü kalesi aileyi hedef alarak, siyasete, medya ya, devletin kurumlarına ve dahi adli mercilerle kanun ve yasalarımızın içine kadar girmişlerdir.İşte bu 1837 yılında başlayan Feminizm ideolojisinin diğer bir ayağıda sapkınlık (eşcinsellik)’tir. Aile kurumunu çökertip kadınları erkeklere düşmanlaştırarak boşanmaları artırmak, kadın-erkek doğal ilişkilerini bozup, kadın kadına, erkek erkeğe sapkın yönelimlerin önünü açarak toplumu İfsat etmek ve geleceğimiz nesillerimizi Aile birlikteliğinden baba-anne değerlerinden yoksun yetişmesini sağlayarak küresel çetenin maşaları haline getirmektir.Baba ve erkekleri Aile içinden ve koruyuculuğundan uzaklaştırmak ve itibarsızlaştırarak,sözde kadın hakları eşitlik kavramı gibi süslü söylemlerle kadınları Aile dışında toz pembe bir dünya ya davet etmek ve çocuklarımızı istedikleri gibi kullanacakları Aileye bağlı olmayan, aidiyet duygusu köreltilmiş İfsat projelerinin maşaları haline getirmektir. Öyle ki şimdi Amerika da quir teori yani işte 1837 yılında ortaya atılan akışkan birey modelini hayata geçirmek için cabalıyorlar.Bismund adında bir çocuğu bu teorileri için kullanmakta toplumlara medya vasıtasıyla rol model olarak sunmaktadırlar.Amerika ve Avrupa da feminizm hareketi Aile kurumunu çökerterek bireyselci,özgürlükçü bir anlayış modeli sunarak The Great Reset projesinin ayaklarından birini oluşturdu.Amerika ve Avrupa’da evlilikler azaldı, doğum oranları düştü, genç nüfus azaltılarak toplumlar felaket senaryosuna hazırlanmaya basladı. Dünya da bu gelişmeler yaşanırken Tanzimat Fermanı ile kadın hareketi (Feminizm)’in Türkiye’de literatüre girişi, Türk milliyetçiliğinin ve Türkçülüğün düşünce babalarından Ziya Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabının “Türk Feminizmi” adlı bölümünde “feminizm” kavramına övücü bir dille değinmesiyle oldu.Kadınların en büyük vazifesi analıktır.Atatürk’ün kadınlarla ve kadın hareketi ile ilgili beyanları ; “İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin önemi layıkıyla anlaşılır.” “Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini sağlamaktır.” “Bu sebeple kadınlarımız da ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir.”Sonra kadınlar erkeklerle yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl Zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.”M.Kemal Atatürk’ün kadın dernekleri ve siyasi faaliyetlerinin son bulması için yapılan görüşmeler neticesinde tüm kadın dernekleri ve hareketleri lağvedilmişdir.Son dönemlerinde çıkarılan cemiyetler kanunu ile de Atatürk şu sözü söyleyerek “Ayrı bir cinsiyet temelinde kadınların hak arama cihetine gitmelerine gerek kalmamış,erkeklerin yararlandıkları tüm haklara sahip olmuşlardır.”Tüm yapıların dernek ve faaliyetlerini devlete karşı bir kalkışma olarak görmüş ve faaliyetlerine son vermiştir.
Bu dönemin ardından Türkiye’de uzun bir süre etkinliğini kaybeden feminist hareket 12 Eylül Darbesi’nden sonra dernekler ve sayısız yayın aracılığıyla yeniden kendini gösterdi ve o dönemden beri kadına yönelik şiddet, kürtaj, toplumsal cinsiyet rolleri, LGBT bireylerinin hakları gibi konularda yoğun bir mücadele yürütmeye başladı.Öyleki Feminizm hareketinin ilk ve en etkin hareketi 743 Sayılı Atatürk dönemi medeni kanunda Nafaka “Ağır kusur olması durumunda azami 1 yılla sınırlı” iken 1988 de TMK’da yeniden bir düzenleme yapılarak 175 Md. ) “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde değiştirildi.Nafaka süresini müebbete çeviren kanun tasarısına 1988 yılında karşı çıkan 18. Dönem Milletvekilleri DYP’den Abdullah Ulutürk ve CHP’den Ali Şahin’in, bugünü adeta 30 yıl öncesinden görerek, “aile düzeni yıkılır”, “boşanmalar artar”, “evlilikler azalır”, “gayrımeşru ilişkiler çoğalır”, “Bu yasa felaketimiz olacaktır” şeklinde ikazlarda bulunmuşlardır.Yasa suistimale çok açıktır..”diye ikazlarda bulunmuşlardır.
Öyle ki devamın da günümüzde geldiğimiz noktada Feminizm hareketi Aileyi ve toplumu çökerten ifsat eden projelerini siyasiler ve yargı üzerindeki etkin ve tahakkümünü artırarak medya mühendisliği ile de toplumu zehirlemeye devam etmiştir.2002 yılında 743 sayılı kanunda,İslam Hukukunda ve Tarihi kültürümüzdeki erkeğin Aile icerisindeki Kavvam ve idareci rolünü ortadan kaldırarak “Kadın-erkek aileyi beraber yürütür ve eşittir ibareleri konularak ailede Hdpkk daki gibi çiftbaşlılık eşbaskanlık modeli getirilmiştir.Yine 2004 yılında Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde tekrar düzenlenen 4721 sayılı TMK ile zina yı suç olmaktan çıkaran yasa düzenlenmiş,Cumhurbaskanımız dahi bunun hata olduğunu kabul etmesine rağmen bu konuda topluma ve değerlerimize uymayan bu ifsat projesinin ayağı düzeltilmemiştir.Devamında kadın dernekleri ile birlikte hareket eden eşcinsel oluşumlar çoğalmaya baslamış yaklaşık 300 civarında dernek açılmıştır.2010 yılında Strasbourg da hazırlanıp görüşülen,2011 yılında İstanbul da imzalanan İstanbul sözleşmesi ve bağlı olarak iç hukukumuza uyarlanan uygulama yasası 6284 Sayılı İftira ve Gayri Ahlaki Uygulama Kanunu ile son 11 yılda 2023 yılına geldiğimizde 5.250.000 civarı uzaklaştırma kararı ile milyonlarca erkek evinden atılmış,aile yuvaları yıkılmış,milyonlarca erkek iftira mağduru olarak hapse sokaklara atılmış,çocuklar babalarından koparılarak küresel şeytani çetenin maşaları haline getirilmektedir.Sözde Aileyi ve Kadınları koruma yasası gibi görünsede boşanmalar hızla artmış(%49.7),evlilikler azalmış,doğum oranları tehlike sınırınında altına inmiştir.Aile bakanlığımızda Kadın Hakları temsilciliği,Çocuk Hizmetleri Gen.Müd. olmasına rağmen erkeklere dair birim bulunmamaktadır.Velayetler cinsiyetçi bir bakış açısıyla annelere verilmekte %76.9 ile baba ile çocuklar arasındaki bağlar korparılmak istenmektedir.Öyle ki Dünya ve Avrupa ülkeleri ortamalarının yarısından daha düşük bir orana sahip,taciz,tecavüz,öldürülen kadın sayısı ve şiddet vakaları oranlarına rağmen Vatanı,milleti,eşi ve çocukları için gerektiğinde canını veren Müslüman Türk erkekleri tacizci,tecavüzcü,sapık,psikopat,katil ve şiddete meyilli sümme haşa arızalı varlıklarmış gibi topluma empoze edilmekte müthiş bir algı ve manipülasyonla toplum mühendisliği yapılmaktadır.
Evliliğin tüm sorumluluk ve yükümlülüklerini erkeklere yükleyenler,aile birliği ve boşanmanın da tüm ceza ve faturasını erkeklere kesmekte,tedbir,süresiz ve İştirak nafakalarını,tazminatı,mahkeme ve avukatlık masraflarını erkeklere yüklemektedirler.Ancak çıkıp sürekli ve daima kadın mağdur edebiyatıyla toplum manüpüle edilmektedir.Toplumun,devletin en temel çekirdeği Aile’dir.Aile küçük devlet demektir.Devlet baba,vatan anadır.Devlet baba vatan Ana’nın namusunu korur.Bizler Aileyi Koruma Federasyonu,Türkiye Söz Konusu Aile Birliği ve bağlı Aile derneklerimiz ve dahi vatanını milletini seven insanlarımızla toplumu cinsiyet temelinde ayrıştıran,catıştıran cinsel bölücülük ve sosyal terör üreten bu anlayış ve yapılara karşı duracağımızı beyan ediyoruz.