Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Avatar photo
Mehmet MEMDOĞLU

Bürokratik Atalet!..

Her türlü vesayetçi uygulamayla mücadelede kısmi başarılar elde etmiş olan Türkiye, maalesef bürokrasideki vesayetçi anlayışı, keyfi uygulamaları ve sorumsuzluğu aşamamaktadır. Hâlihazırda bürokraside “kraldan daha çok kralcı” olan idareci ve bürokratların varlığı, ülkemiz için bir yüktür. 

Memuriyete “evrak memuru” olarak başlayıp, genel müdür yardımcısı olarak emekli olmuş bir bürokrat:   “Kırk bir yıllık devlet tecrübesi olan birisi olarak iddiam şu ki Ak Parti iktidarına kadar iktidar olan tüm partileri iktidardan düşüren bürokratlar ve bürokrasidir. Ak Parti iktidarının sonunu da halka güven vermeyen duyarsız bürokratlar ve bunları göreve getiren bakanlar hazırlamaktadır.” diyerek, bürokrasideki ataleti dile getirmektedir. 

Kamu kurumlarında liyakat olmazsa, devlette de adalet olmaz, hizmet olmaz. Adaletin ve hizmetin olmadığı yerde ise huzur olmaz, saadet olmaz. Devlet idaresi ile kamu hizmetlerinin dağıtımında etnik köken, grup, parti, takım, kulüp; mezhep, cemaat, tarikat mantığı olmaz. Her grup, cemaat, takım tarikat… kendi düşüncesini, inancını, adalet anlayışını devlet idaresine yerleştirmeye çalışırsa, devleti oluşturan ana gövde çatırdamaya başlar. Adaletin tesis edilemediği bir ülkede, milli gelirden hakkaniyetli bir dağılım da olmaz.

Devlet idaresindeki denetim (oto-kontrol) çarkı etkili ve yerinde kullanılmadığı müddetçe, hizmet etmekten ziyade hizmet edilen, koltuk ve makam sevdalısı hiçbir bürokrat yapıştığı koltuktan vazgeçmez. Vatandaşın yazdığı bir dilekçeye, cevap vermekten aciz olan bir idareciden adil ve hakkaniyetli bir idare beklemek ne kadar doğru olur? Şahsi kanaatim, gündemi “seçim” olan bir Türkiye’de “bürokratik vesayet”in daha da güçleneceği yönündedir.

Bürokrasideki durumun vahametine en güzel örneğe, Nasreddin Hoca fıkralarında rastlıyoruz. Buyurun, birlikte okuyalım. (Orijinal haliyle aktarıyoruz)  

“Akşehir’in Subaşısı haremine gayet tutkun imiş. Kadın umur-i hükümete de karışarak azl ve nasb işlerine de başlamış. Bazı ekâbir, Hoca’ya müracaatla:

‘Aman şuna bir çare bul!’ demeleriyle, Hoca birkaç sohbet esnasında bir takım deliller getirip, misalle göstererek Subaşı’yı kadına o kadar yüz vermekten vazgeçirmiş. Şımarık kadın kocasına karşı alıştığı tahakkümden mahrum olunca, tekmeyi nereden yediğini araştırıp Hoca tarafından olduğunu tahkik eylemekle, yolunu bulup Hoca’nın haremini elde eder. Hoca her yaz çıktığı köyden gelip mu’tadı vecihle Subaşı’nın hanesine misafir olmakla Subaşı’nın haremi münasebet hazırlayıp, Hoca’nın haremini de getirir. Hoca bir gün haremiyle kendi odasında şakalaşırken, kadın naz ve işve diye başlayıp, Hoca’yı sermest ederek:

‘Canım Efendi! Git dışarıda duvar dibinde bir palan gördüm, getir bir oyun çıkaracağım’ der. Artık Hoca da karşı durmak kertesi geçmiş olmakla hemen gider, getirir. Kadın, boynunu büküp yalvarınca, palanı sırtına vurur, bir dekemuydururlar. Kadın biner, Hoca kişneyerek sevgili rakibini koşturduğu esnada, Subaşı’ya haremi bu manzarayı anahtar deliğinden seyrettirir. Hoca nara atıp, iki tarafa çifteler savurarak koştukça Subaşı gülmekten katılır. Nihayet, sabredemeyip kapıyı açar:

‘Hoca Efendi! Vah, vah! Nedir bu hal?’ deyince,

Hoca hiç bozmayıp:

‘Hah, tamam… Şu benim halimi re’yu’l-ayn gördün aa… İşte ben seni bu derekeye düşmekten vikaye için o nasihati icra eyledim. Amma bize gelince, biz ehaddan adamlarız. Nizam-ı âlemin zimamı bizim elimizde değil, bizim hükmümüz ancak kendi haremimiz dâhilindedir. Biz, her boyaya boyanabiliriz, kimseye zararımız olmaz. Fakat siz böyle benim gibi yuları karının eline verirseniz, bütün memleket herc-ü merc olur’ demekle, Subaşı bu nasihatten bir kat daha ibret almış, kadın ise bir kenarda haib ve hasirbakakalmış.” (*)

Geride bıraktığımız yıl içerisinde, kamu kurumlarında “protokol giderleri” adıyla gerçekleşen israf ve gereksiz harcamaların, kamuoyuyla paylaşılması en büyük temennimizdir. Günümüzdeki “Subaşılar/bürokratlar”, kendi paylarına düşeni alırlar inşallah…

(*)-LETAİF-Î HOCA NASREDDİN-İstanbul-Şirket-i Mürtebih Matbası 1926 Baskısı, S. 184-185 (Eserin Orijinal Osmanlıca metni elimizde mevcuttur.)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ